Bahar YAKA: “Dikiş Tutmaz, Yaralı Hayatların ve Suskun Duvarların Hikâyesidir.”

Geçtiğimiz aylarda “Dikiş Tutmaz” adlı novellanız yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Bahar hanım edebiyat dünyamızda “novella” çok tartışılan türlerden biri. Çoğunlukla kısa öykü ile uzun roman arasında bir yerde konumlandırılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz “novella” hakkında? Farkı sadece öykü ve romandan uzunluğu ya da kısalığı mı? Neden “novella” türü?

İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Bir yazar olarak kategoriler beni pek ilgilendirmiyor aslında. Daha çok yayınevlerinin ve kitabevlerinin kesinleşmiş türlere ihtiyacı var. Yayınevi bir eseri diğer eserler arasında konumlandırırken ihtiyaç duyar bu ayrıma, kitabevi de hangi rafa koyacağına karar verebilmek için. Kitap doğru okuyucuyu doğru yerde beklesin diye…

Açıkçası ben yazarken “Hadi bir novella yazayım,” diye oturmuyorum bilgisayarın başına. Metin kendi hacmini ve böylece kendi türünü kendi belirliyor.

“Dikiş Tutmaz” adlı “novella”yı yazmak için hangi olaylar, düşünceler, görüntüler ve kavramlardan etkilendiniz? Böylesine kederli, zor, kendi sessizliğine gömülmüş hayatları yazmak için gerekli motivasyonlarınız neydi?

Böyle hikâyeler için çok bereketli bir coğrafyada yaşıyoruz maalesef. İyi bir gözlemci olmak, başkasının derdini dert edinmek yeterli. Geldiğimiz noktada pek çoğumuzu rahatsız eden, toplumumuzdaki ahlaki yozlaşmayı ve vicdani çürümeyi odağa almak istedim.

Çok çabuk unutuyoruz. Kitaptaki olayların pek çoğuna şahit oluyoruz hayatta. Ama biz susmayı, görmezden gelmeyi ve bir an önce unutmayı tercih ediyoruz. Bu kitapta okuyucuya “suç nedir?” “suçlu kimdir?” “bilinen bir suça karşı kayıtsız kalmak insanı ne kadar suçlu yapar?” “bildiklerimiz karşısında nasıl olur da sessiz kalırız, vicdanımız buna nasıl izin verir?” gibi soruları sormak ve düşündürmek istedim. Her sessizlik bir şeyler saklar bana göre. Onları bulup çıkarmaktı amacım.

Hem “novella”nın adı hem de Terzi Yakup bize sizin terzilikle bir alakanız olup olmadığını sordurtuyor. Var mı terzilikle bir alaka, bağlantı?

Aslında var. Kalabalık ve sadece kadınların olduğu bir eve doğdum. İki halam, babaannem terziydi ve evde çalışırlardı. Tüm çocukluğum kumaşlar, danteller, iplikler, düğmeler arasında geçti. Dikiş makinesinin sesi benim için doğanın bir parçası gibiydi. Böylelikle terziliğe özel terminolojiyi de öğrendim ve çok sevdim. Bu sebeple metinlerimde kullanmayı da çok severim. Ama “dikiş tutmaz” burada bir terzilik teriminden öte mecaz anlamıyla hikâyede varlık gösteriyor. Kitaptaki neredeyse her karakter ve olay; artık düzelmez, iflah olmaz, yola gelmez tipler. Dikiş tutmamak, hayatta dikiş tutturamamaktan geliyor biraz da…

“Dikiş Tutmaz”da kalabalık bir kahraman kadrosu var. Aslında bütün kahramanların yaraları var, kapanmayan yaralar… Bu yaralar kimi kahramanları kötüleştiriyor kimi kahramanları iyileştiriyor, iyi insan yapıyor. Bu kadar kalabalık kahramanlar kadrosunu sorunsuz bir şekilde finale ulaştırmak takdir edilesi. Bir muhitin sakinlerinin maceraları, iyi ve kötü yanları, yaşadıkları ülkemizin genelinin bir panoraması olarak okunabilir mi?

Elbette öyle. Kitaptaki her karakter, toplumsal çürümeyi temsil eden motiflerden biri. Suça sebep olan, alet olan, görmezden gelen, mecbur bırakılan, kurban olan, zarar gören, kendini yok eden, başkasını yok eden karakterler var. Biraz da okura “Sen bunun neresindesin?” diye soran bir metin Dikiş Tutmaz. Tabii ki bu kadar çok karakteri, hepsinin ayrı hikâyesini ana izlekteki hikâyeye hem bağlamak, hem ayrı tutmak kolay olmadı. Üstelik bu kadar kısa bir metinde… Doğru planlama ve çokça sağlama yapmak sanırım en önemli yöntem.

Yukarıdaki soruda da bahsettiğimiz gibi kalabalık bir kahraman kadronuz var. Yirminin üzerinde… Olaylara mekân olan apartman da “novella”nızda adeta bir kahraman haline geliyor. Apartmanın posta kutularından tutun bahçesinde yetişen çirişe oradan adete bir türbeye çevrilen ağacına, eskimiş merdivenlerine bir kahramana dönüşüyor burası. Ve bu apartmandaki dairelerin duvarları kapılar dışarıya kapanınca nice acılara, ıstıraplara, beklemelere, gözyaşlarına, kötülüklere, iğrençliklere, sessizliklere, bağırtı çağırtıya tanıklık ediyor. Evlerin içiyle dışı birbirinden farklı. Ama siz bu evlerde yaşayanların ruh hallerini tavırlarından, bakışlarından okuyucuya yansıtıyorsunuz. Neler söylersiniz bu hususla ilgili?

İnsan psikolojisi oldum olası ilgimi çeken bir mesele. Çocuk yaşta çevremdeki insanların davranışlarına, beden dillerine ve mimiklerine çok dikkat ederim. Bir duygu durumundayken “acaba ne düşünüyor, ne hissediyor?” diye düşünürüm ve anlamaya çalışırım. Sokaktaki kedi köpeğin bile ne düşündüğünü merak eder kendimce tespitler yaparım. Sanırım bu özelliğim, insanların uzaktan hikâyelerini tahmin etme ya da onlara hikâyeler uydurma becerimi geliştirmiş.

Kitapta apartman hariç yirmi üç karakter var. Ama dediğiniz gibi apartman da canlı bir organizma gibi hikâye boyunca değişip dönüşüyor. Bir mekân olmanın çok ötesine çıkıyor okur için.

“Novella”daki kahraman adlarının seçimi bilinçli mi yapıldı? Kapıcının adı Himmet. Çaba, çalışma gibi anlamları var. Terzi Yakup. Yakup toprak tutan anlamına da gelir. Terzi Yakup apartman sahibi. İsrafil. İsrafil Kıyamet günü Sur’a üfleyecek meleğin adı. Mahalleye kıyamet yaşatıyor. Hicran. Kapıcının kaybolan kızı. Kaybıyla herkese dinmez bir acı bırakıyor. Hicran ayrılık ve acı anlamına geliyor. Evet nedir bu adları kullanmanın sırrı?

Elbette, kitapta tesadüfen var olan hiçbir ayrıntı yok diyebilirim. Okuduğum kitaplarda karakter adlarının hikâyeye hizmet etmesi, anlamlarıyla karakterler arasında bağ, ilişik olması beni çok mutlu eder. Okurken o bağı bulmak, metne artı değer katar benim için. O sebeple kendi metinlerimde de buna özen gösteririm. Her karakterin hikâyesi, ismiyle daha da genişler sanki. Tabii bunu fark eden okur için…

Müteahhid İsrafil, Emlakçı Devran, Galerici Ejder… Bu üç meslek grubunun toplumda çok pozitif karşılığı yok. Siz neden kurgunuza bunları dahil ettiniz?

“Kötülüğü” işleyecekseniz çokça “kötüye” de ihtiyaç duyarsınız. Maalesef içinde bulunduğumuz toplum bu konuda bize gereğinden fazla malzeme veriyor. Hayal gücüyle de sonsuz varyasyonda çoğaltabiliriz bu kötüleri.

Benim metinlerim okuyanı rahatsız eden, canını acıtan, yüreğini daraltan hikâyeler, farkındayım. Bu toplumsal defoları, vicdani çürümeyi, ahlaki yozlaşmayı anlatmaya çabaladığım için böyle.

“Dikiş Tutmayan”ın en dikkat çekici yönü adeta bir bulmaca gibi olması. Bölüm başlıkları bulmacalardaki sorular. Kitabın sonunda da bulmaca çözülüyor. Neden böyle bir anlatım tekniği denediniz?

Hep derim “Edebiyat benim oyun alanım!” Bu defa oyuna okuru da dâhil ettim. Belki de metin hızla okunup geçmesin, okuma süresince “Ne anlatıyor bu kadın? Neyin altını çiziyor?” soruları okurun zihnini hep meşgul etsin istedim. O yarım kalan bulmacanın hikâyede de bir yeri var elbet. Okuyunca anlayacak herkes.

Hicran kaybolduktan sonra Onun gömüldüğü yerlerden çiçekler çıkıyor, küvetten sarmaşıklar… Bir de kitabın sonunda adeta kıyamet sonrası mahşer yerinin kalabalıklığını ve gürültüsünü hissediyoruz. Buralarda büyülü gerçekçi anlatım kendini gösteriyor. Neler söylersiniz?

Her şeyden önce büyülü gerçekçilik, okumaktan çok keyif aldığım bir akım. En çok Güney Amerika ve bizim coğrafyamızda örnekler vermesi de muhteşem bir değer. İnançlar, batıl inançlar, ritüeller, yaşam tarzları hep ilgimi çekmiştir. Buna biraz da fantastik ögeler eklemek yazarken de keyifli. Çünkü anlattığım hikâyeler çok gerçek, çok hayattan… Gerçekliğin bu can acıtan keskinliğini, belki de bu fantastik ögelerle biraz olsun yumuşatmaya çalışıyorum. Gerçek ile gerçeküstü arasında bir denge kuruyor bana göre. Okuru bir yandan “acı gerçekle” vurup bir yandan “gerçeküstü” ile avutuyorum sanırım. 

Son olarak neler söylersiniz? 

Size bu güzel röportaj için teşekkür ederim. Bu cümlelere kadar geldilerse edebiyata değer veren kişilere ulaşmışız demektir, ne mutlu bize. Bu toplumun düzelebilmesi için sanata çokça ihtiyacı var. Hiçbir yazar, hiçbir eser, okur olmadan varlık gösteremez. Bolca okuyalım, çevremizi okumaya teşvik edelim.

Teşekkürler. 

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir