Anadolu’da Yerel Basın Tarih Yazımı: Tarsus Basını Üzerine Uğur Pişmanlık ile Bir Değerlendirme

Ahmet Şahin: Sayın Pişmanlık, Tarsus Basın Tarihi adlı eserinizin ortaya çıkış süreci nasıl başladı? Sizi bu çalışmaya yönlendiren temel saikler nelerdi?

Uğur Pişmanlık: Bir gazeteci olarak örneğin kent yazıları konusunda, antik çağda Tarsuslu filozoflarla ilgili, gezginlerin Tarsus’la ilgili yazdıklarını birer kitap olarak yazdım ve yayınlandı. Öte yandan bir gazeteci olarak yaşadığım kentin basın tarihi, gazetecilik ve yayıncılık geçmişinin kayda geçmesi ve bunun bir kitap çalışması olabileceği düşüncesinden yola çıktım. Bir gazeteci olarak Tarsus basın tarihi yazma sorumluluğunu duydum. Böylece yola koyuldum ve araştırmaya başladım. 2002’de somut olarak çalışmaya başladım ve 5 yıl sonra 2008 yılında Tarsus Basın Tarihi kitabım yayınlandı.

Ahmet Şahin: Tarsus Basın Tarihi kitabınızda 1908’den 2008’e kadar bir yüzyılı kapsayan uzun bir dönemi ele alıyorsunuz. Sizce bu 100 yıllık süreçte Tarsus yerel basını hangi toplumsal, siyasal veya ekonomik dönüşümlere tanıklık etti? Bu dönüşümler basına nasıl yansıdı?

Uğur Pişmanlık: Mehmet Tahir Üncü Efendi’nin, Ermeni bir matbaacı olan Mıdırgıçyan Efendi’den satın aldığı matbaa makinesiyle 1908 yılında başlayan eski Türkçe Tarsus gazetesinin yayınından başlayarak günümüze kadar olan süreçte Tarsus basını pek çok ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel olaya ve tarihsel kişiliklere tanık olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüz yılına denk gelen bir zamanda, 1908 yılında yayın hayatına başlayan eski Türkçe Tarsus gazetesi, bir imparatorluğun çöküşüne, Anadolu’nun işgalinde emperyalizme karşı verilen ulusal bağımsızlık savaşına karşı mücadeleye tanık oldu. Bu mücadelede, Tarsus’un Fransız işgalinde yerel çetelerin savaşına tanıklık etti. Zaferle kazanılan savaşın ardından yeni bir cumhuriyetin kuruluşuna, Mustafa Kemal Atatürk’ün hem kurtuluş savaşı öncesi hem sonrasında Tarsus’a gelişlerine tanıklık etti.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1800’lü yılların ilk çeyreğinde pamukla başlayan tarımsal üretim ve sanayileşme süreçlerine tanıklık etti.

1800’lü yıllar ve sonrası ile 1900’lü yılların ilk çeyreğinde göç eden Afganların ve Bulgarların, Arapların, Giritli Türklerin Tarsus’a gelişine, Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani gibi toplulukların Tarsus’tan gidişine tanıklık etti.

Yine Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte yeni sanayi kuruluşlarının oluşumuna, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması ve Tarsus’un modernleşme çabalarına tanıklık etti. Bu tanıklıklar içerisinde örneğin Halkevi’nin kuruluşuna, kentte sinema ve tiyatro salonun açılmasına tanıklık etti. Bütün bunlar içinde Tarsus’ta şair Ümit Yaşar Oğuzcan, tiyatro oyun yazarı Haşmet Zeybek ve sosyolog Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil gibi bilim, sanat ve edebiyatçılarının yetişmesine tanıklık etti.

Tarsus Türkiye’de elektrikle aydınlanan ilk kenttir. Türkiye’de elektrikle ilk elektrik üretimi 1902 yılında Tarsus’ta gerçekleştirilmiştir. Tarsus basını cumhuriyet sonrasında başta Kadıncık 1 ve 2 barajları ile diğer kurulan barajlara tanıklık etmiştir.

Sadece kentin olumlu gelişmelerine değil, çok etkilenmese de bazı depremlere, 1968 yılı büyük sel felaketine tanıklık etmiştir.

Başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere pek çok başbakan, bakan, milletvekili, parti başkanı gibi siyasi liderlerin gelişlerine tanıklık etmiştir. Bunların haberini yapmıştır.

Tarsus basını yine bu 100 yıllık dönemde, Tarsus’ta çok sayıda işçilerin sendikalar kurmasına ve işçilerin sendikaları aracılığıyla hak alma mücadelesinde grev, yürüyüş, miting, direniş ve fabrika işgallerine, Tarsuslu çiftçilerin traktörlerle yaptıkları eylemlere tanık olmuştur.

Askeri darbelere ve bu dönemlerde pek çok ilerici, devrimci aydın insanın gözaltına alınmasına, işkence görmesine ve yargılanıp tutuklanmasına tanıklık etti.

Tarsus basını, kente gelen çok sayıda müzisyen, tiyatro sanatçısı, sinema oyunsusu gibi sanatçıların gelişine ve onların sanat etkinliklerinin yapılışına tanıklık etmiştir.

Benzer şekilde kentin yazan-çizen, edebiyat yapan, belgesel çeken, tiyatro yapan sanatçılarına ve olarak sanatsal üretimlerini sergileyerek halkla paylaşmalarına tanıklık etmiştir. Bunun içinde yüzlerce sergi, konser, tiyatro, binlerce sinema filminin izlenmesi, festivaller ve şenlikler vardır.

Tarsus basının tanıklığı içerisinde, 2 bin yıl öncesinde Tarsus’ta yapılan felsefenin ve o zamanlarda yetişmiş filozofların yeniden bu kente kazandırılması ve felsefe geleneğinin bu kentteki çabalarına tanıklığı da vardır.

Tarsus basını bütün bu 100 yıllık tarihsel sürecin gelişmelerini gazete haberlerine taşıyarak tanıklık ederken Tarsus’ta basın ve gazeteciliğin hem teknik hem de mesleki gelişmelerinin de tanığı olmuştur. Tarsus yerel basının tanıklığı içerisine tipo baskıdan ofsete geçiş, daktilodan bilgisayara, analog fotoğraf makinesinden dijitale, posta, telgraf, telefon ve fakstan internete ve dolayısıyla da kâğıt baskılı yayıncılıktan internet gazeteciliğine geçiş vardır.

Yine bu süreçte Tarsus basını, çok sayıda gazetenin ve yerel derginin çıkışına, yayın hayatına son verişi ile meslekten pek çok gazetecinin gelip geçişine ve bu hayattan göçüşüne de tanıklık etmiştir.

Ahmet Şahin: Osmanlı’nın son döneminde yayınlanan ilk Tarsus gazetesi ile Cumhuriyet döneminde çıkan yayınlar arasında hangi temel farkları gözlemlediniz?

Uğur Pişmanlık: Sözünü ettiğiniz, Osmanlı’nın son döneminde yayınlanan ilk Tarsus gazetesi ile Cumhuriyet döneminde çıkan yayınlar arasında hangi temel farklar olduğuna dair gözlemlerin sınırlı olduğunu söylemeliyim. Bunun nedeni bir kere, Tarsus gazetesi eski Türkçe olduğu için gazetenin kendisi üzerinden bir kısıt var bu da gözlem değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Aynı şekilde o dönem sadece Tarsus gazetesi olduğu ve başka gazete çıkmadığı için döneme dair bir şeyler söylemek de zor. Ancak şunu söyleyebiliriz, Tarsus gazetesi, kentin tek yerel gazetesi olduğu için belki basın meslek ve ahlak kurallarına daha fazla bağlıydı. Etik tutum nedeniyle de bugün basındaki yozlaşma o zaman yoktu.

Bir başka önemli farklılık ise teknik konulardır ki, gerek fotoğraf gerekse gazete baskı makinesi, habere ulaşma, iletişim ve gazetenin okura ulaştırılması gibi günümüze göre oldukça geride olmasıdır.

Ahmet Şahin: Kaynaklara erişim süreci nasıl gelişti? Arşiv materyallerine, eski nüshalara ve görsel belgelere ulaşmada ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Uğur Pişmanlık: Tarsus Basın Tarihi kitabını yazarken ve yayına hazırlarken, öncelikle 1908’den çalışmaya başladığım 2003’e kadar tespit edebildiğim tüm yerel gazete ve dergiler ile kurum yayınlarının bir listesini çıkardım. Sonra bu çalışmayı birkaç ana başlığa ayırdım. Önce Tarsus’ta mevcut çıkmaya devam eden gazetelerden örnek nüshalar topladım. Sonra daha önce çıkmış ve yayın hayatına son verilmiş yerel gazeteleri toplamaya çalıştım. Eğer gazeteye ulaşamıyorsam, bilgi alabileceğim; a) Basından kişiler (Gazeteci Yakup Boncuk arkadaşım arşivcidir ki bana kaynak sağlayıp destek olmuştur, b) Belediye, ticaret odası gibi kurumlardan, c) İnternetten aradığım gazete ve dergilerin ya birer nüshasına ya da künyesindeki yayın bilgilerine ulaşmaya çalıştım.

Kaynak oluşturma ve ulaşma açısından ikinci kapsamlı çalışma alanı ise; a) Milli Kütüphane, b) TBMM Kütüphanesi, c) Özellikle basının kendisine ait örgütlenmesini içeren ve gazetecilerin meslek kuruluşları ve çalışmaları için 1969 yılında yayın hayatına başlamış Tarsus’a Yeni Ses gazetesinin arşivinde 15 yıllık ciltleri taradım. Basın gibi yazılı ve basılı yayınların geçmişine bile ulaşmak kolay olmadı elbette. Ulaşamadığımız bazı kaynaklar olduysa da çok zorlukla karşılaşmadım.

Ahmet Şahin: Kitabınızda “basın tarihinin başlama çizgisini 1908’deki Tarsus gazetesi oluşturur” diyorsunuz. Bu gazetenin kurumsal, ideolojik ya da kültürel kimliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Uğur Pişmanlık: Düşünün, Mehmet Tahir Üncü Efendi Osmanlı’nın son 20 yılında eski Türkçe Tarsus gazetesini yayınlamaya başladığında ne Anadolu’nun işgalini, ne Kurtuluş Savaşı’nı -ki daha Çanakkale Savaşı bile olmamış- ne de Cumhuriyetin kurulacağını bilemezdi.

Mehmet Tahir Üncü Efendi ve onun yayınladığı Tarsus gazetesinin doğal olarak içinde bulunduğu imparatorluğun koşullarına uygun gazetecilik yaptığı anlaşılıyor. Ancak, öyle bir tebaa toplum yapısı içerisinde matbaa makinesi alması ve gazete yayınlaması iki şeyi gösteriyor: Biri Mehmet Tahir Üncü Efendi’nin yenilikçi biri olduğunu, ikincisi ise hem ülke topraklarında ve dünyada olup biten olay ve gelişmelere karşı duyarlı olduğunu hem de bunu bir gazete çıkararak topluma yaymak gibi bir sorumluluk taşıdığını.

Öte yandan bu yenilikçi ve yaşadığı çağın ekonomik ve toplumsal gelişmelerine duyarlı kişisi olan Mehmet Tahir Üncü Efendi, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte yeni rejimin yanında yer alan ve Kemalist fikirlere sahip bir gazetecidir. Zaten, sonrasında yeni gelişen bir kent olan Mersin’e taşınması ve yine orada Yıldız Matbaası’nı kurup gazete çıkarmaya başlaması da onun modern yaşama uyum sağlayan ve sorumluluk taşıyan vatansever kişiliğini ortaya koymaktadır.

Ahmet Şahin: Beş yıl süren bu kapsamlı çalışmayı hazırlarken hangi kaynak türlerinden (arşivler, koleksiyonlar, gazete ciltleri, sözlü tanıklıklar vs.) faydalandınız? Hangi kaynaklara ulaşmakta zorluk yaşadınız?

Uğur Pişmanlık: Sanıyorum buna 4. soruda yanıt vermiştim. Ama şunları eklemek isterim. (isterseniz, yukarıdaki yanıtla bunları birleştirebilirsiniz) Tarsus Basın Tarihi kitabı için araştırma yapmak için Milli Kütüphaneye kendim gittim ve orada Tarsus gazeteleri ve yerel dergilerini inceledim, notlar aldım, mikrofilmler aldım, gazete ve dergilerin bazılarının fotoğraflarını çektim.

Milli Kütüphane ile TBMM Kütüphanesinde yer alan başta Tarsus gazetesi ve kentte yayınlanmış diğer gazete ve dergilerin 1200 civarındaki nüshasını dijitale dönüştürülmüş ve CD’ye aktarılmış olarak, o dönemin CHP Milletvekili Vahap Seçer yardımıyla/aracılıyla temin ettim.

Tarsus’ta 3 yerel gazete arşivlerini bana açtı. Onlar üzerinde çalıştım. Başta Yakup Boncuk olmak üzere bir-iki gazeteci arkadaştan bilgi aldım.

Ahmet Şahin: Yerel basın tarihi gibi dağınık ve çoğu zaman kayıt altına alınmamış bir alanda belgelerle çalışmak nasıl bir araştırmacı duyarlılığı gerektiriyor? Bu bağlamda sizin araştırma yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

Uğur Pişmanlık: Çalışmalarım sırasında, hem bir gazeteci hem bir yazar olarak araştırma deneyimlerim ışığında hangi kaynaklara nerden, kimlerle ve nasıl ulaşacağıma dair sahip olduğum bilgilerim, öngörülerim, sezgilerim ve olasılıklar silsilesini takip ettim.

Evet, yukarıda da anlattığım gibi kaynaklar dağınıktı ama ben bir çalışma metedolojisi/yöntemi uyguladım. Gazeteci ve yazar olarak kazandığım araştırma ve çalışma disiplini, söz konusu kaynaklara ulaşma, kayda alma ve tasnif etme gibi işleri kolaylaştıran bir işlev gördü.

Araştırmacı duyarlılığı denilen şey de aslında algılarımızın açık olmasını ve iyi bir gözlem yeteneğini gerektiriyor.

Ahmet Şahin: Kitabınızda, gazeteci özgeçmişleri ve fotoğraflarına da yer veriyorsunuz. Bireysel biyografiler, yerel tarih yazımında nasıl bir işlev görüyor sizce?

Uğur Pişmanlık: Evet, Tarsus Basın Tarihi kitabında en azından belli başlı gazetecilerin yaşam öyküleri ve fotoğraflarına yer verdim. Çünkü gazeteyi gazete yapan gazetecilerdir. Gazeteciler, gazete muhabirleri haber toplamazsa, haber ya da yayın müdürleri bu haberleri yerine ve önemine göre değerlendirip gazeteye koymazsa, gazeteyi basan matbaa emekçisi de o haberleri kâğıda basmaz ise gazete diye bir şey olmaz. Bir kere bunun için gazetecilerin özgeçmiş ve fotoğrafları var.

İkincisi, gazeteci dediğimiz bu basın mensubu insanlar, bu mesleğe emek ve vermiş, bedel ödemiş hata yaşamından olmuştur. Gazeteleri ve gazeteciliği var eden onlardır.

Üçüncü olarak ise Tarsus gibi tarihi bir kentte cumhuriyet öncesinden başlayan gazete yayıncılığı ve gazetecilik mesleğinde kimler gelmiş kimler geçmiş. Bu mesleğin gelişmesinde kimler katkıda bulunmuş. Ve en önemlisi topluma haberleri ulaştıran bu gazeteci insanları kimdir?

İşte bu bireysel biyografiler aracılığıyla bu gazetecileri tanıyor, tanıtıyor ve hem kent belleğine hem de basın tarihine not düşmüş oluyoruz.

Ahmet Şahin: Kitabınızı “onurlu basın emekçilerine” ithaf etmişsiniz. Sizce bu kitabın bir kolektif hafıza aracı olarak işlevi nedir?

Uğur Pişmanlık: Muhabir gazeteciler (matbaa emekçilerini ayrı tutuyorum), yani sahada çalışan gazeteciler, basın mesleğinin en alt grubudur ama basın mesleği ve gazetecilik onlarla ayakta durur, onlarla var olur. Şimdi gerek baskılı gazeteler gerek dijital gazetelerde oturduğu yerden gelen mail haberlerini ya da internette gezerek topladığı haberler üzerinden gazetecilik yapıyor.

Basın tarihi kitabımı, “onurlu basın emekçilerine” diye ithaf etmem, sözünü ettiğim gerçek gazete emekçilerini ve onların emekleri ve ödedikleri bedeller nedeniyle onurlandırmak ve onların hatırlanmasını sağlamaktır.

Kolektif hafıza açısından da bir bilgi ve deneyim aktararak, tarihe kayıt düşmektir.

Ahmet Şahin: Tarsus basınıyla mahalli otoriteler ya da merkezi yönetim arasında yaşanan baskı, sansür veya müdahale örneklerine kitabınızda değindiniz mi?

Uğur Pişmanlık: Basın öyle ya da böyle her zaman çeşitli şekillerde baskı altındadır. Ancak bu durum, yerel gazetenin sahibine, gazeteci muhabirin görüşüne ve duruşuna göre değişir.

Örneğin iktidara ya da kaymakamlık, belediye gibi yerel yönetimlere ve yöneticilere yakınlık ile uzaklık durumuna göre değişmektedir.

Kaymakamlık, belediye gibi yerel yönetimlere ve yöneticilere yakın gazete ve gazeteciler için sorun yoktur. Hatta bu yöneticilerden aldığı güçle daha rahat hareket ederler. Yerel yöneticilerle iyi geçinen bu tür gazete ve gazeteciler aynı zamanda onlardan hem maddi olarak hem habercilik açından beslenir, bazen de teknik olanaklarla desteklenirler.

Bunun dışında iktidara ya da kaymakamlık, belediye gibi yerel yönetimleri ve yöneticileri eleştiren, onları toplum karşısında kötü duruma düşüren ama gerçeği yazan gazetelerin ve gazeteciler baskı, tehdit ve cezalardan kurtulamaz.

Ben de gerçekleri yazdığım ve yöneticiler rahatsız olduğu için gördüğüm baskı ve aldığım tehdidi kitabımda yazdım.

Ahmet Şahin: Tarsus’taki mahalli basının, şehrin sosyal, kültürel ve hatta ekonomik gelişimine katkı sağladığını düşündüğünüz örnek vakalar var mı?

Uğur Pişmanlık: Basının bir gücü var bu güç kötüye kullanılırsa rant, şantaj mevki ya da başka şeylere dönüşebiliyor. Öte yandan basın haberlerinin gücü siyasiler, bürokratlar yerel yöneticiler üzerinde etkili olabiliyor. Yani yerel basının niteliği ya da niteliksizliği bilinse de siyasiler, bürokratlar ve yerel yöneticiler bir şekilde ciddiye alınıyor.

Şöyle bir tuhaf durum var; siyasiler, bürokratlar yerel yöneticiler, iş adamları vs. gerçekleri yazan, halktan ve haklıdan yana olan dürüst gazetecilerden de korkuyorlar ama bazen ezemeyecekleri şantajcı, rantçı gazete ve gazetelerden de çok korkuyorlar. Böyle bir paradoks var. Ama her iki gazetenin ve gazeteci tipinin amacı da vurduğu yer de farklı.

Sonuçta yerellikte kent ya da toplum sorunlarında dair haberler yapılıyor, bazen üzerine de gidiliyor. Sonuçta yukarıdaki durumlarından dolayı siyasiler, bürokratlar yerel yöneticiler bunları dikkate almak zorunda kalıyor.

Son tahlilde yerel basının şehrin sosyal, kültürel ve hatta ekonomik gelişimine ciddi katkı sağladığını söyleyemeyiz. Özellikle kültürel katkı hiç söz konusu değil.

Ahmet Şahin: Çalışmanızda hangi tarihsel yöntemleri benimsediniz? Sözlü tarih, arşiv çalışması, içerik analizi gibi yöntemlerden hangileri ağır bastı?

Uğur Pişmanlık: Kitabımı yazarken beni kaynaklara ulaştıracak, bu kaynakları analiz edecek, karşılaştırmalı olarak değerlendirecek tüm teknik olanakları ve dağarcığımdaki deneyimlerimi kullandım. Ancak böyle çok yönlü ve çok katmanlı bir çalışmanın altından kalkılabiliniyor. Ayrıca araştırmanın her safhası ayrı bir merak ayrı bir heyecan ve deneyim. Teknik çalışmalardan da içerik analizlerinden de keyif alıyorum.

Ahmet Şahin: Bugün artık hayatta olmayan Tarsuslu gazetecilere dair hangi tanıklıklar veya belgeler sizi en çok etkiledi?

Uğur Pişmanlık: Tarsus dışında gazetecilik yapmış pek çok isimden söz edebiliriz. Örneğin, 1969 yılında, 14. Dönem CHP Milletvekili Celal Kargılı aynı zamanda gazetecidir ve Ankara’da “Olay” gazetesini yayınlamıştır. Aydınlık, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinden Oral Çalışlar,  Sosyolog Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Ahmet Nadir Caner gibi gazetecilerden söz edilebilir.

1873’ta Tarsus’ta doğan ve Osmanlı’yı eleştirdiği için baskılardan Avrupa’ya kaçan ve Jön Türklere katılıp önce Cenevre’de sonra da Mısır’da gazeteler yayınlayan Tarsusizade Münif Efendi imparatorluğa muhalefet etmeyi sürdürmüştür. Bu beni etkileyen cesur ve tutarlı bir gazetecilik örneğidir.

Ahmet Şahin: Kitabınızda özellikle kimlerin “yerel gazeteciliğin öncüleri” olarak öne çıktığını düşünüyorsunuz?

Uğur Pişmanlık: Bunu söylemek çok zor, çünkü bu kimseler öncelikle çok vasat hatta bazıları vasatın bile altında gazetecilik yapanlar. Diğer yandan da bu gazeteci denilen kişilerin bir bölümü aslında gazete patronudur. Yani sahada çalışan gazeteci değildir, ki bu da ayrı bir konudur.

Bunu iki şekilde yanıtlayabilirim. İlki “yerel gazeteciliğin öncüleri” olarak, elbette 1908’de Tarsus gazetesinin yayınıyla bu kentte yerel basının ilk tohumlarını attığı için Mehmet Tahir Üncü Efendi’yi en başta saymak gerekir.

İkincisi 1940’lı yıllarda Gülek gazetesini çıkaran Rıfat Özavcı. Üçüncüsü, 1950-1980 yılları arası Tarsus gazetesini yayınlayan Kemal Tursunbay, Sefa Maracı sayılabilir.

Kitabımda ve bugün söz konusu olduğunda Tarsus’ta gazeteci diyebileceğim, 1950 yılında çıkan yerel Tarsus gazetesinde çalışmaya başlamış, Cumhuriyet, Milliyet gazeteleri muhabirliği yapmış ve Akdeniz gazetesi sahibi Mehmet Can Bulut, Güneş gazetesi muhabiri, Yenises, Tarsusun Sesi ve Ekspres gibi yerel gazetelerde çalışmış, Akşam, Güneş ve Star gibi ulusal gazetelerde muhabirlik yapmış olan Yakup Boncuk ile Akdeniz gazetesi kurucusu Mehmet Can Bulut’un oğlu Hakan Bulut’u kentin gerçek gazetecileri olduğunu düşünüyorum.

Ahmet Şahin: Kitap Tarsus Kültür ve Dayanışma Derneği yayını olarak çıkıyor. Sivil toplum kuruluşlarının bu tarz yerel tarih çalışmalarına kurumsal destek vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uğur Pişmanlık: Tarsus Kültür ve Dayanışma Derneği İstanbul’dadır. Tarsus Basın Tarihi kitabını yayınlayarak dernek olarak bir ilki gerçekleştirdiler. Sonrasında bir iki kitap daha yayınladı. Sivil toplum kuruluşlarının gerek kent tarihi ve kültürü üzerine gerekse derneğin bulunduğu kentte ya da yöredeki yazar ve sanatçıların kitaplarını yayınlamaları ve desteklemeleri zaten STK olarak yapmaları gereken ve sorumlulukları arasında olan bir durum. Ama çoğu dernek, oda, sendika ya da vakıf bunu yapmıyor. STK’ların kitap yayınlamalarını kesinlikle anlamlı buluyorum ve Tarsus’ta bu konuda özendirmeye de çalışıyorum.

Ahmet Şahin: Belirtmiş olduğunuz “Mıdırgıçyan Efendi’den Mehmet Tahir Bey’e uzanan matbaa geleneği” size göre Tarsus’un yayıncılık tarihinde nasıl bir yer tutuyor?

Uğur Pişmanlık: Osmanlı gibi geri bir toplumda, “Mıdırgıçyan Efendi’den Mehmet Tahir Bey’e uzanan matbaa geleneği” Tarsus’un yayıncılık tarihinde bir kentte basın ve gazeteciliğin başlangıcı, bir mihenk taşı. Dolayısıyla eğer Tarsus basını bir tarihsel köke sahipse o da işte biri matbaacı diğeri gazeteci bu iki insandır.

Ayrıca belirtmek isterim ki, ben kitabımda Tarsus’un gazete ve dergicilik dışında yayıncılık geçmişini de yazdım. Çünkü Tarsus’ta bazı dönemlerde kurulmuş ve kitap basmış yayınevleri de olmuş. Bugün profesyonel olmasa da Aratos Yayınları adıyla biz de kent tarihi ve kültürüyle felsefe alanlarında kitaplar yayınlıyoruz.

Ahmet Şahin: Bu çalışmanızda “daha nitelikli bir yerel basın için geçmişten bugüne nasıl bir miras kaldığı” sorusunu gündeme getiriyorsunuz. Tarsus’un bugünkü yerel basınına baktığınızda bu mirasın ne kadar taşınabildiğini düşünüyorsunuz?

Uğur Pişmanlık: Gelişen teknolojilerle daha yüksek kalitede ve de renkli gazeteler basabiliyoruz ancak, basın-medya ve gazetecilik dünyasında nitelik düştü. Etik kalmadı. Yani çok az sayıda gazeteci ilkelerini bozmadan mesleğini yapıyor, yapmaya çalışıyor. Benim Tarsus için gözlemim, ne geçmişin gazetecilik mirası ne de bu geleneğin yaşatılması birkaç meslektaş dışında kimsenin umurunda değil. Onlara göre ne getirisi var ki? Para kazandırmıyorsa mirasmış, gelenekmiş hiç önemli değil. Gazetecilik para, rant ya da mevki kazandırmanın bir aracı olarak kullanılıyor.

Silaha dönüşmüş bir gazetecilikle şantaj üzerinden yapılan gazetecilikten ne mirasa ne de geleneğe sahip çıkması zaten beklenemez.

İlla bir gelenekten söz edilecekse eski kuşak gazeteciler bu rantçı-şantajcı gazeteciliği sonraki gelenlere devrederek böyle yoz bir gelenek oluşturuyorlar.

Ahmet Şahin: Günümüzde dijitalleşme ve sosyal medya karşısında geleneksel yerel gazetecilik nasıl bir sınav veriyor? Tarsus özelinde bu sınavın sonuçları nelerdir?

Uğur Pişmanlık: İnternet çıktı gazetecilik de kitap yayıncılığı da artık ömrünü tamamlayacak gibi. Bu belki 20, belki 50 yıl alacak. Tarsus yerel basınında basılı gazete sayısı iki elin parmak sayını bulmaz. Tespitlerime göre 5-8 kadar gazete var. Çoğu internet gazeteciliğine döndü. İkisini bir arada yapanlar da olmakla birlikte bazı gazeteler günlükten, haftalığa, bazıları haftada üç çıkmaya, bazıları da 15 günlük ya da aylık gazeteye dönmüş durumda. Aylık çıkan gazeteye artık gazete de denemez. Kimi göstermelik olarak tutuyor kimi yaptığı başka işlerde bir araç/silah olarak kullanıyor.

Bir önceki dönemin belediye başkanı, “Tarsus İl Olsun” kampanyası açtı. Kampanyanın basın tanıtım etkinliğinde 8-10 tanesi basılı gerisi internet gazetesi olmak üzere toplam 72 gazete vardı.

İçlerinde web sayfası üzerinden değil Facebook üzerinden bile gazetecilik yapan vardı. Hızlı, kolay ve yayın iletişim olan internet basına kalite getirmedi, kalite düştü. Sayfalarına oradan buradan gelen haberleri koyan internet gazeteleri ve gazetecileri, ne bir olay yerine gidiyor, ne birilerine soru soruyor, ne röportaj ne fotoğraf çekme, hiçbir şey yok, kes, kopyala, yapıştır. En fazla haber üzerinde bir iki küçük oynama. O kadar. Adı gazete, adı gazeteci.

Bu arada Tarsus’ta gazetecilerin dört tane meslek örgütü var. Ama mesleki anlamda yaptıkları birkaç şey dışında ortaya pek bir şey koydukları söylenemez.

Ahmet Şahin: Kitabınızın hem Tarsus’un basın tarihine hem de Anadolu kentlerinin medya tarihçiliğine nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Uğur Pişmanlık: Tarsus her şeyden önce 10 bin yıllık tarihiyle önemli bir kent. Antik çağda 4 kez başkentlik yapmış. Kendi paralarını basma yetkisine sahip ve darphaneleri var. Stoa felsefesinin merkezlerinden biri olan Tarsus’ta antik çağda çok sayıda felsefe okulu ve bu okullarda yetişen 50’ye yakın filozof bulunuyordu.

Böyle önemli bir kentin basın tarihi de Anadolu kentleri için hem örnek oluşturuyor hem de yararlanmak isteyen il, ilçe ve kasabalar için bir deneyim olarak duruyor.

Yerel basın, ulusal basının kılcal damarlarıdır. Yerel basın beslemezse ulusal basın habersiz kalır, cılız ve yavan kalır. Haber denilen şey metropollerden ibaret değildir. Ulusal basın gazeteleri, Anadolu’nun onca ilinden, ilçesinden, kasaba ve köyünden gelen haberlerle oluşur.

Tarsus Basın Tarihi kitabı, Türkiye’deki ilçelerde yayınlanmış birkaç kitaptan biridir. Bu da kendi başına ve Türkiye basın tarihine kattığı renkle oldukça değerlidir.

Ahmet Şahin: Bu çalışmanın ardından Tarsus’ta veya çevre illerde benzeri başka tarihî medya araştırmalarının gündeme gelmesi yönünde bir hareketlilik gözlemliyor musunuz?

Uğur Pişmanlık: Benim kitap çalışmamda yararlandığım değerli insan ve araştırmacı yazar Gündüz Artan’ın Mersin Basın Tarihi kitabı dışında bildiğim kadarıyla örneğin Adana’da böyle bir çalışma yok. Bulunduğumuz coğrafyada bir de Hatay Basın Tarihi kitabından söz edebilirim.

Tarsus Basın Tarihi/100 Yıllık İzler (1908-2008) kitabımdan sonra gazeteci Yakup Boncuk’la birlikte ortak bir çalışma olarak 2023 yılında, Tarsus Yerel Basını (2008-2023) adlı ek bir kitap yayınlayarak önceki kitaba güncel bir katkı yaptık. Böylece tarihsel gelişimi de devam ettirmiş olduk.

Ahmet Şahin: Son olarak, bu kitabın yeni kuşak araştırmacılara ve yerel gazetecilere ne tür ilhamlar vereceğini umuyorsunuz?

Uğur Pişmanlık: Kitabım yayınlandıktan sonra gerek araştırmacılar gerekse üniversite öğrencileri ve akademisyenler tarafından edinilerek yararlandılar ve hala bu çalışmalarımız için beni arayan ve kitabı talep edenler var. Bazı kitap ve yayınların dipnot ile kaynakça bölümlerinde kitabımın referans olarak gösterildiğini görüyorum. Elbette bu mutluluk verici ve kitabın amacına ulaştığını gösteriyor.

Teşekkür ederiz.

Ahmet ŞAHİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir