Bugün 23 Nisan, Etkinliklerle Doluyor İnsan…

Yıllar önce Almanya’dan Türkiye’ye taşınmıştık. Var gücümle Türkiye’yi tanımaya ve alışmaya çalışıyordum: Burada ne, nasıl yapılır? Neler sevilir, neler sevilmez? Her şey benim için bilinmezliklerle doluydu. Ama ne de olsa vatanımdı ve ben vatanımı elbette çok seviyordum. İşte bu alışma yılı içerisinde bahar geldi ve ben öncesinde hiç duymadığım bir bayramla tanıştım: Çocuk Bayramı.

Oldum olası kutlamalara bayılırım ve bu kutlamanın adı da doğrudan bizimle ilgiliydi. İlk duyduğum andaki sevincimi ve heyecanımı anlatamam; sınırsız eğlence ve mutluluk olmalıydı bu bayramda. Acaba neye benziyordu? Köln’deki Karneval’a mı? Karneval’a bayılırım: Çeşitli kostümler giyilir, yüz boyaları sürülür, şekerler toplanır… Gerçek bir şenlik gibidir. Peki ya Noel’e mi benziyor? Noel’de de tatlı bir huzur ve hediyeler vardır – ama “çocuk bayramı” olduğuna göre, o tatlı huzur kısmına aslında hiç ihtiyacımız yok. Paskalya’ya? Evet, Paskalya tam bir çocuk bayramı gibidir: Boyanan yumurtalar, saklanıp aranan çikolatalar, süslemeler, bahar… Veya Almanya’daki yıl sonu şenlikleri gibi de olabilir. Yıl sonunda okul, kocaman bir panayır gibi olur; veliler güzel yiyecekler yapar, çeşitli oyunlar oynanır, sonunda ödüller alınır… Bu da bir opsiyondu elbette.

Sonra? Sonra içeriğini adım adım öğrenmeye başladım. Öncelikle sınıfa iki çocuk geldi; üzerlerinde şık kıyafetler vardı – törene katılacaklar, bu kıyafetleri giyeceklerdi. Kıyafetlere bayıldım! İskoç tarzı kareli bir etek, üzerine ceket ve şapka… Aman Allah’ım, hayallerimden bile öte olmalı bu bayram diye düşündüm. Eve gelip aileme bahsettim, “Tabii ki katıl!” dediler ve o zamanlar için oldukça pahalı olan kıyafetin ücretini hemen verdiler. Sonra kıyafet provalarında ufak ufak tadı kaçmaya başladı.

Müdür yardımcımız etek boyu provasını en mini haliyle aldırıyordu, ben ise mini giymek istemiyordum. O zamanlar bana çok garip gelen şey, şimdi o kadar da garip gelmiyor… Garip olan şuydu: Her “mini etek giymek istemiyorum” dediğimde müdür yardımcısı ve diğer görevli öğretmenler “Biz ailenle konuşuruz,” diyordu. “Hayır, ailem karışmaz; ben mini sevmem,” diyordum. Bana gülüyorlardı.

Sonra gerçekten ailemle konuşmuşlar ve benim istemediğime ikna olmuşlar. O zaman dediler ki: “Törende katlayacağız, sonrasında sen uzun kullanmak istersen (uzun dediğim diz boyu), öyle olur.” Niyeyse Türkiye’de herhangi bir ‘açık’ giymeyi istememe hali, doğrudan din ve baskıyla özdeşleştiriliyordu. Zihnim karışmıştı.

Sonra tam gaz hazırlıklara başlandı: Şiirler, yürüyüşler, hareketler vs… Hâlâ aklım eğlence kısmında ama ne denilirse de yapmaya çalışıyorum. Derken 23 Nisan geldi çattı. Sabahtan o şahane İskoç tarzı kıyafetimi giydim, büyük bir mutlulukla okula gittim. Önce okulda küçük bir gösteri oldu, ardından Üsküdar’a geçtik. Artık iyice anlamıştım: Okuldaki kısım sıkıcıydı, Üsküdar’da eğlenecektik. Bu arada bana herhangi bir şiir okuma görevi verilmemişti – ne de olsa aksanım hâlâ bozuktu. Bence hiç sorun yoktu, ama sınıftaki birçok kişi üzgündü, görev almadıkları için. Bu kısmı da anlayamamıştım – görev almak, bir şeyler okumak neden bu kadar önemliydi?

Çok sıkıcıydı. Neyse, takılmadım. Aklım fikrim Üsküdar’daydı. Zihnimde neler canlandı neler! Üsküdar’a gittik; rengarenk çocuklarla doluydu her yer. Her okul farklı kıyafetler yaptırmıştı belli ki; tam anlamıyla çiçek bahçesi gibi bir görüntü hâkimdi. Sonra hepimiz sıraya dizildik, zaten haftalardır bunu çalışıyorduk. Öğretmenimiz sırayı hafif bozan olursa bakışlarıyla dövebiliyordu bizleri. Hepimiz çook çekiniyorduk hata yapmaktan.

Sonra yürüyüş başladı; Yürüdük, yürüdük, yürüdük… Sonunda bir şey olmalıydı bu yürüyüşün, ama yoktu. Dümdüz bir yürüyüştü… Öncesinde büyük adamların bir şeyler konuştuğu bir yürüyüş… Türkiye’ye dair ilk hayal kırıklığımdı sanırım: 23 Nisan. Bana göre belli bir standarda sokulmanın, kendini göstermenin töreniydi.

Çocuk Bayramı bunun neresindeydi? Niye eğlenmemiştik? Niye hediyeler ya da şekerlemeler almamıştık? Sonraları çocuk bayramlarından biraz kaçındım… Hatta bu önyargıyla Gençlik Bayramı’ndan da uzak durdum. Çünkü yine aynıydı.

Yıllar sonra anne olduğumda, oğlumun da 23 Nisan’dan hoşlanmamasıyla anladım: Tek sorun benim Almanya’da büyümüş olmam değildi. Hâlâ 23 Nisan’da törenlerdeki hareketleri düzgün yapmaya çalışıp gerilen, yeterince programda yer verilmediği için üzülen çocuklar ve aileler görüyorum. Ve yine, hâlâ aynı dileklerimi sürdürüyorum:  Keşke 23 Nisan’ı kocaman bir şenliğe çevirsek…

Törenler, büyük adamların konuşmaları olmasa olmaz mı? Ülkedeki tüm çocukların eşit eğleneceği bir bayram olsa mesela… Pahalı kıyafetler aldırılmasa (hatta artık ayakkabıyı bile aldırıyorlar bazı okullarda)… Kimse “23 Nisan’da çocuğuma yetemeyeceğim” ya da “Öğretmenimiz benim çocuğumu görmeyecek” diye üzülmese.

Öte yandan… Bu törenlere bayılan bir kesim de var, biliyorum.

Bilmiyorum, belki de sorun bendedir…

Şahika Can AKIN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir