Kaybolan Şehir’de Kaybolan İzler: Üsküp’te Paşa Yiğit Bey Huzurunda

Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyârıdır.
Evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.
Yahya Kemal

 

20 Aralık 2023. Üsküp’teyiz. Sabah erken otelden çıkıp Kurşunlu hana kadar geldik. Güzergahımızı, bize Üsküp’te Yahya Kemal’in yaşadığı mahalleyi gezdiren Zeki Gürel Hoca belirliyor. Kurşunlu Handan ayrılıyoruz. Onun ardı sıra, iki yanda dizilmiş tarihi evlere bakarak yine taş döşeli sokaklardan çarşıya doğru ilerliyoruz. Tarihi çarşı tek veya iki katlı binalardan oluşuyor. Sokak ve caddelere bakan bütün zemin katlar dükkân. Baharatçı da var cep telefonu satan da. Burada 500 yıl öncesi ile bugün kaynaşmış durumda. Kahvehaneler, cafeler, hediyelik eşya satan dükkânlar, lokantalar, büfeler, baharatçılar, şekerlemeciler, tatlıcılar…

Sabahın erken saatinde olduğumuz için dükkanların çoğu kapalı. Üsküp’ün nabzı 500 yıldır bu çarşıda atıyor. Yahya Kemal gençlik yıllarında Üsküp çarşısının bütün unsurları ile yaşadığını belirtir. Kazzazları (ipekçi), bezzazları (kumaşçı, bezci), haffafları (ayakkabıcı), hallaçları (yün pamuk atan, kabartan), bakırcıları, kuyumcuları, silahçıları ile bu çarşı Üsküp’ün Türk çehresini muhafaza eder.[1]

Bu çarşıda geçmiş ve günümüz birbirine karışmış bir şekilde yaşıyor. 5 dakikalık bir yürüyüşten sonra kendimizi Paşa Yiğit Türbesinin kapısında buluyoruz.[2]

Paşa Yiğit Bey, Yahya Kemal’in anne tarafından ecdadıdır. Üsküp’ün Türk çehresi demek, Paşa Yiğit Bey ve ahfadının eserleri demektir. 1350-1413 yılları arasında yaşayan bu serhat beyi, bugün Özbekistan’ın güney ucunda Afganistan sınırında bulunan Tirmiz şehrinde doğar. Oradan Anadolu’ya göç ederek yanındakilerle 14. asrın ortalarında Manisa civarına yerleşir.[3] Murad-ı Hüdavendigar (1359-1389) döneminden başlayarak yapılan bütün savaşlarda onun ve vâriSultan Birinci Murat (1359-1389) ile Yıldırım Beyazıt (1389-1402) dönemlerinde önemli fetihler yapar. Paşa Yiğit Bey 1389’da Kosova Meydan Savaş’ında Sultan Murad-ı Hüdavendigar’ın ordusundadır. Zaferden sonra şehit edilen padişahın yerine geçen oğlu Yıldırım Bayazıt tarafından Üsküp ve civarına, hatta Üsküp’ün kuzeybatısındaki diğer bölgelere (Kosova Bölgesi) sultanın ilk sancakbeyi olarak tayin edilir. Birinci Kosova zaferinden hemen sonra Üsküp’ü fetheder (6 Ocak 1392).  Paşa Yiğit Bey Anadolu’nun Saruhan (Manisa) bölgesinden Türkmenleri getirerek Üsküp’e yerleştirir. Ardından Üsküp’te vakıf kurarak süratle Üsküp’ü imar etmeye başlar. Kurşunlu Hana giderken yanından geçtiğimiz Arasta Camii bu sancak beyinin eseridir ve burada yapılan ilk camilerdendir. Cami 1963 yılında meydana gelen depremde tamamen harap olur. 2010-2014 yılları arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek ibadete açılır. Böylece cami 15. Yüzyıldan itibaren yerine getirdiği, müminleri bir kıbleye yöneltme işlevini yeniden kazanır.[4]

Paşa Yiğit Beyin türbesinin bulunduğu külliye ve Meddah Câmii de onun eseridir. Silah arkadaşı Meddah Babaya adanmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında 1943 yılında İngilizler tarafından bombalanıp yok edilen camiden artakalan yerde, bugün de hocası ve yoldaşı Meddah Baba[5] ile yan yana uyumaktadırlar. 1943 yılında bombalanan cami yıkılır, ama minaresi ayakta kalır. 1961 yılında ise minare de yıkılınca Üsküp’ün bu ilk camisinden geriye hiçbir iz kalmaz. Harap durumdaki türbeler[6] ve elde kalan medrese, annesi Paşa Yiğit’in torunu olan Şarık Tara’nın kurduğu Enka Holding tarafından 2015 yılında restore edilmiştir. Daha önce burada bulunan Paşa Yiğit (Meddah) camii artık yok.[7] Şimdi Yiğit Paşa Kültür Merkezi adıyla faaliyet gösteren bu kültür ocağı, Şarık Tara’nın annesi, Humbaracı Yaşar Beyin kızı Mahmure Hanım’a adanmış. Humbaracı Yaşar Bey, Yahya Kemal’in dayısıdır. Külliyede şu anda Paşa Yiğit Türbesi, onun silah arkadaşı Meddah Baba kabri ve sahibi bilinmeyen bir başka kabir bulunuyor. Arkeolojik birtakım kalıntıların yanında çeşme, şadırvan, medrese binası ve kütüphane, Paşa Yiğit’in hayrını 21. Yüzyılda da sürdürüyor.

Paşa Yiğit Beyin Ahfadı

Fetihten sonra Üsküp çarşısını kuran ve buraya Arasta camiini, Meddah câmii ve Medresesini yaptıran Paşa Yiğit Beyin vefatından sonra (1413)[8] Üsküp Sancak beyliği Paşa Yiğit Beyin oğlu olan İshak Bey’e (1375-1444) verilir. Yahya Kemal, İshak Beyin devşirme olduğu kanaatindedir (YK H, s.27)[9]. Ancak Franz Babinger Gazi İshak Beyin Paşa Yiğit’in iki öz oğlundan biri olduğunu belirtir.[10] Diğer oğlu Turahan Beydir. Babinger’in ilgili maddesinin sonunda bulunan şecereden[11] Paşa Yiğit’in ilk oğlu İshak Bey ve soyundan gelenlerin Üsküp ve civarında; Turahan Bey ve soyundan gelenlerin de Teselya civarında fetihler yaptıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Üsküp denilince İshak Bey ve oğulları ön plana çıkmaktadır.

I. Murad’ın Silah Arkadaşı İshak Bey

Gazi İshak Bey II. Murad’ın silah arkadaşıdır, Sırbistan’ı fethetmiştir. Sultanın en güvendiği beylerinden biridir. Belgrat yakınlarındaki Semendire’nin hâkimi olan Vılkoglu’nun Osmanlı’ya karşı hareketlerini Sultan’a İshak Bey bildirir. II. Murad “azim asker toplayıp” onun üzerine gitmeye karar verince, Vılkoğlu (Curac Brankoviç) geri adım atar ve hünkâra elçi göndererek kızını ve yüklü miktarda çeyizi kendisine vermek istediğini bildirir.  Yani bir şekilde ona bağlanmak istediğini belli eder. Paşalar teklifin kabul edilmesi yönünde görüş bildirince, Sultan razı olur. Vılkoğlu’nun kızını ve çeyizini almak için Semendire’ye giden dünür alayında İshak Bey’in hatunu da vardır.[12] İshak Bey 1438 yılında hacca gider. Hacdan Âşık Paşazade ile beraber dönerler. İshak Bey, Üsküp’ün bir Türk-İslâm şehri haline gelişinde de yaptırdığı âbidelerle önemli rol oynamış, şehrin imarını sağlamıştır. Onun Üsküp’teki beyliği sırasında 1436’da II. Murad Hünkâr Camii’ni inşa ettirmiş, İshak Bey de Alaca Cami[13] adıyla bilinen camiyi 1438’de yaptırmış, daha sonra cami torunu Hasan Bey tarafından genişletilmiştir. Bu caminin avlusundaki kitabesiz türbenin, İshak Bey’in diğer oğlu Paşa Bey’e (Deli Paşa) ait olduğu sanılmaktadır. İshak Bey’in genç yaşta ölen Paşa Bey’den başka, Mustafa Bey ve kendi yerine sancak beyi olan İsa Bey isimli oğullarının bulunduğu, İsa Bey’in Bosna’daki vakfiyesinden anlaşılmaktadır.[14] Glisa Elezoviç’e göre İshak Beyin Mahmud ve Mehmed adında iki oğlu daha vardır. Böylece İshak Bey’in oğullarının sayısı 5’e çıkar.[15] Âşık Paşazade, Paşa Bey ile haramiliğe gittiğini tarihinde yazar.[16] İshak Bey’in Üsküp’te ayrıca bir han (Sulu Han), çifte hamam, medrese de yaptırdığı bilinmektedir. Vefatından sonra düzenlenen Zilkade 848 (Şubat 1445) tarihli bir vakıf kaydında üç köyün vergi gelirinin, Eski ve Yeni hanların, çifte hamamın ve birçok dükkânın kirasının imaret ve medresesi için tahsis edildiği anlaşılmaktadır (Ayverdi, s. 255-256).”[17]

Bosna Fatihi İsa Bey

İshak Bey 1444 yılında ölünce, yerine oğlu İsa Bey (1415-1478) sancak beyi olur.  “II. Murad’ın Varna (848/1444) ve II. Kosova (852/1448) savaşlarına katılır. Bu savaşlarda büyük yararlılıklar gösterir. II. Mehmed devrinde (1451-1481), Balkanlar’daki fetihlerde önemli rol oynayan uç beyleri arasında yer almıştır. Özellikle Sırbistan ve Bosna bölgeleri onun ve kardeşi Mustafa Bey’in çabaları ile ele geçirilir.”[18] İsa Bey Bosna’nın fethinde en etkili olan kumandandır. Bugünkü Saraybosna şehrinin de kurucusudur. Bosna sancakbeyliği de İsa Bey’in uhdesindedir. Hem Bosna’ya hem de Üsküp’e önemli eserler yaptırmıştır. Üsküp’teki İsa Bey camii ve külliyesi bu eserlerin başında gelir. Câmi, medrese, kütüphaneden oluşan külliyeden günümüzde sadece cami ayaktadır. Onun da haziresinde bulunan mezarların büyük bölümü -Yahya Kemal’in annesi Nakiye Hanımınki dahil- ortadan kaldırılmıştır. Üsküp çarşısında yaptırdığı Kapan Han ve Çifte Hamam ise hâlâ kullanılmaktadır. Ayrıca su kemerleri inşa ettirerek şehrin su ihtiyacını da karşılamıştır.

İsa Bey önemli gümüş yataklarına sahip bir bölge olana Novoberda’nın alınması için Fatih Sultan Mehmed’e haber gönderir. Fatih ordusuyla Üsküp yakınlarına gelir ve İsa Bey’le buluşurlar. 1455 yılı yazında Fatih Sultan Mehmet’in Novoberda hisarının teslimi için İsa Bey’i göndermesi, ona olan güvenini de gösterir.

Âşık Paşazade tarihinde bu haberleşme ve olaylar ayrıntılı olarak anlatılır. Novoberda bu metinde Niköprü olarak geçer.

Bölüm şöyledir:

“Anı beyan ider kim Niköpri ne suret-ilen feth olundı ve hem kimün elinde-y-idi.

(Niköprü/ Novoberda) Vılkoglı (Curac Brankoviç) dispot elinde-y-idi. Despot ölicek İshak Beg oglı İsa Beg habar göndürdi. Padişah dahı İsa Beg’e eydür: ‘Laz vilayetini (Sırbistan’ı) girü ehl-i İslam itmek dilerin kim eger Hak te’ala virürse. İmdi sen ol vilayetün kadimisin. Ana ne suret-ilen varmak gerekdür; anı bana bildür.’ didi. İsa Beg dahı cevap göndürdi kim: ‘Devletlü sultanum! Fursatundur, her ne vech-ile gelürsenüz gelün.’ didi.

Heman-dem padişah İslam leşkerin cem’ itdi; niyyet-i gaza, didi ve yörüdi. Üsküp’den berü Kara Tonlu tagından vardı, öte yüze aşdı. İsa Beg dahı anda gelüp hünkâr-ıla buluşdı. Andan padişah İsa Beg’e göndürdi kim: ‘Var bu hisarı emn ü eman-ıla dile görelüm ne dirler.’ İsa Beg dahı vardı hisarı dizdarından diledi.

Dizdar eydür: ‘İsa Beg bizüm dinimüzde padişahına hayin olmak yokdur.’ dir. İsa Beg eydür: ‘Hey ebleh! Padişahun hôd öldi.’ didi. ‘Ya siz şimdi kime padişah dirsiz?’ didi.

Cevab-ı dizdar eydür: ‘Bosna kralınun ‘avratı despotun kızıdur ve ol kız bizüm padişahumuzdur.’ didi. İsa Beg eydür: ‘Hey bre ahmak kafirler! Hiç bilür misiz, bu gelen Sultan Muhammed Han-ı Gazi’ dür. İstanbol’ı görmedünüzse bari işitmedünüz mi kim ne’yledi? Neyi gerekse söylersiz.’ didi.

Dizdar: ‘Hele gelsün görelüm.’ didi. Andan sonra devlet-ilen padişah dahı gelüp hisarun üzerine kondı. Heman cenge başladılar. Bişinci günde hisar feth olundı. Vılkoglı’nun mübalaga gümişin buldılar hisarda. Padişahun hazinesine getürdiler. Hisara Müsülmanlar kodılar ve bu hisarun kafirlerinün i’timad itdüklerin de yirinde kodılar ve i’timad itmediklerin hisarda mesalih ne vech-ile olursa gördiler, kayd itdiler.”[19]

Fatih ve İsa Bey bu hisardan sonra Tirebçe (Trepca?) hisarını da alırlar. Ancak buranın alınması daha uzun sürer. Tirebçe’den de bol miktarda ganimet elde ederler.

İsa Bey’in Üsküp’te yaptırdığı eserler (Îsâ Bey Câmii, Îsâ Bey Medresesi, Îsâ Bey İmareti) hakkındaki vakfiye Hicri 874 Safer (Miladi 1469 Temmuz) tarihlidir.[20] Ekrem Hakkı Ayverdi vakfiyenin bize hazırlandığı dönem ilgili önemli bilgiler verdiğini belirtir. Buna göre vakfiyenin düzenlendiği 1469 senesinde Üsküp’teki mülk sahiplerinin büyük çoğunluğu Türk’tür. İsa Bey, vefat eden kardeşi Paşa Beyin de varisidir. İsa Bey’in Mustafa Bey isimli bir kardeşi daha bulunmaktadır. İsa Bey’in Kebir (Büyük) Mehmet Bey ve Sagir (Küçük) Mehmet Bey isimli iki oğlu vardır. Bunlardan başka, İshak Bey vakfiyesinden bu camii genişleten Hasan Bey’in de İsa Bey’in oğlu olduğu anlaşılır.

İsa Bey, kardeşi Mustafa Bey’in hediye ettiği araziye 10 hücreli bir medrese yaptırmıştır ve bu medrese için Üsküp merkezinde ve civarında sayıları 60’ın üzerinde arazi, değirmen, dükkân ve bir kütüphane oluşturacak sayıda kitap vakfetmiştir.

İsa Bey’in vefatından sonra yerine oğullarından hangisinin geçtiği net değildir. Kebir Mehmet Bey vakfiyesinde, sadece kendi oğullarını mütevelli olarak zikreder. Kızlarına hiçbir şey vermez. Kebir Mehmet Bey’in Üsküp’te bir mescidi ayakta kalmıştır. İmareti yıkılmıştır. Ayverdi mescidin konumunu şöyle tanımlar: “Şehrin cenubuna ve kenar mahallelere doğru, çatılı küçük mesciddir. Bani Mehmed Bey, Kebir unvanıyle anılmakdadır; İsa Bey’in oğludur. Diğer oğlu Sagir Mehmed Bey ise, babasının daha makbulü olacak ki, vakıflarının hepsine mütevelli olmuşdur. Bu zat (Kebir Mehmet Bey) ise, anlaşılan daha müstakil hareket etmiş, daha ziyade evladını düşünmüşdür.”

İsa Bey Bosna ve Üsküp’teki vakıflarına mütevelli olarak küçük oğlu Sagir Mehmet Bey’i atamıştır. Ayverdi bu sebeple Büyük Mehmet Bey’in, babası İsa Bey’le arasının açık olabileceğini belirtir. Kebir Mehmet Bey vakfiyesinde, Mehmet Bey’in İsa Bey’in oğlu olduğu açıkça yazılmış olmasına rağmen, bu mescidin kitabesinde Mehmet Bey kendini dedesi İshak Beyin oğlu olarak göstermektedir. Ayverdi bu tutumun, küçük kardeşinin babası tarafından vakıflarına mütevelli olarak atanmasına karşı duyulan bir küskünlükten kaynaklandığını düşünür.[21]

***

Paşa Yiğit Beyin torunlarının teşkil ettiği aile, bir dönemden sonra Humbaracılar/ Humbaracızâdeler olarak anılmaya başlar.

Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet zamanında başlayan humbaracılık, daha sonra 1733 tarihinde Avrupaî tarzda ıslah edilmeye çalışılır. Ocak Humbaracı Ocağı ismini alır. İşin başında Fransız asıllı Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) vardır. Sayıları 601 kişiye ulaşan humbaracıların 300 kişisi Bosna taraflarından getirilir.[22] Bu dönemde Bosna ve Üsküp’te Paşa Yiğit’in torunları yaygın olarak yaşamaktadır. Muhtemelen ocağa alınanlar arasında bu aileden kişiler de vardı ve bu sebeple aile bir süre sonra “Humbaracılar/ Humbaracızâdeler” olarak anılmaya başlandı.

20. yüzyılda bu ailenin mensupları, kelimenin değişik bir söyleyişi olan Kumbaracı veya Kumbaracıbaşı’nı unvan veya soyadı olarak almışlardır. Yahya Kemal’in çocukluğunda, ailenin en önde gelen üyesinin adı Humbaracızâde Yaşar Bey’dir.

İsa KOCAKAPLAN

Kaynaklar

[1] Çocukluğum Gençliğim Siyâsî ve Edebî Hatıralarım, s.45.
[2] Bu konuda geniş bilgi Lidiya Kumbaraca Bogoyeviç’in şu linkteki 2018 yılında yazılmış yazısında bulunmaktadır: Lidiya Kumbaracı Bogoyeviç, “Üsküp’te Meddah Camii Olarak Bilinen Paşa Yiğit-Bey Külliyesi” (Çev: Rıfat Emin).
https://www.academia.edu/127117025/Lidiya_Kumbaraci_Bogoyevi (Erişim: 28.02.2025)
[3] Yiğit Kumbaracı, “Kumbaracı Ailesi ve Emin Bey”, Köprü Kültür Sanat Dergisi, S. 7, Üsküp, Ocak-Mart 2005, s.26.
[4] Lidiya Kumbaracı, s.5.
[5] Lidiya Kumbaracı, s.11.
[6] https://kulturenvanteri.com/yer/yigit-bey-turbesi-uskup/#17.14/42.001088/21.441546(Erişim: 02.03.2025)
[7] https://ceipa.pmf.ukim.mk/tr/node/55 (Erişim: 28.02.2025)
[8] Franz Babinger, “Turahan Bey”, İA, C. 12/2, MEB Yayınları, İstanbul 1988, s. 104-106.
[9] Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal Hatıralar, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1960, s.15. (Kısaltma YKH)
[10] Babinger bu kanaatini Alaca Câmi’nin Arapça kitabesine dayandırır. “Kitabe camiin (Paşa Yiğit Oğlu) İshak Bey tarafından 842 (1438-39) da yaptırıldığını bildirmektedir. Kapının üstünde 56×137 cm. Ölçüsünde, boya ile yazılmış iki satır Arapçadır:
“el-‘amâretü’ş-şerîfe benîhâ fî eyyâmi devleti Sultân Murâd bin Muhammed Han/ isra emri’l-hayri İshâk Bey bin Pâşâ Yiğit Bey fî seneti isneyn ve erbe’în ve seman-mi’e- Bu şerefli bina, Paşa Yiğit Bey’in oğlu İshak Bey’in hayırlı emriyle Muhammed Han’ın oğlu Sultan Murat devletinin zamanında H. 842 yılında inşa edilmiştir.” (Bk. Ekrem Hakkı Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri Yugoslavya, C. III, 2. Baskı, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 2000, s. 258). Babinger, bu kitabedeki Paşa Yiğit Bey oğlu İshak Bey ifadesinden, onun Paşa Yiğit’in oğlu olduğu sonucunu çıkarır.
Âşık Paşazade’nin (1400? -1484) yazdıklarından ise İshak Beyin, Paşa Yiğit Beyin evlatlığı olduğu sonucu çıkar: “Çün cülus itdi Bâyezid Han emr ile Laz vilâyetine (Sırbistan) Kıratova ma’dinini nevâhisiyle ve cemî’i ma’dinleri bile Üsküb’e Paşa Yigit Beg’i göndürdiler kim ol İshak Beg’ün efendisidür. Ve hem atası gibidür.” (s. 394). Bu ifadeden Paşa Yiğit tarafından İshak Beyin devşirme/evlatlık olarak alındığını anlıyoruz. Âşık Paşazade, hacca giden İshak Bey ile Mekke’den Üsküp’e birlikte döndüklerini de yazar (s.468). Bu durumda İshak Bey ile uzun bir hacdan dönüş yolculuğu yapan Âşık Paşazadenin yazdıkları daha önem kazanmaktadır (Bkz. Âşık Paşazade, Osmanoğullarının Tarihi (Haz. Kemal Yavuz-M.A. Yekta Saraç), Koç Kültür Sanat Tanıtım AŞ, İstanbul 2003, s. 394 ve 468)
[11] Babinger, s. 106.
[12] Âşık Paşazade, s. 462-463.
[13] Ekrem Hakkı Ayverdi, İshak Beyin torunu Hasan Bey’in bu camiyi genişletmek için 1519 yılında yaptırdığı eklemelerin eserin mimari bütünlüğünü bozduğu için halk tarafından camiye bu adın verildiğini yazar. Önce caminin yan tarafında bir pencere üzerinde bulunan tevsi (genişletme) kitabesinin 3 satırlık Arapça metnini verir:
“1. Emere bi-vis’ihi hâzihi (?) câmi’ü’l-kadîm biciddihi Hasan Bey bin ‘Îsâ Bey bin İshâk,
2.
Bey Zeyd Kudret ve sümmiyet bi-Câmi’ Kebîr kad faraga ‘an yed Muhammed Hâcî
3.
Cinici fî evâhiri Recebi’l-mürecceb min şühûri seneti hamse ve ‘işrîn ve tis’a-mi’e. -İshak Bey oğlu İsa Bey’in oğlu Hasan Bey’in emriyle bu eski cami genişletilmiş ve ona Ulu Cami adı verilmiştir. H. 925 yılının Recep ayının sonlarında Hacı Muhammet tarafından yazılmıştır.” (İshak Bey camiine ait Arapça kitabeler İstanbul Kültür üniversitesi öğretim üyesi Dr. Mehmet Türkmen tarafından okunmuş ve Türkçeye çevrilmiştir. Kendisine teşekkür ediyorum. İK)
Ekrem Hakkı Ayverdi daha sonra şunları yazar: “Bu (kadîm) câmiin tevsî’ini, İshak Bey’in oğlu mârûf ve meşhûr kahraman Îsâ Bey’in oğlu Hasan Bey emretmiş ve ona (câmi’-i kebîr) unvanını vermiş amma, demekle olmuyor; İkinci Murad ve Îsâ Bey Camileri ondan daha büyükdür. Halk hiçbir zeman Ulu Cami dememiş, belki de şeklindeki adem-i tecânüsden dolayı Alaca Cami demişdir. Yoksa renk i’tibâriyle bir alaca görünmüyor. Tevsîin âmili Çinici Hacı da sanâtını câmide değil, eğer onu da o yapdıysa, türbede göstermişdir. Bu kitabenin târihi Evâhir-i Receb 925 (Temmuz 1519) sonlandır.” (Ayverdi, Age, s. 258.)
[14] Bkz. Ayverdi, Age, s. 250-251. (Ayverdi Glisa Elezoviç’ten naklen 874 Saf er başları (1469 Temmuz ortalarında) yazıldığı düşünülen bu İsa Bey Vakfiyesinin 1925’te vakfın mütevellisi Kemal Osman Kumbaracı Bey’de bulunduğunu yazar. Kemal Osman Bey, Kumbaracı Yaşar Beyin kardeşi olmalıdır. Yaşar Beyin 1919 yılında vefatından sonra vakfiyenin onun eline geçtiği tahmin edilebilir. O yıllarda Yaşar Beyin oğlu Emin Bey de vakfın mütevellisidir. Ayverdi yine Glisa Elezoviç’ten naklen vakfiyenin fiziki özellikleri hakkında da bilgi verir. Buna göre vakfiye 6,72 m boyunda, 26 cm eninde ve yazı alanı 19 cm’dir. Satır sayısı ise 305’tir.
[15] Ayverdi, Age, s. 260, 3 nolu dipnot.
[16] “Fakir dahı ol zamanda Üsküb’e İshak Beg-ile Mekke’ den bile gelmişdüm. Gâh gâh bu mâcerâlarda bile bulınurdum. Ve bir def’a dahı İshak Beg’ün oglı Paşa Beg-ile ve Kılıççısı Togan-ıla haramilıga bile varmış-ıdum.” (Âşık Paşazade, s.468)
[17] Ferudun Emecen, “İshak Bey”, DİA, C.22, İstanbul 2000, s. 524-525.
[18] Enes Pelidija-Feridun Emecen, “Îsâ Bey”, DİA, C. 22, İstanbul 2000, s. 475-476. (Alıntıda tarafımızca bazı düzenlemeler yapılmıştır. İK)
[19] Âşık Paşazade, s.492.
[20] Geniş bilgi için bkz. Ayverdi, s. 250-254.
[21] Ayverdi, Age, s. 260-261.
[22] Ahmet Halaçoğlu, “Humbaracı”, DİA, C. 18, İstanbul 1998, s.349-350. (Kaynakta Humbaracılık terimi şöyle açıklanır: Humbara (kumbara) askerî terim olarak demirden yapılmış, içine patlayıcı madde doldurulan yuvarlak bir çeşit merminin adıdır. …  Bu mermiyi havan topu vasıtasıyla kullanan topçuya humbaracı (kumbaracı), bunu yapan ve kullananların bağlı bulunduğu ocağa da Humbaracı Ocağı denirdi.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir