Homo-Sapiens’ten Robo-Sapiens’e Transhümanizm…

Ahmet Bey, teknik-sanayi-teknoloji, modernizm, postmodernizm, post-yapısalcılık derken yepyeni bir kavramla karşı karşıyayız: Transhümanizm… Nedir transhümanizm?

Bu kavramı, ilk olarak J. Huxley 1957 yılında kullanmıştır. İnsan zekâsı­nı, fiziksel ve psikolojik yetenekleri artıracağı ve yaşlılığı yok edeceği söylenilen teknolojinin kullanılmasıyla insanın durumunu geliştirmeyi amaçlayan transhümanizm, bilimsel, kültürel ve ideolojik hareket olarak tanımlanmıştır. Bu hareket; modern bilim ve teknolojinin imkânlarıyla ölümsüzlük veya hayatın uzaması gibi ayartıcı bir vaadi aşkın kutsal bir varlıktan daha çok beşerî yollarla başarmayı özetler. İnsan kapasitesi ve yaşamını geliştirmek için yeni teknolojilerin gelişimini ve kullanımını savunan bir hareket olan transhümanizm, uzun bir insanlık hikâyesinin neticesidir.

Yapay Zekâ, transhümanizmin en güçlü destekleyicisi olarak değerlendirilebilir mi?

Zihin felsefesi ve nöro-bilim gibi disiplinler için şemsiye bir terim olan YZ’nın katalizör olduğu transhümanizm, evrimci bir yaklaşımla dünyayı ve insanı dönüştürme hareketi olma özelliğini taşımaktadır. Transhümanizmin en güçlü vasıtalarından biri, makineleri akıllı yapmaya çalışan YZ’dır. Transhümanizm için idrak; beyin işlevini korumak ve geliştirmek için anahtar biliştir ve YZ’nın herhangi bir formunu yaratmada anahtardır. Buhar, elektrik ve bilgisayardan sonra sibernetiğin bir unsuru olan YZ çalışmaları, ilk MIT’de yapılmış sonrasında Google’dan Samsung’a kadar devasa sektörler tarafından desteklenmektedir. YZ çalışmalarının alanının genişlemesi; sosyal, kültürel, hukukî ve iktisadî vs. alanlarda dönüşüm ve sorunları meydana getirecektir. Şimdiden İnternet, akıllı telefon, robotik ve YZ’lı uygulamalarla hayatımıza dâhil olan maddi temelli ontoloji (düşünen cisim) YZ, homo-sapiens’ten robo-sapiens’e geçişi sağlayan unsur olma yolundadır. Biyolojik ve bilişsel temelli çalışmalara dayanan transhümanizmin ilk aşaması Darwin’in evrim ve doğal seleksiyon kuramı, ikinci aşaması DNA ve genetik bilimlerdeki çalışmalar, üçüncü aşaması ise bu ikisine dayanan YZ çalışmalarıdır. Bilişsel bilim, te­killiğe ulaşmada çok önemlidir.

Transhümanistler için tekno-sosyal tekillik yaklaşımda YZ, anahtar bir faktördür. İnsan uygarlığında değişimi yönlendiren bilim ve teknoloji kümülatif doğası nedeniyle sonunda değişimin daha hızlı ve üstel gerçekleştiği bir aşamaya ulaşacağı ve yüksek bilişsel kapasiteye sahip varlıklar olan ‘son icat’ robotlar ve YZ ile birleşerek insanın bilişsel kapasitesinin artırılabileceği tezine dayanır. Teknolojik tekillik düşüncesi, insanların biyolojik olarak makinelerle veya denetimli zekâyla birleşimi olan yeni bir varlık aşamasıdır. İnternetin ve YZ’nın gelişiminin tetiklediği teknolojik tekillik, insan düşüncesinin makinelerle entegre olduğu kolektif insan bilincidir. Teorik ve pratik kökleri 19. ve 20. yy.’da bulunan transhümanizmin, teorik alt yapısını Darwin ve Freud vb. bilim insanları, pratik altyapısını ise sanayileşme ve teknolojikleşme vb. uygulamalar oluşturur. Darwinci evrimcilik, evrimci biyoloji ve psikolojiden beslenen transhümanizm; insanı nöro-biyo/fizyolojik, genomik çalışmalarla biyolojik olma sürecinden biyonikliğe evriltmiştir.

Hocam Transhümanizmin tarihi kökleri hakkında neler söylersiniz? Bu kök Sümer Gılgamış Destanı, mitoloji, Tevrat ve Hıristiyanlığın ilk dönemlerine kadar götürülüyor. Bu husustaki düşünceleriniz?

Transhümanizmin öncü teorisyenlerinden olan Nick Bost­rom, derin tarihsel köklere sahip olduğunu iddia ettiği transhümanist fikirlerin tarihsel köklerini Antik Sümer’deki Gılgamış Destanı’na kadar götürür. “İnsan bedeninin kötü olduğu” gnostik açıklamasını reddeden Hıristiyanlar, kim­likleri için; yeniden dirilme ve Efendi’nin bedensel dirilişiyle kutsallaştırılmış cisimleşme, Tanrı tarafından tasarlanmış bir temel anlayışını esas alırlar. Mitoloji ve Tevrat’taki anlatılarda Tanrı-insan arasındaki karşıtlık ve mücadele İsa-Mesih ara­cılığıyla aşılmaya çalışılmıştır. Tanrı, İsa-Mesih’e dönüştürülürken insan, tanrısallaştırılarak yeni bir insanlık/humanity sürecine girilmiştir. İnsan, tarih boyunca kendini aşma amacı içinde bulunmuştur.

Yahudi kültüründe kilden yaratılmış insana benzeyen golem­ler, Roma efsanelerinde öpünce canlanan kadın mermer hey­keller ve Antik Yunan’da tanrılar ve yarı tanrılar hem üstün insanın ilk örnekleri hem de bu amacın dinî-gnostik temelleridir. Transhümanistler, dinî-gnostik temeli olan insanın kendini aşma amacını modern bilim ve teknolojiyle hayata geçirmek ister. Transhümanistlerin yeni insan inşa etme amaçlarıyla Yahudi mitinin kilden yapılmış yapay insanı Golem adlı varlıkları benzerlik içermektedir. Tanrısal ruh yerine tekillik, biyo-teknoloji, CRISPR teknolojikleriyle biyolojik bir varlıktan biyonik varlığa dönüşmüş bir varlık tasavvur etmektedir. Transhümanistlerce insan zihni bir yazılımdır ve onu bir bilgisayarda “çalıştırmak” insan beyni üzerinde çalıştırmakla aynıdır. 19. yüzyılda buhar gücü, 20. yüzyılda teknoloji hâkim olurken 21. yüzyılda ise yüksek teknolojiye dayanan sibernetik ve tekillik süreci hâkim olacak görünüyor.

Transhümanizme gelene kadar ki süreç hakkında neler söylersiniz? Transhümanizmi besleyen olgular hakkında da bilgi verir misiniz?

Helen hümanizmi; mitolojik, gnostik ve neoplatoncu rasyo­nalizm, Hıristiyan hümanizmi; dinî-gnostik, Rönesans-Aydın­lanma hümanizmi; rasyonalist düzlemde gerçekleşirken transhümanizm ise bilimsel ve teknolojik düzlemde gerçekleşmiştir. Aydınlanma teorik, sanayileşme mekanik, transhümanizm ise sibernetik bir süreçtir. Aydınlanma zihin gücünü, sanayileşme kas gücünü artırmış, transhümanist süreç ise hem zihni hem de bedeni güçlendirme amacındadır ve insanı yeniden konumlandırmak için bilim ve teknolojinin kullanılması gerektiğini savunur. Kökleri rasyo­nel hümanizmde yani Rönesans ve Aydınlanma’da bulunan dinî-gnostik neo-pagan bir hareket olan transhümanizmin; Fransa’da Condorcet, İngiltere’de Go­dwin ve Almanya’da Fichte söylemiyle örtüşen benzerlikleri vardır. Nitekim N. Bostrom’a göre Aydınlanmacı fikirlerin devamı olan transhümanizm; insanın mükemmelliğini ve rasyonelliğini Rönesans hümanizminden ve Aydınlan­ma’dan almıştır. O, transhümanizmi rasyonel hümanizmin temel formu Newton, Hobbes, Locke, Kant, Marquis de Condercet’in etkisi olan- Rönesans hümanizmiyle birleştirir. Yine Sorgner, transhümanizmin Aydınlanma hüma­nistlerinin öncülerinden biri olan Kant’ın, tüm radikal düa­list antropolojisini onayladığını iddia eder. Rönesans; resim, mimarî ve edebiyat üzerinden; Aydın­lanma akıl, bilim ve teknik üzerinden kendini gerçekleştirmek istemiştir. Posthümanizme geçiş aşaması olarak görülen transhümanizm ise sibernetik ve teknolojiyi kullanarak insanı daha ileri taşımak istemektedir. Aydınlanma teorik, sanayileşme mekanik, transhümanizm ise sibernetik bir sü­reçtir. Aydınlanma zihin gücünü, sanayileşme kas gücünü artırmış, transhümanist süreç ise hem zihni hem de bedeni güç­lendirme amacındadır ve insanı yeniden konumlandırmak için bilim ve teknolojinin kullanılması gerektiğini savunur.

Nietzsche’nin üstün insan fikrinin transhümanizmi etkilediği iddiaları söz konusu. Nietzsche’nin düşünceleri transhümanizmle örtüşür mü? Nietzsche ve transhümanizm arasında bir ilişki söz konusu edilebilir mi? Olumlu ya da olumsuz anlamda bir etkileme…

Nietzsche ile transhümanizm veya posthümanizm arasında bağlantının en büyük göstergelerinden biri; Nietzsche’nin üstinsan kavramıyla trans-posthümanizmin kavramları olan transhuman ve posthuman kavramları arasında yakın benzerlik olmasıdır. “Trans” kavramı “geçiş/across” anlamına gelir ancak aynı zamanda ötesine geçme veya karakter değiştirmeyi, bir şeyden bir şeye geçişi ifade eder. ‘Üstte’ veya ‘ötesi’, ‘su­per’ öneki, “belirli bir sınıfın normlarını veya sınırlarını aşan” özelliğini veren anlamı taşır. Sıradan bir insan olan insanın kapasitesi ve kabiliyeti mümkün olduğu ölçüde genişletilmiş­tir. “Bir şeyden sonrayı” veya “den daha sonra” geleni vur­gulayan ‘post’ öneki ile değiştirilen şey artık aynı tür bir şey değildir. Nietzsche’nin öngörüsü robotik veya siborg tarzı bir varlık değildi. Onun özlemi daha çok iradesi sağlam, cesaret sahibi, acı ve trajediyi kendinde uzlaştırabilmiş Dionysoscu ve Apolloncu bir varlıktır.

Transhümanizme göre insan, kişisel ölümsüzlüğü ba­şarırsa tedirgin olmayacaktır. Nietzsche’ye göre ise “kişisel ölümsüzlük” vaadi hiçbir şeydir “büyük yalan”dır. Transhümanistler ölümsüzlüğü hedeflerken Nietzsche ebedî dönüş kavramıyla adeta farklı bir ölümsüzlük tasavvuru geliştirir. Transhümanizmde acıyı/elemi ortadan kaldırma, insan hayatını uzatma, hatta hastalığı, yaşlılığı ve insanın ölümlülüğünü sonlandırma amacı vardır. Fakat Nietzsche bu tür amaçlar taşımaz hatta bunların birçoğu üstinsanın gelişini sağlayan vasıtalardır. Ona göre hasta olma; günahkâr olmak değil acınması gerekilen masumiyettir.

Transhümanizm ile Nietzsche felsefesi bağlamında ilişki kurulsa da ilişki benzerlikten daha çok farklılık üzerine oturur. Nietzsche, Hıristiyanlık değerlerine tamamıyla ters düşerken transhümanizm formu ve vaat ediciliği bakımından Hı­ristiyanlık değerleriyle uyum gösterir. Protestanlığın insanı geliştirme misyonu, transhümanist proje üzerinden devam etmiştir. Bu bağlamda transhümanizm, Hıristiyanlık değer­leri ve ütopyacı güdülerin sekülerleştirilmesidir. Transhüma­nizm, insanı ihtiyaç ve zaruretlere göre uyarlayarak, hayali ve düşsel özlemlerin peşinde koşmaya yönelik güdüleyerek ve geliştirerek insanertesi sürece sürükler.

Batı felsefesinin logosantrik geleneğini devam ettiren transhü­manistler genel olarak insanın, insanlık için en değerli olanı yapabileceğine inanır. Bu bağlamda Nietzsche’nin adeta inşa etmek istediği üstinsanı logosantrik ve tekbiçimci/uniformist gelenekten uzak değildir. Onun insanın alt edilmesiyle ortaya çıkan üstinsanı; hem beden hem de ruh olarak mükemmelleştirilmiş olan bir varlıktır. Transhümanizm ise insanı kusur­dan kurtarırken mevcut insanı da alt eder. Üstinsana geçiş süreci olan transhümanizmde NBIC-Nano, Bio, Info, Cogno unsurları birer vasıtadır. Nietzsche felsefesinde ise üstinsana ulaşmada bu tür bilim ve teknik kökenli unsurlara yer yoktur. Hatta deneysel varlıkların imkânı, biyolojik çalışmalar belirsizlik ve transhümanizmin üstinsanı, maddi imkân ve süreçlerle var olan maddi avuntular elde ederken Nietzsche’nin üstinsanı, mevcut kokuşmuş değerleri yıkan yeni değerler yaratan ve kendi erdeminin peşinde koşan varlıktır. Transhümanizmin üstinsanı, iyi ve kötüyle fazla meşgul olmazken Nietzsche’nin üstinsanı iyinin ve kötünün ötesine geçmek ister.

Akıllı şehirler, sürücüsüz arabalar, uzayda koloniler, sağlıklı steril hayatlar, hastalıktan kurtulmuş insanlar… Transhümanizmin insanlara dönük, aydınlık yüzü olarak sunuluyor. Bu yüzün arkasında ne var?

Transhümanizm yüksek teknoloji tabanlı bir hareket olduğu için teknoloji uzantılı uygulamalarla insanın hem kendisinin hem de içinde yaşadığı dünyanın imkânlar açısından artırılabileceğini ifade eder. 19. ve 20. yüzyılda yaşanan sanayileşme ve teknolojikleşme süreci 21. yüzyılda Nano-teknoloji, Biyo-teknoloji, Enformasyon Teknolojisi ve Bilişsel Bilim gibi teknolojik uygulamalarla devam ettirilmektedir. Yapay Zekâ ve Dijital teknolojilerin şehir, mimari, otomobil, tıp hatta uzay çalışmalarında kendisini var kılması gayet normal. İçinde imkânlar taşıyan transhümanizmin insanlığın hayatını kolaylaştırıcı uygulamalara bel bağlaması önemli bir özelliği…

Transhümanizm ülkemizde ne yazık ki çok popülerleştirilerek ve komplo teorileriyle ilişkili olarak ele alınıyor. Oysa Batı yakasında değişen bir şey yok ilerlemeci, aydınlanmacı, kurtuluşçu perspektif devam ediyor. Nitekim bu bağlamda Transhümanizm, neo aydınlanma veya ikinci Rönesans hareketi olarak görülmektedir. Ardında yatan komplo teorileri bağlamında bir durum yok sadece ilerlemeci Batı’nın seyrinin uğrayacağı uğraklarından biri olan bir süreci yaşamaktayız. Sadece yerinde duramayan bir çocuk gibi olan Batı’nın arayış, çabaları ve edimlerinden biriyle karşı karşıyayız. Sorun olan bu ergin olmayış durumunda olan Batı’nın ürettiği insan ve dünya tasavvurunun ne gibi sorunlara yol açtığı ve açacağı meselesidir. Hele ki insanı aşma ve bu uyarlanmış insana uyumlu dünya tasavvuru olan transhümanizm içinde imkânlar taşıdığı gibi ciddi zaaflar da taşımaktadır. Bize düşen bu zaafların ve imkânların ne olacağı üzerinde düşünmek, konuşmak ve yazmaktır.

“Aydınlanma teorik, sanayileşme mekanik, transhümanizm ise sibernetik bir süreçtir.” diyorsunuz. Bu söylediklerinizi açıklar mısınız?

17. yüzyıl yani Yeniçağ, felsefe-bilimin zirveye eriştiği çağdır. Bu çağın üzerine inşa edilen Aydınlanma; Alman, İngiliz ve Fransız Aydınlanması gibi aydınlanma türleri üzerinden teorik düzlemi daha da genişletmiştir. 18. Yüzyıla baktığımızda felsefenin bilim evresine doğru evrildiğini görüyoruz. 19. Yüzyılda yani diğer adıyla sanayileşme yüzyılında ise fikrin cisme kavuşması yaşandı. Makinenin buhar ile buluşması üretim-tüketim münasebetini farklılaştırdı sonrasında sanayileşme eksenli kapitalizmi ve kentleşmeyi meydana getirdi. Mekanik uygulamalar, mekanik toplum örgütlenmelerin ve bireylerin ortaya çıkmasına neden oldu. 20. Yüzyılda teknoloji tabanlı uygulamalar, teknolojiye eklemlenmiş birey ve toplumların varlığını ortaya çıkardı.

Mekaniğin iz düşümü Sanayileşme (19. yy.), elektrik, elektronik ve bilgisayarın iz düşümü Yüksek Teknoloji (20. yy.), dijitalin ve nano-teknolojinin iz düşümü Siber-teknolojidir. 21. yy.’ın süreci olan transhümanizm; genetik, robotik, sibernetik, na­no-teknoloji ve YZ vb. uygulamalarla insanın transhuman’a döneceğini düşünür. İnternetin yaygınlaşmasıyla dijital teknolojiler gelişmiş YZ gibi sibernetik çalışmalar transhümanist süreci mümkün kılmıştır. Nasıl ki aydınlanmanın, sanayileşmenin, teknolojikleşmenin insan, toplum ve hayat tipi varsa sibernetik sürecin akımı olan transhümanizmin insan tipi İnsan 2.0, toplum tipi Toplum 5.0, yaşam tipi ise Yaşam 3.0 olarak görülüyor. Nesneler interneti loT, siber ve bilişim sistemleri, robotik, Big Data, 3D yazıcılar, artırılmış ve sanal gerçeklik, transhümanist şehirler ve uzayda kolonileşme bu yeni formların tabanı olarak görülmektedir.

Dünyanın siyasi/ekonomik yapısına yön veren büyük güçlerle transhümanizm arasında bir ilişki söz konusu mu? Küresel sitem transhümanizmi kendi teorileri için araçsallaştırabilirler mi?

Microsoft, Google, Amazon, Ali Baba, Mitsubushi, IBM, Samsung, Tesla, Space X gibi büyük küresel şirketler kendilerini transhümanist yapılar olarak görmüyorlar. Fakat üretmiş oldukları teknolojiler transhümanizmin kendine taban olarak gördüğü uygulama ve pratiklerini meydana getirmektedir. Bu şirketler NBIC teknolojilerini meydana getirmektedir. ABD Başkanı Biden, Kanada Devlet Başkanı Trudeau, İngiltere Başbakanı Johnson gibi devlet adamları bizatihi “building back better/BBB” daha iyiyi inşa etmek söylemini kurarak transhümanistlerin inşa etmeye çalıştıkları yeni düzene hazır ve istekli olduklarını göstermişlerdir. Transhümanist süreç; kapitalist, seküler ve hiper-modern bir hareket olduğu için liberal, kapitalist, demokratik düzenler ve yapılar tarafından desteklenmesi gayet doğal. Nitekim zengileşmiş devlet liderlerinin, küresel şirketlerin, N. Harari, N. Bostrom, D. Pearce, R. Kurzweil ve M. More gibi transhümanist sayılabilecek kişilerle söylem bakımından ciddi benzerlikler var. Kapitalizmin hem eylem alanı hem de sembolik simgesi Dünya Ticaret Merkezi iken Transhümanizmin eylem alanı ve sembolik simgesi Silikon Vadisidir.

Hocam bir yıldan fazladır bütün dünya COVİD 19 dolayısıyla çok sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Küresel bir salgın söz konusu. Corona süreciyle transhümanizm arasında bir bağ kurulabilir mi? Ya da bu sürecin transhümanist dünya inşasında ne gibi etkileri olabilir?

21. yy.’ın şimdilik en büyük vakası olan Covid 19 salgınının tüm dünya devletlerinin ve uluslarının sosyal, siyasal ve ekonomik hayatını dönüştüreceği, dijital ve transhümanist teknolojinin insan hayatına dâhil olacağı görülmektedir. Avrupa ve ABD ağırlıklı olmak üzere tüm Dünya, Corona sal­gını sürecinde toplumsal, kültürel, siyasal ve iktisadi olarak adına felaket diyebileceğimiz bir kriz yaşamaktadır. Virüsün kaynağının ne olduğu konusu spekülatif bir tartışmaya açık. Virüsün biyolojik silah olarak kullanıldığı gerçeği varsa da kısa zamanda bilmek çok mümkün görünmüyor. Ben, Coro­na virüsünün doğal bir salgın olmasının ötesinde biyolojik bir savaşın parçası olduğunu düşündüğümü “İnsansız Dünya” kitabımda yazmıştım. Bu savaşı müsebbibi, devletleri de kendi etkisine alan devletler ötesi küreselcilerin bir teşebbüsleridir. Bir anlamda mevcut insanın ne kadar zayıf olduğu test edildi. Nitekim İnsan geninin veya DNA’sının zayıf olduğu, insanın ve yeryüzünün yeterli olarak korunağa sahip olmadığı anlayışı hâkim olacak gibi görünüyor. İnsan biyolojisinin yetersiz olduğu vurgusu dile getirilmesiyle bi­yolojiyi güçlendirme çalışmaları hızlanabilir. Genetik dev­rim, insan DNA’sının modifiye edilmesiyle insanın doğasının programlamasının gelişmesine yol açabilir, nano-teknolojik devrim yoluyla ise beden ve beyne minyatür robotların girişinin görülmesi muhtemeldir.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Transhümanizme ilişkin olan yazıları ve tartışmaları komplo veya ütopya bağlamından çıkarıp bu sürecin kendisini dayandırdığı uygulamaların bilgisine sahip olma, sürecin imkân ve zaafları üzerinde durmak gerekli. Doğal ve sosyal bilimlerle meşgul olanların ilgilenmesi gereken bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Zira bilimsel, hukuki, siyasi, dinî, iktisadi, maarifi, içtimai vs. süreçleri değiştirecek bir süreç olan transhümanist süreç interdisipliner alanın bir meselesidir.

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz hocam.

Ahmet Dağ

Muaz ERGÜ

Not: Katkılarından dolayı Maarif Mektepleri Yayınevi sahibi İbrahim Sertkaya’ya teşekkür ederiz.

Doç. Dr. Ahmet DAĞ

    • Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
    • Türk-İslam Düşüncesi, Batı Felsefesi, modernite-post-modernite, transhümanizm, posthümanizm, yapay zeka gibi konu ve alanlar üzerinde felsefi çalışmalar yapmaktadır.
    • Son dönem çalışmalarını hümanizm, transhümanizm, posthümanizm gibi felsefi akımları üzerinde yoğunlaştırmıştır. “Ölümcül Şiddet&Baudrillard’ın Düşüncesi”, “Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume” ve “Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü” adlı kitapları yayımlanmıştır.
    • Ayrıca yayımlanmış kitap bölümlerinin ve bilimsel yayımlarının yanı sıra çeşitli Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Kamuda Sosyal Politika, Sözşehri gibi dergilerde ve yayınlarda yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir