Bir Müzisyen, Tiyatro Oyunu ve Senaryo Yazarı Olarak Bilgesu Erenus

Söz, 13 Ağustos 1943 tarihinde, Bilecik’in Gölpazarı ilçesinde gözlerini dünyaya açan Bilgesu Erenus’tan açıldığında, Erenus’un imza attığı çalışmaları öylesine takip etseler de, yazdıklarını özümsediklerini iddia eden işgüzarların akıllarına bir çırpıda Yalçın Küçük gelir. Oysa hem Erenus ile Küçük’ün; sanat, edebiyat ve siyaset özelinde hayata bakışları arasında sadece uçurum yoktur, ötesi vardır, hem de merkezde, Müştak Erenus gibi, sadece müzisyenliğiyle hatırlanmayacak bir isim varken ısrarla Küçük’e dümen kırmak ancak gayriahlakilikle özdeşleştirilebilir.

Biyografiyi çok katmanlılığıyla ele alamayan yazar olmuş, daha doğrusu oldurulmuşların nazarında Erenus, tiyatro oyunu yazarlığıyla ön plandadır. Oysa Erenus, aynı zamanda müzisyen ve senaryo yazarıdır. Geri plana itmediği, sekterlik ile konformizm arasında mekik dokumasına izin vermediği aktivistliği, yoğunlaştığı alanları beslemiştir.

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olan, Türkiye’ye özgü medyanın trajikomedyasıyla cedelleşmemek için gazetecilikte ter dökmeyen, vaktinde, kendisinin karşısında düğme ilikleyeceği nitelikli imza Sevgi Soysal’ın da koridorlarını arşınladığı TRT’de çalışan Erenus, Popüler Rock’n Roll adını verdiği tür için gitarının tellerine dokunan, ismi, Sıradan olmakla itham edilenler şöyle dursun, kendilerini; Müzisyen, Müzik Yazarı ve Müzik Eleştirmeni olarak servis eden ve böyle servis edilmeyi bekleyen sözümonalarca bile hatırlanmayan Gökçen Kaynatan’dan gitar dersleri alan, Kaynatan’ın gayretiyle kurulan Gökçen Kaynatan ve Arkadaşları Show Orkestrası’na, vokal ve gitarda eşlik etmek için katılan, Kaynatan’ın iki öğrencisi, Mesut Aytunca ve Erol Bilen’le gruptan ayrılarak Bilgesu Duru Orkestrası’nda çalışan Erenus ile 1987 yılında Yeni Dünya Plak ve Yayınları’ndan çıkan Şarkılarımız ve bir sene sonra Güneş Plak ve Özer Plak ortaklığıyla dinleyicisine ulaştırılan Şarkılarımız Kardeştir albümlerinden ve erkeklerin gölgesinde kaldığı gibi sorunlu düşünceden hareketle Sümeyra Çakır arasında bağ kurulabilir çünkü orijinal hattında ilerlediği ve hocası Ruhi Su ile aynı dünya görüşünü paylaşmadığı hâlde Çakır, yukarıda özellikleri üzerinde durulan müzik yazarı ve eleştirmenlerince Dişi Ruhi Su olarak tanıtılmıştır. Erenus, böyle bir sorunun yaşanmaması için, kendisinin kimseye değil, öncelikle ve sadece kendisine ait olduğunun altını çizdiği işlere adını yazdırmıştır.

İyi niyetli iki çalışmanın isimleri sorunludur çünkü Erenus hem sadece Şarkı formunda eserler seslendirmemiştir hem de seslendirilen farklı dildeki eserleri o dile ait terimlerle  takdim etmek yerine Şarkı ortak paydasında toplamak  müzik etiğiyle uyuşmamaktadır. Şarkı yerine Ezgi tercih edilseydi, çalışmanın iyi niyeti içerikle sınırlı kalmazdı.

Tiyatro oyunu yazarlığını, senaryo yazarlığıyla bir arada yürüten Erenus’un El Kapısı başlıklı oyunu, Türkiye’ye özgü Toplumcu-Gerçekçi tiyatronun özel kalemlerinden Vasıf Öngören’in gayretiyle Amsterdam’da 1980 yılında sahnelenmiştir. Adından anlaşılacağı üzere eser, göçmenlerin yaşadıkları sorunlar üzerinde durmuş ancak onları, 1989 yılından sonra kamera arkasına geçmeyerek çalışmalarını izleyerek asap ayarları bozulanlara nefes aldıran  Tunç Okan’ın 1974 yılında, kendisinin kaleme aldığı senaryodan yola çıkarak çektiği Otobüs’teki gibi karikatürize etmemiştir.

Ortak’ta, mülkiyet ilişkilerine,  sermaye- emek çelişkisine neşter vururken okuru ve izleyiciyi teoriyle boğmayan; Nereye Payidar’da, işçi hareketlerini, sendikalaşma mücadelelerini odağına alırken, okur ve izleyiciye yine teoriyle nüfuz etmeyen Erenus, senaryosunu İkili Oyunlar adını yakıştırarak yazdığı, yapımcılık perdesini 2013 yılında kapatan, yönetmenlik koltuğunda da 2009 yılına kadar oturan  İrfan Tözüm’ün 1989 yılında, Tarık Akan ile Zeliha Berksoy’u kamera önünde bir araya getirerek yönettiği, tiyatro oyunuyla aynı havayı, yönetmenin sorunlu çekimi dolayısıyla teneffüs ettiremeyen eserinde, Almanya’ya göç eden bir işçi karı-kocanın yaşadığı yabancılaşma, ekonomik sömürü ve kimlik bunalımı okur ve izleyiciyle paylaşılırken, sinema filminde 1968 ile 1978 kuşakları arasındaki sorunlar resmedilmeye çalışılmıştır.

Eserin ve senaryonun ayrı tellerden çalmalarının  müsebbibinin Tözüm olduğunu, sinemaya vâkıf izleyici idrak etekte gecikmemiştir.

Hakikatin haddesinden geçirdiği Toplumcu-Gerçekçi söylemini, nesli tükenmekte olan kelaynak kuşları aracılığıyla okuruna ve  izleyicisine Kelaynaklar adlı eseriyle özümsetmeye çalışan Erenus, Güneyli Bayan’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin muhalif sesi Lilian Hellman’ın, McCarty dönemindeki anti-komünist cadı avında nesneleşmemek için verdiği mücadeleyi Türkiye’ye taşımıştır.

Acılar Şenliği’nde faili meçhul cinayetleri merkeze oturtan; Arka Bahçe’de, Orta Doğululaştırılmış coğrafyadaki trajedilerle okurunu ve izleyicisini, sömürgecilik ve küreselleşmeye karşı duruş sergilemek için doğallıktan taviz vermeden yüzleştiren; Türkiye’nin ilk kadın tiyatro oyunu yazarı Fatma Nudiye Yalçı’nın hayatına Yaftalı Tabut’ta sabitlenen; Kırmızı Karaağaç’ta Virginia Woolf’u, Halide’de Halide Edip Adıvar’ı, Fikret’te Tevfik Fikret’i yeniden tanıtan; Misafir’de dayanışma fiilinin esnaflar tarafından pratiğe dökülmesine ayna tutan, İki Antikomünist’te, Rıza Pehlevi ile Ronald Reagan’ı bir araya getirerek sossyopolitik analize girişen, İnsan Aklını Koruma Enstitüsü’nde rasyonaliteyle hesaplaşan Erenus, İkili Oyunlar dışında, Devlerin Ölümü,  Bir Tren Yolculuğu’nun senaryolarını da  yazmıştır.

Tarık Akan’ın bu kez Hümeyra ile başrolleri paylaştığı Devlerin Ölümü, Sabahattin Ali’nin; Hanende Melek, Yeni Dünya ve Çilli isimli hikâyelerini Erenus’un ortak paydada buluşturduğu, İrfan Tözüm’ün metni yine hiçe saydığı sorunlu bir çalışma olarak Türkiye Sinema Tarihi’ndeki yerini almıştır. İkili Oyunlar, Erenus’un gölgede kaldığı sorunlu bir çalışma olarak su yüzüne çıkmışken, önemli bir metnin yine Tözüm’e emanet edilmesi ise Erenus’un yönetmen tercihindeki isabetsizliği gözler önüne sermiştir.

Bir Tren Yolculuğu, Erenus’un, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın aynı adlı hikâyesini Mehmet Atak ile senaryolaştırdığı, Tunca Yönder’in 1988 yılında yönettiği bir televizyon filmidir. Erenus’un Atak gibi birikimli bir isimle çalışması sorun yaşamasını engellemiştir.

Çağrı isimli eserinde Seyyid Rıza’nın dünyasına yoğunlaşan Erenus’un Dersim 38 adlı senaryosu ise yapımcıların ilgisini çekmediği için beyaz perdede veya ekranda arzıendam edememiştir.

Müzisyenlik, tiyatro oyunu ve senaryo yazarlığı dışındaki alanlarda çoğu kez sığlığa esir olan, sonsuz yolculuğuna 5 Ağustos 2026 tarihinde uğurlanan Bilgesu Erenus’u, aynı karede yer aldığı isimler olmadan, orijinal müzisyenliği, tiyatro oyunu ve senaryo yazarlığını ve sözü edilen alanları katalize eden aktivistliğini hesaba katmadan tanıyan ve tanıtan, hakkını hakikaten teslim edemez.

Hakkın hakikaten teslim edilemediği yerden de, sanat ve edebiyat şöyle dursun, eli yüzü düzgün çalışma çıkamaz.

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir