“Bakın Hanımefendi. Bu saatte niye mi geldim? Gündüzler çuvala girmişti. Ayaklarım haliyle birbirine dolanıyordu. Ağzımda da kaşık oyunu, yumurtayı düşürdüm düşüreceğim derken bu vakit oldu. Arife günü bu saatte en önemli ihtiyacımın bir ipek eşarp olduğunu hatırlayıverdim. Ellerimi hamurdan çıkarıp hızlıca size geldim. Evet, bugün bayram. Aslında arife. Saat 12’yi geçti evet ama dünya artık çok hızlı. Arifeyi bayramdan saymayınız Sizin işiniz bana ipek eşarp satmak olmalı. Bu saatte de olsa bana lacivert, klasik duruşlu bir ipek eşarp satmalısınız. Lütfen. Allah rızası için bana lacivert, ipek, gösterişli bir eşarp.”
Acelem vardı tabi. Hep bir acelem vardı, iki acelem de olabilir, üç de. Biriktirmek kaderimde var. Öyküleri de günü gelir, lazım olur diye biriktirmiyor muyum? Hiçbir kârım yok bu işte ama olsun pazar ola, hayrola.
Acele giden ecele gider derler buralarda. İstanbul’u uzaktan severler. Bendeniz de sizi seviyorum. Ecelim henüz gelmemiş, ben de ona gitmedim, hep ihmal… Ama ben ona bir gidip pir gitmek istiyorum, ondandır ecele gitmeyişim. Gelsin, beni bende bulsun istiyorum ama ben de uzaklardayım. Malum. Hem henüz şöhret sahibi bir şair değilim, burnum doğuştan büyük. Yani yüzüme büyük diyeyim. Çay tabağı kadar yüzüm, kepçe gibi bir burnum vardı sanırım doğduğumda. O da başka pazara.
Ayağıma çorap bile giymedim. Hamuru yoğurdum, onu biliyorsunuz. Çocuklara arife günü banyosunu yaptırdım ki daha güzel büyüsünler diye. Arife suyu ile yıkanınca daha güzel büyürlermiş çocuklar. Yetişemiyorum efendim. Yetişilmiyor ki bilgeliklerine bu büyüklerin. İşgüzarlık geçer akçe hepsinde. Bana kalsa Çilehane’ ye gidip çile çıkarmak istiyorum ya hayır efendim olmaz. Börek açılacak, baklava, sarma ve çörek yapılacak. Öyle itikâfa girecek hayat nerede? Ben neredeyim? Çile şairim çile…
Bayramı fırsat bilmeli elbette, sıkışık vakitleri daha sıkıştırmalı. Çabucak olsun bitsin her şey. Bayramda düğün var, benim ise bayramlık, evlere şenlik halim. Arife günü gün boyunca çamaşır, ütü, yemek, bulaşık vs. derken arife duasını hep gönlüm vakfede yapmaya devam ettim. Tam çörek için hamuru da yoğurmuş, cevizini de hazırlamıştım ki düğün için bir eşarbımın olmadığını hatırlayıverdim. Aman Allah’ım, bayramlığım neyse ama düğün kıyafetimin üzerine bir eşarp!
İyice bir süzüşü var ya beni satış elemanının. Ondan. Nasıl da bakıyor alaylı, gözaltından, görüyor musunuz? Şöyle ipek, şık, kenarları desenli, lacivert bir eşarp olsun diyorum ya! Üzerime yanlışlıkla o an elime gelen yırtık feraceyi giymişim. Başımda da eski bir tülbent. Ayaklarımda da topuklu ayakkabı olacak değil herhalde en eski ev terlikleri. Artık dışarı terliği olmaya hak kazanmış, o denli eski terlikler. Ve ben yorgunluğuma da aldırmıyor, ipekten en şık eşarbı arıyorum mağazada. Arayanlar, daha önce bulanlardı demek ki ümitliler diye hala tebessüm ederek lacivert ipek eşarp almak istediğimi söylüyorum.
İyi ama hangi parayla der gibi bakışları derinleşiyor kasiyerin. Ya Rabbi! Ne büyüksün. Karşımda lale motifleriyle gözlerimi kamaştıran lacivert bir eşarp. Tam ümidi kesmişken, aşk gibi çıkıveriyor karşıma.
Bu arada bütün ucuz eşarplar, tülbentler önüme serilmiş. Şunlar tam size göre diyorlar. Tam bana göre mi? Üstüm başım işte… “Ye kürküm ye” Yoksa diyeceğim ki şiir okumuşlukları var, parada şiir yok, şiirde para ne gezer, biliyorlar besbelli.
Arabesk bir parçayım tam o anda. Bütün yorgunluğumu unutuyorum. Varsın Dilara, karlar yağsın dağlara… Varsın ben seveyim eller alsın da içimde acı kalsın.
Feracenin yırtık cebinden yüksek limitli kredi kartımı çıkarıp işte bu eşarbı satın almak istiyorum diyorum ya… Malazgirt’teyim. Bin atlı ile akınlarda çocuklar gibi şen…
Düğünde, bayramda ve daha sonrasında eşarba aşkımı herkes önce gözlerimden okuyor demek ki eşarbınız çok güzel, nerden aldınız diye soruyorlar. Güzele kabak kökeni diyorum ya… Yakışmaz mı? Yakışıyor. Şiir gibi hikâye.
Laciverti çok sevdiğim günlerdeydim. Gece ve Leyla. Beş vakit. Kılıyorum.
Her zaman bekleriz diyorlar. Madem kredi kartınızın limiti yüksek. Çok sevdik sizi.
Peki, diyorum. İnsan sevebilme ihtimaliniz fazla olmalı.
Bu eşarp çok konuşulacak, diyorlar. Bildikleri bir şey varmış demek!
Şairin lacivert hikâyesi, buyurun diyorum soranlara. Yorgunluğa iyi gelir.
Pijamalarınızla mı okumak istersiniz? Lacivert bir hikâye bu zaten.
Acele etmeyin.00
Lütfen!
Yasemin KULOĞLU

Son Yorumlar