Zevahiri kurtarma meraklısı biyografi yazarlarının; Oyuncu, Sunucu, Senarist ve Köşe Yazarı olarak tanıttıkları Gülse Birsel’in, Memleketi Ben Kurtaracağım adını verdiği kitabı 2015 Kasım’ında Doğan Kitap’tan, Şule Çet’in yirmi üç yaşında tecavüz edilerek öldürülmesinden üç sene önce yayımlanmıştı ama sadece Birsel değil, onu ve yazdıklarını yere göğe sığdıramayan, feminist olduklarını 8 Martlarda hatırlayan, kadına yönelik şiddeti protesto etmeyi 25 Kasımlarla sınırlayan, sadece kendileriyle, Hegel’i kıskandıracak Köle-Efendi Diyalektiği ilişkisi kurabildikleri hemcinsleri için seslerini yükselten, diğerlerine ise, dostların alışverişte görmesi için, yanlarına yaklaşmadan mavi boncuk dağıtan güruh, Çet’in payına düşen trajediyle ilgilenmemişti; ilgilenmesi de beklenemezdi çünkü bir tarafta Ayn Rand’ın düşüncelerini, bazen konformizm, bazen de sekterlik ön plana çıksın diye pratiğe dökmek için uğraş verenler, karşıda ise, bulundukları konuma, dişiyle tırnağıyla kazıyarak, emek zahmet çekerek, sapasağlam duruşlarından taviz vermeden gelmek için ter dökenler vardı.
Emek Harcanmaz. cümlesini Emek Sineması’nın yıkılışından sonra diline doladığı için, akılları milyon karış havada turlayan tatlı su solcuları tarafından adı; Marx ve Engels’ten sonra getirilen, özellikle; Yahşi Batı, G.O.R.A, A.R.O.G gibi sade suya tirit işleriyle Rand’ın ruhunu şenlendiren Cem Yılmaz da Çet’i dağarcığına almamıştı; alması da beklenemezdi çünkü onun algıladığı Emek’in adı sinemayla sınırlıydı ve yol, oradan geçip, emek sömürüsünün sorgulanmasına değil, emeğin sömürülmesine çıkıyordu.
Ölüme, yirmi üç yaşında, Gazi Üniversitesi’nde öğrenci iken sürüklenen Çet’in; Birsel, Yılmaz ve onların hayranlarınca ötekileştirilmelerinin arkasında, bu toprakların illeti olmaya devam eden Beyaz Türklük vardır ve söz konusu illet, Rand’ın cümleleri karşısında düğme ilikleyenlerin vazgeçilmezidir.
Onunla anılan Objektivizm teorisini; hakiki, samimi ve hakkaniyet sahibi insanların değil; benmerkezci, kapitalizme hizmet etmekten bıkmayan yığının etkili olması adına ete kemiğe büründüren Rand, başkalarının acılarına merhem olmayı, onları metalaştırmayı hesaba katmadan düşünen Susan Sontag gibi kıymetli kalemlerin çoğalmaması için eline kalemini almıştır. Sinemanın teorik arka planına Columbia Üniversitesi’nde katıldığı yüksek lisans dersleriyle vâkıf olmaya çalışan Birsel, Rand’ı mürşid olarak kabul ettiği için, Meryl Streep, Jane Fonda, Jodie Foster, Barbara Streisand gibi muhalif hemcinslerinin Amerika’sından feyz ve kâm almaya yanaşmamıştır.
Birsel’in kurtarmayı düşündüğü Memleket, Nâzım Hikmet’in İnsan Manzaraları derlediği Memleket’inden farklıdır çünkü Nâzım Hikmet, arada oryantalist anafora teslim olsa da Birsel gibi yapaylaştırmadığı Memleket’i, Vatan ve Ülkeden daha sıcak olduğu için tercih etmiştir ama Birsel’in Memleket’i, sınırlarını mal varlığının büyük bir bölümüne el konulan Aydın Doğan’ın belirlediği bir yerdir. Öyle olduğu için kitabı başka bir yayınevinden değil, Doğan Kitap’tan çıkmıştır.
Beyaz Türklük’le nasıl canciğer kuzu sarması olduğunu; altı sezonluk Avrupa Yakası’nda, Bülent Polat’ın canlandırdığı Şehsuvar Kementoğlu karakterine yer vermesiyle gözler önüne seren Birsel’in, dört sezonluk Yalan Dünya’da cem’i cümleye omurgalı olma dersi verirken Sinan Çetin gibi sorunları boyundan aşan ve paçalarından dökülen bir isim tarafından finanse edilmesi, düşündüğü ile pratiğe döktüğü arasında uçurum olduğunu belgelemektedir.
Gülse Birsel, yanına yöresine topladığı kalabalığa rağmen yalnız hatta yapayalnızdır ama onun ve avanesinin hiçe saydığı Şule Çet, ölüm yolculuğuna ite kaka çıkarılmasına rağmen, birden fazla hemcinsinin sözcüsüdür ve bu özelliğiyle Birsel’in karşısında durmayı ziyadesiyle hak etmektedir.
Mehmet Akif ERTAŞ
*Bu yazı, perspektifinin geniş olmasını, yazı emekçisi Fulya Çelik’e borçludur.

Son Yorumlar