Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Aslında bu bir olgunlaşma ve yolculuk hikâyesidir. Yazar kendini tüketmeden kurguya geçemez. Önce kendisiyle beslenir; yakın olanı, içeride olanı ve içerde olandan dokunduklarını ya da dokunamadıklarını yazar. Yangın içten başlar; sonra etrafa yayılır.
Her baktığında kendini gördüğü o aynayı kıran yazar artık yüzünü dışarı döner. Sonra yazdığının öznesi olmaktan çıkar; kendini kurgudan, kurguyu da kendinden kurtarır. Böylece özgürleşen kurgu, kendini yazmaya başlar. Yazarın buradaki en büyük katkısı özgürleşen bu kurguya yön vermektir.
Bu yolculuğun izleri benim öykü evrenimde de kendini gösterir. Kendini anlatan bir yazardan; kendi dünyasını, coğrafyasını, zamanını, gerçeğini ve insanını yaratan bir yazara dönüşürken iç odadan dış dünyaya, dış dünyadan da kozmik bir anlatıya doğru ilerleyen bir yol izlemek müthiş bir serüvendi. Bu yolculukta büyük bir gerçekle yüzleştim: Gerçek diye bir şey yoktur. Anlatıcı kimse, dünya onun sözünden ibarettir.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Sanırım yazdığım her metnin merkezinde insan vardır. Türler, dönemler, anlatım biçimleri ya da kurduğum dünyalar değişse de peşinden gittiğim soru pek değişmez: İnsan, kendine ve çevresine anlattığı hikâyeler olmadan var olabilir mi?
Beni ilgilendiren çoğu zaman olaylardan çok insanların o olaylara yüklediği anlamdır. Çünkü hayatı belirleyen şeylerin yalnızca yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızı nasıl anlattığımız olduğunu düşünüyorum. Hafıza, kimlik, inanç, korku, umut ve hatta gerçeklik dediğimiz şey bile çoğu zaman anlatılar üzerinden şekillenir.
Belki de bu yüzden öykülerimde sık sık alternatif dünyalara, farklı gerçekliklere ve alışılmışın dışındaki toplumsal düzenlere yer veriyorum. Beni ilgilendiren şey, gerçekliğin ne olduğu değil; insanların onu nasıl kurduğu ve nasıl değiştirdiğidir. Çünkü çoğu zaman dünya dediğimiz şey, üzerinde uzlaştığımız hikâyelerin toplamından ibarettir.
Bu nedenle dünya değiştiğinde insanın neye dönüştüğünü değil; insan değiştiğinde dünyanın nasıl dönüştüğünü merak ediyorum. Belki de yazdığım her metin, aynı sorunun farklı bir biçimde sorulmasından başka bir şey değildir: “İnsan yaşadığı hikâyenin kahramanı mıdır, yoksa hikâyeler mi insanı yazar?”
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Ebuzer KALENDER
- 26 Nisan 1983, Afşin (Kahramanmaraş) doğumlu. Tıp doktoru. Gaziantep’te yaşıyor. Evli ve üç çocuk babası.
- İlk romanı “KUKİNLER” 2018 Aralık ayında yayımlandı.
- Paradigma Polisiye Yayınlarının 2018 sonlarında düzenlediği ulusal öykü yarışmasında “Kabil’de Habil Kafe” isimli eseri ikincilik ödülü kazandı.
- Bu öykü “Bugün Kendini Nasıl Hissediyorsun?” adlı öykü kitabında kendine yer buldu.
- 2020 içerisinde, kardeşi Mustafa Kalender ile beraber kaleme aldığı “CERAİM-46” isimli polisiye romanı yayımlandı.
- Dokuz arkadaşıyla hazırladığı “Zaman” adlı fankitte bir öyküsüyle yer aldı.
- 2024’de Düş Berberi adlı ilk öykü kitabı yayımlandı.
- Öykü ve denemeleri; Afşin Yarpuz Edebiyat Dergisi, Dibace, Edebiyat Burada, Fanzin Apartmanı, İshak Edebiyat, Kafkaokur, Kayıp Rıhtım, Kil-tablet Öykü, Kurgusal.net, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Litera Edebiyat, Mahal Edebiyat, Oggito Öykü, Öykü Gazetesi, Parşömen Fanzin, Yazarevi Öykü Seçkisi ve Yazı-yorum Edebiyat gibi mecralarda kendine yer buldu.
- Bazı seçkilerde (İshak Edebiyat, Yazarevi, Kayıp Rıhtım) öyküleriyle yer aldı.
- Tür olarak kara mizahi, büyülü gerçekçi, psikolojik ve distopik eserleri daha çok sevmekte; modern ve postmodern yapıtları kendine daha yakın bulmaktadır.
Son Yorumlar