“Bir kitap iyi yazılmışsa onu her zaman kısa bulurum.”
Mansfield Park adlı eserini bitirdiğimde Jane Austen‘ın iki yüzyıl önce söylediği bu sözüyle düşüncem aynıydı. Sevmeyenlere abartılı bir sıkıcılık hissettirse de ben klasiklere oldum olası bayılırım.
20 yıl önce okuduğum “Emma”yı da aynı hislerle bitirmiştim. Sonunu merak etmeme rağmen son sayfalara geldiğimde okumamı ağırdan alarak kitaba iştahla yediğim bir yemek muamelesi yaptığım daha dün gibi aklımda. Aşk ve Gurur da öyle.
Defalarca ama hep ilk heyecanla izlediğim filminde en az Jan Valjan yada Raskolnikov kadar hafızalara yer etmiş olan gurur ve kibir timsali Bay Darcey karakterini oluştururken bu sözleri sarfetmiştir belki de: “Gurur daha çok bizim kendimizi değerlendirmemizle ilgilidir; kibirse başkalarına kendimizi ne şekilde satmak istediğimizle.”
Ailenin yedinci çocuğu olan ve on ikisinde yazmaya başlayan Austen, devrinde hak ettiği değeri görmemiş olsa da İngiliz Edebiyatı adına harika iş çıkarmış nadir kadın yazarlardan biri.
“Okumak kadar tatlı bir şey yok. Başka her şey insanı kitaptan daha çabuk yoruyor.” diyen yazar belki de bu düşüncesinden dolayı hiç evlenmemiş fakat hemen hemen tüm eserlerinde türlü badireler atlatan bayan karakterlerini sonunda sevdiklerine kavuşturmayı başarmış.
Onu her çağda geçerli kılan özelliği nedir deseler; şu sözünden dolayı zekasına güvenerek okurun duygularına seslenebilmesi derim: “Ve bazen duygularımı kendime saklıyorum, çünkü onları anlatabilecek hiçbir dil bulamıyorum.”
“Bir kadının zihni çok hızlı çalışır. Hayranlıktan aşka, aşktan evliliğe bir dakika içinde geçiş yapabilirler.” Sözlerinde bahsettiği gibi bu “anî geçişi” başaramamış olduğundan mı yoksa Mr. Wisley’den aldığı evlilik teklifini tuhaf bulduğundan mı bu sözleri söylemiş orası okur için muamma: “İnsanların zaaflarını zarif bir mizah ile işlemiş olan sevgili yazarın 19 yaşında ilk romanını yazmaya başlaması, 42 yıllık ömrüne baş yapıtlar sığdırmayı başarması ne büyük yetenek!”
İkna adlı kitabında şımarık burjuvaların yanında yumuşak başlı ve yardımsever tavırlarından dolayı benim Anne Elliot’ı beyaz dantel elbiseler içinde hayal ederek okumam yazarın okurun hayal gücüyle kurduğu güçlü bağın en güzel örneği bence. Diğer eserlerine nazaran oldukça ince bir kitap olan “Watson Ailesi” hevesimin kursağımda kaldığı bir kitap olarak yazıldı hafızamın Jane Austen hanesine. Yazarın ölümünden çok sonra basımına karar verilmiş ve tabi ki tamamlanmamış bir eser!
Winchester Katedraline gömülen Jane Austen’ı ziyaret etme isteğim, kimselere sezdirmeden bu dünyadan göçen Virginia Woolf‘un kendini soğuk sularına bıraktığı Ouse nehri kıyısında oturma isteğim kadar baki.
Mansfield Park adlı eserini okurken not aldığım şu cümlesi onun evrensel bir kalem olduğuna inancımın bir kez daha altını çizdi:
“Dünyada en paha biçilemez bilgi insanın kendisini bilmesidir.”
Ülkü OLCAY

Son Yorumlar