Bir Göz, Bir Yele, Bir Sonsuzluk…

Kıymeti bende mahfuz Pek Değerli Siz,

Kendinize sorunuz! “Sizden sonra bir daha atın yüreğini kimler yurt belleyip, eyerine kimler otağ kuracak? Benim yazamadığım destanı, sizden sonra bir daha kimler engin steplerde dörtnala koşturacak?”

Hatırlayacaksınız, Türkmenistan’ı ziyaretimde dostum Berdi Muhammedov bana bir at hediye etmişti. Veda vakti geldiğinde, uzaklaşırken ardından uzun uzun el sallamıştık.

Siz de oradaydınız. Biliyorsunuz, tanıktan öte öznesiydiniz bir mucizenin. Gözleriniz ufkun ötesine, sisin ardındaki çığlığı arar gibi bakıyordu atın üstünden.

Yelesini okşayarak heyecanla atılmış, “Binmeme izin verir misiniz?” demiştiniz. Dilim ok yemiş yılan gibi kıvrılmıştı o an ağzımın içinde. Dimağımda evetlerle hayırlar cenge tutuştu. Öne eğildi başım yaşken bükülen dal misali. Bunu görünce nasıl da ışıldamıştı gözleriniz.

Benim hakkımdı hâlbuki. Hakkımdan ilk vazgeçişim değildi. Sevdiğim kızdan da vazgeçmiştim yıllar önce. Hem de çocukluk arkadaşımın bir sözüyle. Gönlü bendeydi. Lâkin boş cebi gönül neylesin. Kaleme verdim sevdamı. Kopuza ve kımıza. Yine benzeri oldu. Biliyordunuz sizi kıramayacağımı. Benden önce bakmıştınız gözlerindeki sonsuzluğa. Benden önce dokunmuştunuz yelesindeki göçebe ıssızlığa. Sizden sonra o at, yurt olmadı bana. Daha kazanmadan yitirdiğim ganimeti sermiştim önünüze. Çocukken de böyleydim, bilirsiniz. Eli açıktım hudutsuzca.

O at yalnızca bir hayvan değildi malumunuz. Âdeta atalarla birlikte gelen suskun bir mirastı. Gövdesini çölde öğütülmüş sabıra benzetmiştiniz. Sarı, sıcak. Nazikçe indiniz üstünden. Atın karşısına geçtiniz ve “Gözleri uzak diyarların kayıp rüzgârlarını çağırıyor.” demiştiniz, “kılıç ve gürz şakırtıları arasında.”

Siz o bakışta durdunuz. Nasıl diyeyim, bir başka bakıyordunuz artık. Gözlerinizde atın bakışları vardı. Atın bakışlarındaysa asılı kalmış gözleriniz. Zamanın ötesinde. Mekânlar aşıyordunuz. Olmazları olduruyordunuz. Mucizeler şahlanıyordu yeniden gözlerinizde.

Her bakışta başka bir çağ açıyordunuz. O upuzun nehirde sayısız kez su içiyor, sayısız kez yıkanıyordunuz. Irmak aynı ırmaktı ya siz? Sahneniz hep değişiyordu. Birinde kımız kokusu vardı, birinde gürz sesleri, birinde batan güneş, birinde çalılıkların arasından doğan sisli bir sabah… Her bakışta deri değiştirir gibi yenileniyordunuz. Siz yenilgisiz savaşların İskender’iydiniz sözde. Oysa Bucephalus’tunuz hakikatte. Ben mi? Ne pusulayım ne yön ne kopuzum ne ozan. Sizden sonra ben, zamanın salıncağında bir konar göçerim.

Hatırlayacaksınız, Berdi Muhammedov’un ardından el sallamıştık. Sizin orada olmadığınızı söyleyenlere itibar etmemiştiniz. İyi ettiniz. Biz küçükken de ima ederlerdi yokluğunuzu. Dinlemezdim, siz de kulak vermezdiniz. Sahi uyduruyor muyum dersiniz. Çocukluğumuz geliyor aklıma.

Ya altı ya yedi yaşlarındaydınız. Ağaç dalından kılıç yapardınız. Hem bana hem kendinize. Bineğiniz de ağaç dalı olurdu. Kişneme sesi duyar, keyiflenirdiniz. Sizin neşelenmeniz beni de şevke getirir, daha gür kişnerdim. Cenk etmekten hoşlanırdınız. Sen dediğim için azarlamıştınız bir defasında. “Siz diyeceksiniz bana. Biz soylu cengâveriz” Yalnızca benimle oynar, benimle konuşurdunuz. Küserdiniz herkese yerli yersiz. İkindi vakti uzardı gölgeniz. Bırakmazdı adımlarım peşinizi.

Artık sizin olan atınıza binip gittiniz. Güzel insanlar güzel atlara mı binerler giderken daima? Fakat unuttuğunuz bir şey var.

Kulak veriniz. Bucephalus’tan sonra onun gözleriyle bakıyorsunuz şimdi dünyaya. Siz artık zamana sıkışıp kalan bir binici değil tüm zamanları aşan bir bineğin ta kendisisiniz. Sahi kimdiniz?

Kendinize sorunuz! “Sizden sonra bir daha atın yüreğini kimler yurt belleyip, eyerine kimler otağ kuracak? Benim yazamadığım destanı, sizden sonra bir daha kimler engin steplerde dörtnala koşturacak?

Söz tükendi mi kalem yazmaz derler. Yetmez mi yarenlik ettiğimiz? Zamanlar aşıp gidip geldiğiniz. Yetmez mi bunca beklettiğiniz? Giden sizle dönen siz bir misiniz? Şahlandırmayın isyanımı. Kişnemesin yeter! Bir daha kimseye atımı vermeyeceğim. Kendime bile.

Elmas TUNÇ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir