Bir dükkânın tabelasında ÇIKLA adını/kelimesini görür görmez karşı kaldırıma geçtim ve dükkana girerek sordum:
– Esselamualeyküm
– Aleykümselam; buyrun..
– Çıkla ne demek?
– Saf, katışıksız demek. Niye sordun ağabey?
– Bu kelime Elbistan ve çevresinde de kullanılırdı. Bugün bir kısım orta yaş ve üzerindekilerden elbette bilen vardır; ama son yıllarda pek duymamıştım… Burada görünce kaybettiğim bir kıymetli varlığımı bulmuş gibi oldum da…
…
Çıkla kelimesi, Elbistan’da tıpkı, sade, saf, katıksız, katkısız gibi anlamlarda kullanılır. Mesela:
▪️ Katıksız ekmek yiyen birine “Çıkla ekmek yiyor” derler.
▪️ Çocuğunu tepeden tırmağa çamura bulaşmış gören bir anne “Aman anaaam eve bir geldi ki üstü başı çıkla çamır oluk gı!” diye dertlenebilir.
▪️ Bir başkası tıpkı benzetince “Bu kız büyüdükçe çıkla teyzesi oluyor” der.
▪️ Öteki, benzerliği şöyle ifade eder: “Huyu, oturuşu, kalkışı, bakışı, kaş çatışı bile çıkla babası olup çıkmış.”
Erdemli’de yerli halk ile konuştukça daha birçok bizim orada “mahalli” bilinen kelimelerle karşılaştım. Birkaç örnek vermek isterim: Yekinmek(1), dığan(2), yağlık(3), örüm(4), tezmek(5), sökün etmek(6), tepelik(7), kalın(8), horanta(9), helke(10).
Tabii ki gene de mahalli, bize ait; iki bölgenin de yerli halkı bin yıldır Türk/Türkmen. Yeni il (Sivas, Yozgat Tokat), İç İl (Silifke ve çevresi öncelikli, Mersin) ve Elbistan bölgeleri Anadolu’ya, Türklerin ilk ve yoğun yerleştirildiği bölgelerdir. Aynı soyun çocukları olarak, belli bir kültür ikliminde doğup birlikte asırlar geçirmiş, yurt edindiği bölgelerde neredeyse 20. asrın ortalarına kadar hısım akraba, komşu, misafir, gelen giden yolcu, satıcı, seyyah ve gezici âşıklar dışında hiç kimseyle uzun süreli bir arada olmamış, eğitim almamış, bilip öğrendikleri anasından atasından görüp duydukları ile sınırlı kalmış insanlardır. Asırlarca dil, gelenek, görenek, adet kısaca kültür olarak Orta Asya’dan getirdiklerini taşımışlar, korumuşlar; aynı zamanda geliştirme, çoğaltma, değiştirme imkanlarını neredeyse hiç bulamamışlardır.
Savaş veya başka sebeplerle göçüp gidenler yalnız gitmemişler, boylar aşiretler olarak hatta daha kalabalık topluluklar halinde gittikleri yere de hısım akraba olarak dayanışma amacıyla birlikte gitmişlerdir. Bu da kendi kültürlerini taşıma, gittikleri yere de yayma imkanı vermiştir.
Mesela Elbistan’dan Çukurova’ya Amik Ovası’na, Orta Anadolu’ya, Muğla Aydın civarına hatta Erzurum, Kars, Iğdır bölgelerine sayısız göçler olmuştur. Bunlarla birlikte Anadolu, Kıbrıs, Balkanlar, vs fethedildikçe adı geçen Türk yurtlarından yüzlerce aile götürülerek yerleştirilmişler, dolayısıyla kültürlerini böyle de taşıma, yayma ve oralarda da yaşatma imkanı bulmuşlardır.
Muğla demişken, Muğla’da kurulan Menteşe Beyliği’nin (1261-1424) kurucusu Menteşe Bey’in babasının adı Elbistan Bey’dir. Selçuklular Menteşe Bey’i görevli gönderirken elbette yanında yüzlerce çadır yakınları ile birlikte göndermişlerdir.
Son yarım asırdaki hızlı değişimler izleri bir hayli azaltmış olsa da iki ilginç örnek vereyim: bunlardan biri tarhanadır, biri de tutmaç yemeği. Tarhana Ege bölgesinde un/toz tarhana olarak yapıldığı halde Muğla yöresinde tıpkı Elbistan bölgesi gibi sıkma tarhana yapılır. Tutmaç yemeği de birçok yer bilemezken Muğlalılar gibi -maalesef Elbistan’da bile bilen azalsa da- Elbistanlılarca bilinen yemeklerindendir. Erişte kesilirken onun da ana malzemesi hazırlanırdı…
Arif BİLGİN
Küçük Sözlük
(1) Yekinmek: Kalkmaya çalışmak, kalkmak için doğrulmak.
(2) Dığan: Yayvan pilav tenceresi.
(3) Yağlık: Büyük mendil.
(4) Örüm: Koyunları/hayvanları gece otlatmaya çıkarmak.
(5) Tezmek: Yolunu şaşırıp bulamaz hale gelmek; sürüden ayrılıp, kaybolmak.
(6) Sökün etmek: Bir yerden hareketle aynı yöne doğru sürü halinde gitmek veya gelmek.
(7) Tepelik: Kadınların feslerinin üstündeki gümüş levha halindeki süs eşyası.
(8) Kalın: Başlık parası veya başlık parası karşılığı mal.
(9) Horanta: Hane halkı, ailedeki kişilerin hepsi.
(10) Helke: Bir çeşit kova.

Son Yorumlar