Yanlış Konumlandırılan İsimlerden Biri: Yalçın Küçük

“Bütün solaki ve salaki tilkiler
Döne döne dolaşıp
Tıpış tıpış gelirler sonunda
Kemalizm dükkanına
Ve siroz olurlar.”
Can Yücel

Edebiyatla âdet yerini bulsun diye ilgilenen yığınının, ölüm yıldönümlerinde ve doğum günlerinde, Datça’daki, mezarına şarap dökerek andıklarını sanıp kemiklerini sızlattıkları, daha doğrusu kalaylı küfür için zemin hazırladıkları, sadece şair değil, aynı zamanda kalburüstü bir mütercim, kendi deyimiyle Türkçe Söyleyen ve teorisyen olan Can Yücel’in Buldozer başlıklı şiirinden alınan yukarıdaki dizelerin solaki tilki kısmına dâhil edilecek sürüsüne bereket isim sıralamak  mümkün.

Onlardan birisi, 1 Temmuz 1938’de, Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti gereği, 1939’da Türkiye’ye katılan Hatay’ın İskenderun ilçesinde doğan Yalçın Küçük’tür.

Yine Yücel’in soyadına izafeten küçüktür ve mide bulandırır demekten imtina etmediği Küçük, tilki benzetmesinden hareketle kurnaz ama samimi bir solaki tilki olarak konumlandırılmalıdır çünkü yüz seksen derece döndüğünü düşündürdüğü durumlarda da aslına rücu etmek özel zevkleri arasındadır.

Okuma ile zevahiri kurtarma fiilini bir arada ilerleten; hevesli, heyecanlı ve ucundan kıyısından sola meyyal kahir ekseriyetin, Türkiye Üzerine Tezler ve Aydın Üzerine Tezler adlarını taşıyan kitaplarıyla bağırlarına bastıkları Küçük, adları anılan çalışmalarında farklı ve muhalif cümleler kurduğu izlenimini uyandırmıştır ama okur, zevahiri kurtarmaya devam ettiği için, söz konusu cümlelerin Küçük’ten daha önce, nasirliği kadar şairliğine de hak ettiği kıymet verilmeyen Ahmet Hâşim’in  elinden çıktığını görememiştir.

İsimleri sıralanan iki kitabını ulus-devlet paradigmasının sorgulandığını sandığı için kayıran okur, Küçük’ün, kendisi gibi sola  meyyal olduğunu düşünürken de tongaya basmıştır çünkü hem sola meyyal olmak ile muhaliflik aynı yerde durmamaktadır, hem de Küçük, sola meyyaldir ama muhalif olarak nitelendirilemez.

Kemal Tahir’in taşı gediğine oturtan gerekçelerle İnkılap olduğunu düşündüğü, Devrim de denilen  Fransız İhtilali’nde perdesi aralanan sol, meclisin solunda toplanmakla kalmayıp iktidara yakın olanlar için kullanılmıştır. Söz konusu, topluluk olamamış yığından farklı cümleler yükselse de, dağarcıklarında; devrim, direniş ve mücadele fiillerine tesadüf edilemez.

1789’dan sonra, Avrupa’da yayımlanan ve odağına; devrim, direniş ve mücadele fiillerini alan kitaplarda solun esamisi okunmaz çünkü onun söz konusu fiillere zarar verdiği düşünülür.

Yalçın Küçük sola meyyal bir isim olarak elbette yalnız değildir. Milliyetçi ve mutaassıp hatta ilerlediği hâlde, ısrar ve inatla sol üzerinden devrimciliğe eklemlenen Nâzım Hikmet ve mürşidi Yaşar Kemal, onunla, rahatlıkla ortak paydada buluşturulabilir.

Nâzım Hikmet’in,Kuva-yı Milliye Destanı’nı solaki tilkiler arasında kendisine yer bulmak için kaleme alması, Yaşar Kemal’in, dağa çıkardığı  İnce Memed’i, dağdan indirmesinin ardından bürokrasinin eline teslim etmesi buluşma için verilebilecek örneklerdir.

Üç isim, putları un ufak etme yolunda ilerlerken, okurlarının yeni putlarla yüzgöz olmalarını sağlamışlar ama Ahmet Hâşim, putun her türlüsünü, kendisini ön plana çıkarmadan un ufak ederek ilerlediği, etkiler aldığı vurgulanan Charles Baudelaire’i mezarından çıkacak aşamaya getirdiği, ulus-devletleşme sürecine sade suya tirit olmayan eleştiriler getirdiği için devrimci, mücadeleci ve direnişçi bir  isim olarak görülmelidir.  

Diplomasını aldığı Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği görevini de üstlenen Tevfik Fikret de Ahmet Hâşim’in yanına eklenmelidir çünkü devrim, direniş ve mücadele onun metinlerinde ve hayatında da başrolü üstlenmişlerdir.

Tevfik Fikret’in karşı kutbunda durduğu zannedilen Mehmet Âkif Ersoy’da da hissedilebilecek; devrim, direniş ve mücadele fiillerine hayatında ve metinlerinde  son nefesine kadar yer vermeyen Yalçın Küçük, tarihi sadece kronolojinin izini takip ederek konumlandırmayanlarca her daim Solaki Tilki olarak anılacak; devrim, mücadele, direniş fiillerini ona yakıştıranların ellerinde de sadece hayal kırıklığı kalacaktır.

Mehmet Akif Ertaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir