Simidin Sihirli Halkası

Her burnu cezbeden enfes kokusuyla daha fırından çıkmadan haberini uçurur etrafa. Sonrasında, sokak köşesinin müdavimi olan simitçinin ağzıyla “taze sabahı” müjdeler.

Seyyar arabasının arkasında duran; bir eli cebinde, beresinin ucunu kaşlarının üstünden ikiye katlamış ve böylece kafası kocaman görünen simitçinin eksik dişleri arasından ıslık çalarak çıkan bir ses tonuyla tekrar ettirir adını ve sıfatlarını. Duyanlara, duymayanlara…

Camın iç yüzüne üst üste olacak şekilde fakat çok nizâmî istiflenmiş bu kızarmış halkalar, henüz uyku sersemi yarı kapalı gözleri tümden açarak kendine doğru çevirmesini bilir. Daha da aymaz olup başını önünden kaldıramayanı da tezgâh başındaki çığırtkanı uyandırır.

Camekânlı kırmızı kutunun arkasında duran simitçi, ağzının köşesine sıkıştırdığı ha düştü ha düşecek sigarasına aldırış etmeden, cebinde olmayan diğer eliyle tuttuğu hijyen göstergesi metal maşayı seyyarının demir köşesine vurarak, tıpkı leyleğin tak taklaması gibi sesler çıkarır. Cazibesini kaybetmesin diye bu seslerin arasına “Simit! Simit! Sıcak simit! Çıtır simit!” nidalarını yerleştirir. Bu hengâmenin tesirini anlayabilmek için sağa sola bakar. Kaldırımın üzerindeki dikdörtgen şekilli birkaç taş mesafesi kadar tur atar, geri gelir ve aynı yerinde durur. Maşalı elinin tersiyle, alnına düşen ve görüşünü kapatan bereyi kaldırır, en az iki beden büyük olan ve askerden gelen bir yeğeninden hediye edilmiş olan parkasını iki omuzuyla yukarı ittirerek üstünde durdurmaya çalışır. Bu seri ve alışılmış eylemlerinden sonra yine tak taklar ve gene tazelik müjdeleri…

Derken, üç bisiklet tekerleği üzerine kondurulmuş ve yamacına altın harflerle “SİMİTÇİ” yazılmış bu küçük arabanın önünde dolaşan ayak sayıları çoğalmaya başlar. Kahvaltısını edemeden okula giden iki öğrenci alır birer tane ve ısırarak yollarına devam ederler. Annesinin kolundan tutarak çekiştiren bir yavrucak gelir camın önünde durur ve küçük işaret parmağıyla vitrinin dışından almak istediğinin hangisi olduğunu gösterir. Huysuz bir ihtiyar “Taze mi? sıcak mı?” sorularından sonra aldığı simidini poşetin üzerinden eliyle yoklayarak çıtırlığını anlamaya çalışır. Bir taksici, seyyar arabaya yanaşıp camını açar ve “İki simit versene dayı.” diye seslenir. Karşıdaki berber, dükkânı önündeki tellere astığı havluları düzeltirken çırağını gönderir ve birkaç simit de o aldırır.

Böylece bir halka oluşmaya başlar.

Aynı simit, diğer bir semtte bir fırın önünde ufak çaplı bir yoğunluk yaşatır. Yerini ve saatini bilen müdavimleri; yürüyerek, arabayla, işe giderken, gece mesaisi çıkışı ya da sabah sporu dönüşü uğrayıp dizilirler tezgâhın önüne. Kürekten düşenin üçünü birisi kapar, beşini öteki. Simidini alanlardan kimisi soğumasın diye poşetin ağzının bağlayarak, kimisi kopardığı bir parça simidin ucu-tıpkı balıkçıl kuşunun inatçı bir balığı yutmaya çalışması gibi- hala ağzının dışında olaraktan ve kimisi de kızarmış mı yoksa yanmış mı ayrımı yapmaya çalışırken bir bir dağılırlar fırının önünden.

Lüks muhitlerden birisinin meşhur bilinen bir pastanesinde, birçok süslü alafranga isimli hamur işlerinin yanında yine kendine yer bulur bu halkalar. Öyle sadece ışıldaklı isime sahip olmakla itibarlı olunamayacağını, daha pahalı olmakla da her zaman kıymetinin artmayacağını oradaki herkese gösterir. Sadece köşelerin başını tutmaz, başköşelere de kurulmasının bilir.

Muhteviyatı çok sade olmakla ve çay-simit etiketiyle yoksulluğu çağrıştırmakla beraber; sade simit, sosyete simidi ve tereyağlı simit gibi sıfatları bünyesinde barındırır. Ayrıca yayıldığı alana bakıldığında hiç de tevazu göstermez.

Bir bardak tavşan kanıyla beraber her kapının kilidini açabilir ve her sofraya yerleşebilir. Meselâ kravatlı bir memura kahvaltı olabilir, okul kantinlerine girip öğretmenler odasında eğitimli ellerce paylaşılabilir. Henüz sıvası vurulmamış inşaat duvarına sırtlarını yaslamış amelelerin geçiştirme öğünü yerini alabileceği gibi cam giydirmeli bir plazadan beyaz yakalı bir yöneticinin deri çantasıyla içeri giriş de yapabilir. Mütevâzı sofraların ana katığı olabildiği gibi en zengin sofralarda da kendini çekici bir konuma yerleştirebilir.

Küçüğünden büyüğüne, zengininden fakirine, öğrencisinden hocasına ve işçisinden patronuna kadar her yaşa ve statüye hitap edebildiği gibi şatafat ve sadeliğine bakmaksızın her ortama da girebilir.

Geçimi de çok iyidir. Ayrana hayır demez, çaya dünden razıdır ve diğer içeceklerin yanında yenmeyi de hiç yadırgamaz. Adana’da şalgamla bile yârenliği vardır. Burnu havada gezmez. Reçelin içine dalar, bal-kaymağa yatak olur, peyniri bağrına basar, zeytini dostu sayar ve gerekirse tost makinesine de girer. Yanında hiç bir şey olmasa dahi üzerindeki yana yazmış susamıyla kendini yedirmesini bilir. Yendikten sonra o susamın tadını damaklarda aratır durur bir süre.

Hiç porsiyon hesabı da yaptırmaz. Bazen bir halkayı birkaç kişi paylaşır, bazen bir kişi birkaç simidi oturup yer. Sıcacık ve çıtır haliyle iştahları kabarttığı gibi çok bekletilmeyi de hiç kabullenmez. Bayatlayınca; katılaşır, sertleşir adeta lastik olur. Sanki gönül koyarcasına yiyenin boğazında düğümlenir. Kıymeti bilinsin ister, bilmeyene de bildirir.

Mekân ve zaman sınırlaması da olmaz. Fırınlarda tezgâhları, pastanelerde rafları, seyyarlarda köşeleri tutar. Baş üstünde sokakları dolaşır. Otobüs terminâllerinde tepsilere dizilir. Sabah simidi olur; okul girişlerinde, durak yanlarında ve meydanlarda satılır. Yerine göre öğle simidi olur. Akşam simidi sıfatıyla dışarılardan evine ulaşmaya çalışan kimi tez acıkırların kursağına dayanak olur.

Simidin sihirli halkası toplum mozaiğinin her bir parçasında bir susam tanesi kadar iz bırakır aslında. Bütünselliği nakış nakış işler. Her ne kadar hayat içerisinde herkesin payı farklı olsa da ortak bir paydada nasıl bir araya gelebileceğimizi gösterir. Şekliyle müsemmâ bir mânâyı temsil eder. Bölüşmeyi, bereketi, kanaati ve hâlleşmeyi salık verir. Farklı refah seviyelerinin bir düzlemdeki tokluğa erme ferahını imgeler. Kimselerin aç kalmak zorunda olmadığını fısıldar.

Asgari müşterekte ve mütevâzı bir sofrada hemen herkesi doyurur. Sadeliğin gücünü yansıtır. En temel bir ihtiyacı, en makul bir yöntemle hâl yoluna koyar. O küçük halkasında kurmuş olduğu geniş sofraya, toplumun tüm kesimlerini sığdıracak kabiliyete sahip olduğunu gösterir.

Aslında bize dersler verir bu sihirli halka. İnsan olarak birçok temel konuda el sıkışabileceğimizi gösterir. Makamımız, mevkiimiz, statümüz ve toplum önündeki yerimiz her ne olursa olsun, evvela insan olduğumuzu hatırlatır. Aynı şekilde acıktığımız gibi benzer şekilde de doyabileceğimizi salık verir.

Gemi azıya almış, eyerinin kayışlı yerlerinden köpürerek terleyen, ciğerleri yanmasın diye boru şekline dönmüş iki burun deliğinden körük gibi soluyan ve ancak bir duvara toslayınca ya da bir yardan aşağı yuvarlanınca durabilecek olan kızgın bir ata dönüşmüş aç nefislerin, bir halka simitle de doyabileceğini gösterir.

Zenginin seramik kaplama dişine de fakirin çürük dişine de sıkışacak olanın, en nihâyetinde yanık bir susam tanesi olacağını düşündürür.

Dr. Hüseyin AVANDAĞ

 

2 Comments

  1. İrfan Paksoy Reply

    Tebrik ederim Hüseyin Bey.
    Önceki yazılarınız gibi bunu da ilgiyle okudum.
    Darısı sonrakilere.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir