Behçet Abi, Adana’ya Kar Yağar Mı!?

Adana… Adana deyince insanı çıldırtan bir sıcak, portakal bahçeleri, kebap, şalgam, gergin adamlar, kabadayılar, pamuk akla gelir. Adanalıyım dediğinizde karşınızdaki insanın yüz ifadesi değişir. Manidar bir bakış yerleşir gözlerine. Adana sadece yukarıda bahsettiklerimizden müteşekkil değil. Yaşadığımız coğrafyanın bütün insan renklerini içinde barındırır. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı, Müslimi, Gayrimüslimi, Sünnisi, Şiisi, Alevisi, Dinlisi, Dinsizi Tekmili birden. Bir de hem sağdan hem soldan bir çok aydını, yazarı, sinemacıyı, öykücüyü, romancıyı, şairi bağrında beslemiş. Bugünlerde ne yazık ki eski Adana’dan, bölgesinin incisi Adana’dan bahsetmek pek olası değil. Kültürel çeşitlik eriyor, insanlar hızla fakirleşiyor, hayat zorlaşıyor, portakal bahçelerinde betondan dağlar yükseliyor. Adana’nın kendine özgü dokusu, rengi, kokusu silikleşiyor. Yapaylaşan, sentetikleşen bir anlayış kadim Adananın üstünden buldozer gibi geçiyor.   

Bir Adanalı olarak bana yukarıda cümleleri kurduran “Adana’ya Kar Yağmış-Adana Üzerine Yazılar” adlı kitap oldu. Bu derleme bir kitap. Adanalı ya da Adana’da yaşamış yazar çizer, gazeteci, avukat… farklı meslek ve meşrep sahibi insanlar tarafından kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. Kitabı derleyen Behçet Çelik. Çelik Adanalı. Kendisi çağdaş Türk edebiyatının öykücü, romancı ve çocuk kitabı yazarlarından. 1968 doğumlu. Üniversite eğitimine kadar Adana’da yaşıyor. 18 yaşında İstanbul Ünv. Hukuk Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a gidiyor. Kırk yıla yakındır Kadıköy’de yaşıyor. İlk öyküsü Varlık Dergisi’nde yayımlanıyor. Çok velut bir kalem. Bir çok gazete ve dergide öyküleri, denemeleri, çevirileri, kitap kritik yazıları yayımlandı, yayımlanıyor. Çelik ödüllü bir yazar. “Gün Ortasında Arzu” adlı öykü kitabı ile 2007’de 54. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Diken Ucu adlı kitabıyla da 2010’da Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı.

Hem öykücü hem hukukçu Behçet Bey. Edebiyat denince Çukurova’da akla Orhan Kemal, Yaşar Kemal büyük edebiyatçılar akla gelir. İki Kemal de şüphesiz edebiyatımızın devlerinden. İkisi de toplumcu. Köylüleri, Anadolu insanını, bu toprakları yazdılar. İşçileri, simit satıcılarını, ırgatları, ağaları, eşkıyayı yazdılar. Bir Adanalı olan ve her iki yazarı da çok seven Çelik yaşadığı dönemi de es geçmeyerek daha çok modern insanın bunalımlarını, yalnızlığını, suskunluğunu, karamsarlığını, sıradanlığı yazdı, yazıyor. Hepimizin farkında olduğu gibi hayat çok sert, çok katı. Behçet Çelik’in öykü ya da roman kahramanları bu sertliğin, hoyratlığın farkında. Her ne kadar modern zamanları yazsa da Çelik Orhan Kemal’in Adanasını, eski Adana’yı daha çok seviyor. Zaten yeni olanlarda bir çekicilik, bir farklılık yok. Her şey tek tip, tek düze… Hatta “şimdideyim ama gözüm geçmişte, zihnimde çok sık geçmişle şimdi karşılaştırması yapıyorum sanırım. Hatırlamaya ben de düşkünüm.” diyor.

Romandan öyküye, çocuk kitabından denemeye, denemeden derlemeye Behçet Çelik’in kitaplarının adları: “Düğün Birahanesi”, “Gün Ortasında Arzu”, “Belleğin Girdapları”, “Kaldığımız Yer”, “Patikaların İyi Yanı”, “Dünyanın Uğultusu”, “Yolun Gölgesi”, “İki Deli Derviş-Yazyalnızı”, “Diken Ucu”, “Herkes Kadar”, “Dünyaya Baktığımız Yol”, “Yeniden Başlayabilirdim/Hapishaneden Hikâyeler”, “Kurbağalara İnanıyorum”, “Çantasızlar Kampı“, “Sınıfın Yenisi”, “Adana’ya Kar Yağmış”. Kitap adlarına baktığımızda yukarıda da değindiğimiz gibi modern insanın değişim/dönüşüm serüveni de adlandırılıyor sanki. Kendisiyle yaptığımız bir söyleşide (https://www.dibace.net/soylesiyorum) şunları söylüyor Çelik: “12 Eylül kuşağı bunu sert biçimde yaşadı, ama sonraki kuşaklar için de geçerli olabilir bu durum. Sorun biraz da hayat tarzının değişikliğiyle ilgili. Doğrudan politik olmaktan çok gündelik hayatın içerisindeki politik durumla ilgili belki de. Öğrencilik hayatından iş hayatına geçiş, bir anlamda toplumun beklentilerine uygun bir hayat tarzına uyum sağlamaya çalışmak… Sözünü ettiğiniz gibi “daha anlamlı bir hayatın varlığına inanan” genç insanlar için bu yeni hayata alışmak, uyum sağlamaya çalışmak çok daha sancılı oluyor. Toplumsal hayat, rekabetçi bir yaklaşım temelinde örgütlenmiş durumda. Paylaşımdan, eşitlikten yana ideallere inanmış genç insanlar için baştan aşağı rekabete dayalı bu yeni yaşam biçimi ciddi bocalamalara neden oluyor. Kendi aralarında oluşturdukları küçük topluluklara, arkadaş gruplarına çekilenler gene şanslılar; çoğunlukla yoğun bir yalnızlık bekliyor onları.”

Behçet Çelik hayatın bütün ağırlığına, tekdüzeliğine, sıkıcılığına rağmen dünyaya gelmiş olmanın, doğmanın büyük bir şans olduğuna inanıyor. Öykü ve romanlarını okurken buruk, kekre bir tat almamıza rağmen yaşamaktan da vazgeçemiyoruz. Bizi dünyaya bağlayan bir efsun var Çelik’in satırlarında. O efsun belki de yazarın doğmayı, yaşamayı büyük bir şans olarak görmesinden geliyor. 

Sohbeti de tatlıdır. İnsanı sıkmadan, baymadan konuşur. Karşıdakine de söz hakkı verir. Hep ben bilirim, en iyisini ben bilirim havasında değil. Edebiyatı iyi bilir. İyi bir okuyucu. İyi bir edebiyatçı olmanın iyi bir okur olmaktan geçtiğini söyler her zaman. Hukukçu olması hasebiyle edebiyata hukukun penceresinden, hukuka edebiyatın geniş dünyasından bakar. Onun yazı serüveni ya da edebiyat anlayışı bir yere, bir menzile varmak değil; yola çıkmak, yolda olmak ve dünyaya o yoldan, edebiyat yolundan bakmaktır.  

Behçet Çelik’in K24’deki kitap kritik yazılarını mutlaka okuma gerekir. Resmen bir şölen… Kitap şöleni… Yerli yabancı bir çok yazarın kitabı en ince ayrıntısına kadar ele alınıyor. Bu kitapları okumak, edinmek için okuyucu kışkırtılıyor. 

Yukarda da bahsettiğimiz gibi her şey hızla değişiyor, tanınamaz hale geliyor. Biz son süratle yalnızlaşmaya, yabancılaşmaya koşuyoruz ya da koşturuluyoruz. İnandığımız bir çok şey yok oluyor. Değişmez dediğimiz çok şey değişiyor. Belki Adana’ya bir gün lapa lapa kar da yağabilir. Olabilir mi Behçet Abi? Belki olabilir abi…

Behçet Çelik bir kalem erbabı, kalem ustası olarak düne ve bugüne dair önemli şeyler yazıyor, söylüyor. Günümüz bireylerinin içinde bulunduğu duygusal, psikolojik durumları iyi çözümlüyor. Çelik’in kalemi susmasın. Hep işlesin…

Muaz ERGÜ 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir