Ramiz Hoca

  “Bir âlimin ölümü âlemin ölümü demektir.”

Bir dostum, bir tanıdığım vefat ettiğinde ilk işim günlüğüme bakmak oluyor. Günlüğüme bakıp da o dostumla ilgili yazdığım sözleri okuduğumda kendi kendime “iyi ki bu günlüğü tutuyorum,” diyorum. Ramiz Hoca’nın vefat haberini aldığımda önce günlüğüme baktım. Onunla ne zaman tanıştığım konusunda yazmışım:

“Ramiz Abutalıbov’un adı Banin’nin kitaplarını okurken ve onun hayatını araştırırken karşıma çıkmıştı. Ramiz Hoca 1981’de Paris’te Banin’le görüşmüş ilk Azerbaycanlı aydındı. Sadece Banin mi? Yurtdışındaki Azerbaycanlı lejyonerler, göçmenler ve önemli aydınlar hakkında nerede bir kaynağa baksam hep karşıma Ramiz Hoca’nın adı çıkardı.”

Ramiz Hoca 1937 yılında Gence’de dünyaya gelmiş. 1930’lu yıllar sadece Azerbaycan için değil bütün Sovyetler Birliği için çok zor yıllardı. Azerbaycan’da “repressya” denen devlet terörü dönemi bütün hızıyla ve korkunçluğuyla devam ediyordu. O dönemde Azerbaycan’ın en önemli şairlerinden Hüseyin Cavid gibi binlerce aydın ya öldürülmüş ya da Sibirya’ya sürülmüştü.

Ramiz Hoca’nın çocukluğu İkinci Dünya Savaşı’nın acıları ve yoklukları içinde geçer. Bakü Devlet Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Moskova Ticaret ve Sosyal Bilimler Akademisi’nde okur. O verilen bütün görevlerde başarılı olunca 1985 yılında Unesco’nun Paris bürosunda çalışmaya başlar. Ramiz Hoca’nın esas faaliyeti ve ülkesine hizmeti bu dönemde kendisini gösterir. Yasak olmasına rağmen yurtdışında yaşayan Azerbaycanlılarla özellikle babaları Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde önemli görevler üstlenmiş insanlarla görüşür, onlarla dostluklar kurar ve yurtdışındaki arşivlerine sahip çıkar.

Sovyetler Birliği’nde ismi bile anılmayan ve düşman olarak ilan edilen Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin yurtdışındaki önemli belgelerine ulaşan Ramiz Hoca, onları kitap veya makaleler halinde yayınlar. Onun bu konudaki çalışmaları, emekleri bir ansiklopediye sığacak kadar geniş ve verimlidir.

Onu çok uzun zamandır tanıyordum. Faaliyetlerini takip ediyor, her yazdığını bulup okumaya çalışıyordum. 2018 yılında Bakü’de dostum Cengiz Abdullayev‘in girişimiyle tanıştık ve bir kaç saat sohbet ettik. O günden sonra da sürekli yazışıyor veya konuşuyorduk. Bazen tanıdığı insanların isimlerini bana yazar onlar hakkında bilgim olup olmadığını sorardı. Temmuz 2018 yılında benden Almanya’daki yayıncı Yıldırım Dağyeli hakkında yazmıştı:

“Orhan Bey, bir şey sormak istiyorum. 1989 yılında Almanya’da Karabağ hakkında bir kitabımı Yıldırım Dağyeli yayınlamıştı. Dağyeli yaşıyor mu acaba?”

Bana telefon numarasını da vermişti. Arada bir whatsapptan o olgun ve şefkatli sesini alıyor ve seviniyordum. Nerede kim güzel bir işe imza atmışsa onu dikkatle takip ediyordu. Hatta benim gibi dostlarıyla da o bilgiyi paylaşıyordu. Güney Azerbaycanlı Memmedeli Tacahmedi İstanbul’da beş ciltlik Azerbaycan’nın İzahli Lügati’ni yayınlatmıştı. Onunla ilgili bana hemen bilgi gönderdi:

“Bu günlerde İstanbul’da beş ciltlik “Azerbaycan Dilinin İzahli Lügati” yayınlandı. Lügati hazırlayan uzun yıllardır Fransa’da yaşayan Güney’li dostumuz Memmedeli Tacahmedi’dir. Mümkün olursa onun hakkında da yazın.”

Kurban Said üzerine çalıştığım sıralar sık sık onu rahatsız ediyordum. Bir gün olsun sorularımdan rahatsız olmadı. Her zaman, bazen gece geç saatlerde sorduğum soruya hemen cevap yazardı. Hatta, Ali Merdan Topçubaşı‘nın Türkistanlı mücahit ve siyasetçi Mustafa Çokay‘a 1933 tarihinde Rusça yazdığı mektubu bana göndermişti. Rusça bilmediğimi yazınca da gecenin geç saatinde mektubu tercüme etmiş göndermişti. Yalnız mektupta eski alfabe ile yazılmış bir kaç yer vardı ve onlar okuyamamıştı:

“Benim de bir ricam var. Ali Merdan Bey’in mektuplarında bir kaç kelime eski alfabededir. Onları okuduysanız bana da yazar mısınız?”

Mektupta “Yaş (genç) Türkistan”, “Nadir Nadi” ve “Cumhuriyet” isimleri nedense eski alfabe ile yazılmıştı. Onları okudum ve ona gönderdim.

Bana eski dostlarıyla ilgili bilgiler de yazardı.

“Bakü’de Mikail Hüseynov isimli bir mimar dostum vardı o Kudret ile bir okulda okuduğunu bana anlatmıştı. Şimdi rahmetli olmuştur. Ayrıca Mihail Talalay Moskova’da Esad Bey’in “Beyaz Rusya” kitabını Rusça yayınlamıştır.”

Yukarıdaki cümlede adı geçen “Kudret, Züleyha Esedullayeva”nın kardeşi Gudret Hidayet‘ti ve çok önemli bir halı uzmanıydı. Onun hakkında da araştırma yapmıştım.

Bazen onu çok yorduğumu düşünür, hakkını helal etmesini yazardım. Şöyle cevap yazardı:

“Değerli Orhan Bey, böyle dikkatli oluşunuz için size ayrıca teşekkür ediyorum. Biz her zaman vatanımızın hizmetindeyiz. sevgi ve saygı ile kalın.”

En çok da arşvinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışırdım. Çoğu âlimler vefat edince arşivleri yok olup giderdi. Onun da arşivinin yok olmasından korkuyordum. Son yazdığı mesajların birinde onun da cevabını yazmıştı:

“Benim yurtdışından getirdiğim arşivim, şahsi belgelerin bir kısmı Az. Devlet Edebiyyat ve İncesenet Arşivinde (fondlar No: 648 ve 649),o biri hissesi ise Az. Res. Devlet Arşivinde (fond 3172). Vaktiniz olunca bakın.”

En son bir kaç ay önce telefonlaşmıştık. Onunla beraber bir konuda çalışma yapmak istiyordum. Sanki vefatını duyumsamış ve şöyle yazmıştı:

“Ben artık 83 yaşındayım ve vaktim kalmamıştır. Büyük plan ve projelere giremem. Tek arzum odlar Yurdu kitabımı Alman ve Fransız dillerinde yayınlamaktır.”

Ne yazık ki 2022 yılına girerken onun vefat haberini aldım. 84 yıl ülkesine, halkına hizmet etmişti ve gönlü rahattı. Bazı insanlar vardı gerçekten de yaşadığı çağı aşan ve geçmişle gelecek arasında köprü kuran insanlardır. Ramiz Abutalıbov da onlardan biriydi. Çalışkan, vatanperver, yüreği sevgi ile dolu bir insandı. Şehriyar‘ın deyişiyle “Yaxşıların axire qalmışiydi.”

Vefatını öğrendiğimde çok üzüldüm. Ama ölüm karşısında herkes acizdir ve kabul etmekten başak çaremiz de yoktur.

Ramiz Hoca eserleri, Azerbaycan için hayatı boyu ortaya koyduğu emeği ile bizim tarihimizde ebedi olarak yaşayacaktır. Ruhu şad olsun.

Orhan ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir