“Çukurova, bereketli topraklarının yanında, aynı zamanda Orta Asya’dan kopup gelen Türkmen oymaklarının yarattığı kültürün de gelişip boy attığı yerdir. Bu yörede yaşayan Ceritler, Avşarlar, Tecirliler, Bozdoğanlar, Gökvelioğulları, Menemencioğulları, Mürseloğulları, Sarıkeçililer, Karakoyunlar, Horzumlular ve Farsaklar gibi çok sayıdaki (26 altı kadar) Türkmen toplulukları ortak bir kültürün yaratıcılarıdır.”
19. yüzyıldan itibaren Osmanlı göçebe ve dağınık bir halde bulunan toplulukları yerleşik hayata geçirmek ve denetim altına almak için iskan faaliyetlerini arttırdı. Buna bağlı olarak Cebeli Bereket ve Kozan Dağları ya da Çukurova bölgesinde bulunan Türkmenlerin de yerleşik hayata geçmeleri için çalışmalar başlatıldı. Aslında yerleşik hayata geçirilme çalışmalarının temelinde Osmanlının bir çok cephede savaşması ve asker ihtiyacını karşılama isteği yer alır. Bölgedeki Türkmenler ve aşiretler sisteme muhalif olmaları dolayısıyla Osmanlı’nın asker isteğini karşılamamışlar ve vergi vermemişlerdir. Buralarda düzeni sağlamak için 1864’te Fırka-i İslahiye Ordusu kurulmuştur. Asıl amacı bölgede asayişi sağlamak olan bu ordu 1865 yılında Çukurova’daki tüm Türkmenleri sindirmiştir. Obalar dağılmış, çadırlar yıkılmış, aileler perişan olmuş, olmayanlar dağlara kaçmıştır.
İmparatorluğun iskan ve sindirme politikasına isyan eden Türkmenlerin en gür sesi ve çığlığı Dadaloğlu işte bu dönemde geleneksel yaşam tarzını temsil etmiş ve şiirleriyle bu tavrını ortaya koymuştur. En sağlamından göçebe bir halk ozanıdır O. Hiç kuşkusuz, Dadaloğlu gibi başka göçebe halk ozanları da vardır. Ama bunlardan hiçbiri Dadaloğlu gibi doğa ile tarihi olaylarla karşı karşıya gelmemiştir. Onu kendine özgü (nevi şahsına münhasır) bir ozan haline getiren doğa ve tarihtir. Dadaloğlu bizzat mücadelenin, savaşın, zorluğun, zorbalığın içinde olmuş. Sadece şiir yazmamış, halkı ne yaşıyorsa O da aynını yazmış ve yaşamış. Sahicidir O. Söylediklerinde yalan yoktur. Ondan dolayı aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bütün ezilmişler, sürgün edilmişler Ondan etkilenir.
Yaşadığı çevre, içinde bulunduğu 19. yüzyıl Dadaloğlu’nu daha da ilginç hale getirmiştir. Çünkü 19. Yüzyıl Avrupa’da bilim ve tekniğin hızla geliştiği, Osmanlı İmparatorluğu’nun da hızla yıkılışa doğru gittiği yüzyıldır. Osmanlı zamanı doğru okuyamamış ve Avrupa karşısında küçüldükçe küçülmüş. Devlet kendini devam ettirmek için sürekli yoksul halkın boğazına çökmüş. Ne zaman asker ve vergi ihtiyacı duymuş o zaman Anadolu aklına gelmiş. 19. yüzyılda Anadolu’yu gezen Avrupalı gezginler, “Yoksul fakat asil ruhlu ve namuslu Türk Milleti’nin fena idareciler elinde mahvolmakta olduğunu yazıyorlar.” (Faruk Sümer, Oğuzlar, Sayfa 198)
Dadaloğlu, XIX. yüzyılda, bu sefer din ve mezhep nedenleri ile değil de Osmanlı Devleti’ni ekonomik yaşam şartlarının kaçınılmaz sonuçları ile tedirgin ettikleri için konar göçer aşiret düzenlerini yerleşik düzene dönüştürme programına başkaldıran Türkmenlerin direnişlerini dile getiren şairdir. Türkmenlerin direnişi bir bakıma çağdışı ama, zora ve kırıma dayanan, perişanlıklara yol açan bir yerleştirme politikasının trajedisini etlerinde, kemiklerinde, duymuş insanların alınyazısı ta Suriye içlerinden Gavur dağlarına, Toroslara uzanan uçsuz bucaksız yurtlarında konup göçme olanağından bir anda yoksun bırakılmanın acıları bir yankı bırakmadan geçip gidemezdi.
“Halkbilimci ve emekli öğretmen, araştırmacı yazar Ahmet Z. Özdemir; bir ömür vererek, yüzlerce yazılı kaynağa araştırma ve incelemelerine dayalı, yakın tarihimizin pek bilinmeyen “dramatik” bir yönüne ışık tutan bu özgün ve övgüye değer çalışmada; adından da anlaşılacağı üzere Avşarların tarihinden, Avşarlarla ayrılmaz bir bütün oluşturan Dadaloğlu’ndan söz edilmek; Avşarlar (Anadolu, İran, Azerbaycan, Orta Asya Avşarları), göçebelik, iskan (yurtlandırma, yerleştirme); Dadaloğlu’nun yaşamına ilişkin bilinenler, sanatı ve etkilendiği konular, dil ve söyleyiş yönlerinden (yani haykıran, asla sızlanmayan, boyun eğmeyen; sürülmenin, kırılmanın, yurtsuzlaşmanın yarattığı acılar yönünden) ele alınmaktadır.” (Öğretmen Dünyası, Haziran 2007.)
Aşağıda Dadaloğlu’ndan üç dörtlük okuyacaksınız: “Babına da Dadaloğlu’m babına/koç yiğitler sığmaz oldu kabına/Kamalağın kar’ardıcının dibine/Silah çatıp yatmamıza ne kaldı”; Ağlayı ağlayı Dadal’ım söyler/ Vefasız dünyayı şu insan neyler/Bin yiğidi bir kötüye kul eyler/ Şimden sonrası yaşamısı güç oldu”, “Dadaloğlu’m der de bu nasıl haldır/seneler sayılmaz kaç sene bıldır/Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır/ Puşt Osmanlı duralaştı biziynen”
Günümüzde bile göç günleri, türküler-bozlaklar, kız istemeler, oğlan evermeler, bayramlar, kavgalar, yas günleri, sünnetler hep aynı gelenek içinde devam eder. Türkçemizin, güzel dilimizin gelişip serpilmesinde de bu Dadaloğlu’nun Türkmenlerin büyük katkıları olduğu görülür. Ünlü romancımız Yaşar Kemal, “Ben bu dili Çukurova Türkmenlerine borçluyum. Güzel Türkçeyi köyümün güzel insanlarından öğrendim.” derken bu gerçeği dile getirir.
Dadaloğlu, göçebe bir Türkmen çocuğu olduğundan yabancı kelimelere gerçekten yabancıdır. Göçebe haliyle dış etkilere kapalıdır. O nedenle kültür alış-verişi bu gibi toplumlarda söz konusu olamaz, ya da çok yavaş bir akış gösterir. Bütün bunlar Ona arı duru bir söyleyiş kazandırmış. Şiirlerini okurken sıcakta yüzümüze serin rüzgarlar dokunur. Buz gibi berrak pınarlar dile gelir.
Gavur dağlarını doğuya doğru aştığımızda İslahiye, Kilis, Gaziantep yöresinin konuşma biçimi Çukurova’ya göre daha farklı özellik gösterir. Buralarda Arap etkisi kimi sözcüklerin söylenişinde hemen belli olurken, Ahmet Cevdet Paşa’nın deyimiyle, Çukurova Türkmenleri Arap kültürünü Amanos dağlarının bu tarafına geçirmemişler. O kadar güçlü, köklü bir kültür yaşatmışlardır. (Ahmet Z Özdemir, Dadaloğlu sf.140)
“Karacaoğlan’ından Dadaloğlu’na kadar şiirimiz başkaldırmamış ve değişmemiştir. Dadaloğlu’na gelince şiir bıçakla kesilmiş gibi bir ses olarak, hava, duygu olarak bambaşka olmuştur. Çünkü Dadaloğlu çağında toplum başkaldırmış, şair de başkaldırmış ve sesi babayiğit bir ses olmuştur. Bu çağda halkın içinde yetişen şairlerin çoğu büyüklü küçüklü türlü etkenlerle başkaldırıyorlar. Yüzlerce halkın içinden çıkan şair başkaldıran şiirler yazıyor.” (Yaşar Kemal, Baldaki Tuz, Milliyet Sanat, 30 Mart 1973)
“Kısacası, Yunus Emre, Pir Sultan, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu… Bu büyük halk ozanları- daha doğru bir deyimle halkın bu büyük ozanları-yüzyıllar sonra dahi şiirleriyle günümüzde de dirliklerini yitirmemişlerse, bu ölmezliklerinin sırrı, çağlarına ve insanlarına ilişkin tanıtları, hiçbir yazılı belgenin saptamayacağı ölçüde, bütün girinti çıkıntılarıyla bize kadar ulaştırmış olmalarında, anlatımlarını, Türkçe sözün büyülü nakışlarıyla dokunmakta gösterdikleri ustalıklarındandır.”
Dadaloğlu’nun şiirlerinde, haksızlığa, yoksulluğa, sevgisizliğe karşı direnme var. Yürekli bir başkaldırış var. İnsanların dramını, çilesini, sabrını, çaresizliğini, itilmişliğini, anlatmış, söylemiş. Haksızlıklara karşı direnip meydan okumuş.
Dadaloğlu, Göçebe Türkmen boylarının sesi soluğu olmuş. Yerleşik düzene geçişlerindeki sarsıntılar, perişanlıklar, hastalıklar, kırımlar, yerleştikten sonra da uğradıkları düş kırıklıkları, eski yaşamlarına özlemleri ve acıları dile getirmiştir.
“Dadaloğlu, devlete ve padişaha karşı ayaklanmayı önermektedir. Bu öneride doğayı da tüm canlıları da kendilerinden yana görmektedir şu dizelerde: “Hakkımızda devlet etmiş fermanı/Ferman Padişahın dağlar bizimdir”- “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir”.
Cezmi DOĞANER
Kaynak
– Ahmet Z. Özdemir, AVŞARLAR VE DADALOĞLU (Araştırma-inceleme) Ankara, Ürün Yayınları, 2007, 2. Baskı.

Dadaloğlu sevgidir. Dadaloğlu birliktir beraberliktir. Dadaloğlu yiğitliktir, mertliktir. Dadaloğlu Anadolu’dur. Dadaloğlu ben değil biz diyen bir ozandır. Dadaloğlu iskan gibi büyük bir travma geçiren biz Avşarların sözcüsü olmuştur. Onurlu duruşu çağının tarihsel ve toplumsal olaylarını aşiret kavgalarını Osmanlı ile buluşmaları dile getirmiştir. Dadaloğlu diyor ki hey ağalar sözün doğrusunu söyle noksan varsa gel bize söyle yüce dağlarda, engin ovalar da geniş yaylalarda gelişmiş bir kültürü korumak için mücadele etmiştir. Yanmakta olan alevi meşale haline getirecek tek kuvvet birlikte doğan güçtür. Birlikte rahmet vardır. Dadaloğlu diyor ki gönülden gönüle yol gider derler onu sürdürmeye hoşça can gerek. Unutmayalım birleşmek başlangıç birlikteliği sürdürmek gelişme birlikte yaşamak başarıdır.
Ulu Tanrı, güzel Tanrı Türkçe konuşulan Türk’e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar Türk’ün hükmü altında bırak kalktığı göç eyledi Avşar elleri ağır ağır giden eller bizimdir. Dadaloğlu ulu önder Atatürk ilkeleri ile birlikte diyor ki bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil kendinden sonra gelecekler için çalışmasıdır. Kadimkent Kayseri 6.000 yıllık tarihi geçmişiyle pek çok kültüre ev sahipliği yapmış ve kültürel mirası barındırmaktadır eski dil tarih kurumu başkanı profesör doktor Yusuf Halaçoğlu’nun araştırmalarına göre Türkiye’de 1000’e yakın yerleşim yerinde 7 milyon dünyada 20 milyona yakın Avşar Türkmenleri yaşamaktadır. Ali Dağı Erciyes’in eteği yiğitler yatağa sümbül biteyim yüce tepelerin Avşar yatağı Burcu Burcu kokar gülün Erciyes Karacaoğlan tarih boyunca Osmanlı ile hükümranlık yüzünden sürtüşme kavgalar olmuşsa da Anadolu’nun Türkleşmesinde ve yurt yapılmasında Kayı boyundan sonra en çok Avşar boyunun hizmeti olmuştur. Avşar çevik ve avı seven tarih içinde önemli roller oynamış ve hükümdar çıkarmış bir boydur. Tarihi şahsiyetlerden Avşar hanedanının kurucusu ve İran şahı Nadir Şah şark fatihi Kazım Karabekir paşa her zaman Atatürk’ün yanında olmuş Sivas Kongresi’ne Toros Avşarlarından delegeler katılmış. Avşarlar tarih boyunca ve günümüzde doğal olarak Türklüğün asli yapı taşları olmuştur. Türk kültür kimliğinin de mimarlarıdır bu günümüz için çocuklarımızın geleceği için dini milli insani ve sosyal sorumluluğumuz doğrultusunda Anadolu ruhuyla hemşerilik bilinci ile birlik beraberlik ve dayanışma ruhumuzu canlandırmak yeni bir heyecan ve dinamizm yaratmak ve gönüllü hareket oluşturmak sevgi ve muhabbete dayalı dini milli insani kültürel ve sosyal sorumluluğumuzu tüm hemşirelerimizle boydaş ve soydaşlarımızla paylaşmaktır amacımız. Yeniden toparlanmak için devlet millet el ele Gönül gönüle anayasa yasa ve hukuk içinde kalarak demokratik laik ve sosyal hukuk devletine katkıda bulunmak gerçek gücümüzü kullanmaktır.
Kültürümüzü yaşamak ve geliştirmek millete hizmet etmek yeni program ve projeler üretmek ve de yeni yüzlerle etkin bir lobi oluşturmaktır. Hedefimiz sosyal kültürel ve ekonomik hayatta yerel ve ülke yönetiminde etkili olmak tavrımız milli ve demokratiktir. Anlayışımız gönüllülük düsturumuz halka hizmet ve hakka hizmettir yolumuz Yesevi yoludur. Ata yurdundan beslenen özlerimizle insanlarımız yayla gönüllü mert, misafirperver ve nezaketli olup hamurumuz niyetlik hamuru ile yoğrulmuştur. Dillere destan Avşar güzeli ağıtları kilimi çulu çuvalı yufkası bazlaması Avşar pilavı ve çalkamacı ile Anadolu’du.r Profesör doktor Faruk Sümer Türkmen boyları arasında boş uğruna sahip tek Oğuz Türkmen boyu Avşarlardır diye söyler. Alman generali Mont da Avşarlar için tabii nezaketleri iyi niyetlerinden doğma bizimki ise terbiye ile elde edilme demektedir. 19 yüzyılda Anadolu’yu gezen Avrupalı gezginler yoksul fakat asil ruhlu ve namuslu Avşarların fena idareciler tarafından mahvolduklarını yazmışlardır. Gelinen noktada kamu kurum ve kuruluşlarında yeteri kadar temsil edilemiyoruz bireysel güçler sosyal güç haline dönüşemiyor. Sevgi iletişim ve muhabbet eksikliğimiz yüzünden yeteri gelişmeler olamıyor. İçimizde yanlış yapanlar yüzünden yıllarca oluşan güvensizliği yeteri kadar aşamamışız tek yürek tek ses olamıyor, gücümüzü kullanamıyoruz. Biz bize gerek el bize gerek diyoruz. Adını sevdiğim Avşar beyleri size bir vezirlik yakışıp durur azimle cesaret ve kararlılıkla yetiğimiz olan heyecan yiğitlik itaatkarlık mertlik ve nezaketimizi asaletimize helal getirmeden yeniden canlandırmak Alman generali montenin dediği gibi bizim nezaketimiz doğuştandır. Onlarınki gibi eğitimle öğrenilmiş değildir tüm hemşerilerimizi birlikte bir arada görmek Avşar kültür evi Avşar kültür müzesi Dadaloğlu üniversitesi arşiv oluşturmak yetişmiş kadrolarımızla el ele Gönül gönüle birleşme gücümüzü güveniyoruz. Devlet millet el ele Gönül gönüle milletin ve devletin bekası için Avşarlar milli kimliğin gücü olan ulusal bütünlüğün huzurun kardeşliğin barışın Bayram bu topraklar üzerinde özgürce dalgalanmaya devam etmesinin en büyük güvencesidir çiçekler içinde Gül güzel olur emmili dayalı il güzel olur arihin beşiği yurtlar yurdu Anadolu hamurunu yeniden Karan evrensel mesajları ile insanlığa Barış huzur ve kardeşliği getiren Mevlana’nın hoşgörüsü Yunus’un yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü ilahi aşkı Hacı Bektaş Veli’nin incinsen de incitme Ahmet Yesevi’nin başım Toprak gönlüm Toprak niyaza taki Avşar babanın yolunda Anadolu’nun hamurunu yeniden karalım gönüllülük üzerine kurgulanan bilgi beceri ve deneyimlerimizi sosyal sorumluluk anlayışı ile hiçbir çıkar gözetmeden paylaşmaktır bu duruş bir değişim ve dönüşüm yaratmak içindir. Mevlana diyor ki dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Avşar Oğuz Türkmenlerinden Türk dünyasına selam olsun.