Yapay Zekâya İnat Adanalıyık, Allah’ın Adamıyık!

Bir televizyon haberinde, yapay zekâya göre Türkiye’nin en tehlikeli semtinin Adana‘da olduğu söylendi. Bu habere cevap vermezsek olmazdı.

Beni uzaktan tanıyan kimi arkadaşlar, nereli olduğumu sorar. Adanalıyım, diyorum. Her ne kadar burada doğmadıysam da bu şehrin ekmeğini yiyip suyunu içtim, havasını soludum. Ayaklarım toprağına değdi, gözlerim cıncık gibi mavi gökyüzünü seyretti; ellerim kozasında pamuğuna, dalında portakalına dokundu.

Bu toprakların ekmeğini yedim, demiştim. Gerçekten de öyle oldu. Arkeolog Halet Çambel‘in bir yıl asistanlığını yaptım. Birçok tarihi eseri topraktan çıkarıp numaralandırarak arkeoloji bilimine katkılar sunduk. Anavarza’nın dili olsa da konuşsa…

Çocukluğumdan beri şehrin hemen hemen tüm sokaklarını gezmişliğim var. Bir kenti gerçekten içselleştirmenin başka da bir yolu yok sanırım. Büyüksaat, Merkez Park, Seyhan Nehri, Menderes Bulvarı, Atatürk Caddesi… yıllarca hüznüme, mutluluğuma tanık oldu. Platonik aşklarımı Müslüm ve Ferdi Babaların şarkılarıyla yâd ettim hep.

Yaşar Kemal’in romanlarını, Orhan Kemal‘in öykülerini, Muzaffer İzgü‘nün mizahi metinlerini okuyarak büyüdüm ben. Tabii ki ilk aşkım yazlık sinemalardan da söz etmeliyim: Örneğin Sabri Şenevi Ağabey’in sinemaya verdiği emekler unutulur mu? Eski bir film makinisti olan Sabri Abi, sanata ve sanatçıya önem veren biridir. Sabri Abi bugünlerde emekliliğin keyfini çıkarırken bir yandan da oturduğu mahallede, küçük bir bahçede yazlık sinema kurarak akşamları film oynatıp seyircilere gazoz ikram ediyor. Ben de en son geçen ay sinema evine uğrayıp “Sevmek Zamanı” adlı filmi, tıpkı çocukluğumda olduğu gibi mavi tahta sandalyelere oturup gazozumu yudumlayarak izledim.

(Not: Sabri Abi, Saydam Caddesi’ndeki evinin alt katına “Sabri Şenevi Sinema Evi” adı altında küçük de bir sinema müzesi kurmuş. Müzeyi ziyaret etmenizi öneririm.)

Annem, bizi küçükken Sular’daki yazlık sinemalara götürürdü. O nostaljik günlerimizi çocuk olduğum için çok az hatırlıyorum. Zaten uzun sürmedi bu macera, biz ergenlik çağına gelmeden yazlık sinemaları kapattılar. Yakın zamanda da şehrin en gözde sinemalarından biri olan Arı Sinemaları (Yazlık sinemaların kışlığıydı.) kapandı. AVM’ler kurulup müşteriler oraya çekilince de bu devasa alışveriş merkezlerinin içine sinemalar açıldı. Böylelikle şehrin göbeğindeki Arı Sineması seyircisine veda etmek zorunda kaldı. Biz Adanalılar olarak çok uğraştık kapanmaması için ama maalesef büyük balık küçük balığı yuttu ve piyasadaki küçük sinemalar tek tek kapansa da o insan sıcağı hiçbir zaman yok olmadı.

Birbirini seven, sıcakkanlı, yardımsever insanlarla bu şehirde tanıştım ben. Bazen  vurdulu kırdılı, bıçkın;  bazen sütlimandır onlar.

Burada dilin her rengine rastlamak olasıdır: Bir bakmışsınız İstanbul Türkçesiyle sözcükleri incitmekten çekinen beyefendilerin şiir tadındaki konuşmaları duyulur, bir bakmışsınız Arapça yalelliler havaya çıkar; başka bir sokakta Farsçanın ahengini andıran Kürtçe zılgıtlar, Roman mahallesinden yayılan çigan nağmelerine karışır. Bir bakmışsınız Çukurova külhanbeylerinin, dilin tuzu biberi küfürleri havalarda uçuşur. Adana da en az Antakya kadar çok kültürlü bir şehirdir. Onlarca değişik ulustan oluşan bir harmandır Çukurova ahalisi. Onları bir arada tutan tutkal da Çukurova‘nın sonsuz bereketidir. Bu bolluğun getirdiği kendine güven, insan davranışlarına doğallık olarak yansır. Dolayısıyla da kimse rol yapmaz burada, herkes doğasına göre davranır. Ben en çok da bu yönünü seviyorum şehrin insanlarının. Bana, Adana insanını tek sözcükle anlat deseler, “samimiyetleri” derim.

Bu şehirde kimse kimseyi yaşam tarzından dolayı ya da kıyafeti nedeniyle kınamaz, ötekileştirmez, dışlamaz… Sanılanın aksine, Çukurova insanı asabi değil;  anlayışlı ve nahiftir.

Göğümüzün sımsıcak güneşi gibi, herkes sevgiyle kucaklar birbirini ve onlar bilirler ki bu şehirdeki her canlı bir başkasının varlığı için gereklidir.

Gün boyu karnaval yeridir Adana caddeleri; bin bir ses, bin bir renk cıvıldaşır sokaklarında. Yaz sıcağından şikayetçi olsak da güneşi bir gün görmesek üzülürüz biz. Yolda adres soranı, kargocu misali adrese teslim ederiz.

Yani demem o ki Yaşar Kemal Muzaffer İzgü ve Yılmaz Güney gibi başka topraklarda doğmuş olsak da  “Adanalıyık, Allah’ın adamıyık. Bici yerik, şalgam içerik, sıcağa kafamız bozulursa da çekip ondörtlüyü güneşe ateş ederik. “

Samle ÇAĞLA

One Comment

  1. Adalet Temurturkan Reply

    Muhteşem bir Adana yazısı.
    “Onları bir arada tutan da Çukurova’nın bereketidir.”
    Çok yerinde bir tespit, kutluyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir