Nasreddin Hoca Timur’un yarışmasını duyunca bedavadan bir eşeğim olur diye koşmuş kabul etmiş. Kim eşeğime okuma yazma öğretirse ona hediye edeceğim teklifi kolay reddedilemezmiş. Padişahın eşeğinin tarlası tapanı bağı bahçesi tezyin teşrif edilmiş beklemekteymiş. Eşek okuma yazma öğrenir mi öğrenmez ama her canlı gibi koşullanabilir. Önce aç bırakmış iki gün.
Üçüncü gün elinde bir kitap aralarında üzüm yaprağı ile gelmiş hoca. Eşek yaprağı alınca bir lezzet, kitabın sayfasına tevessül edince bir dayak tadınca sistemi keşfetmiş. Yaprakları ye sayfalara dokunma.
İmtihan zamanı gelip çatınca çıkmışlar Timur’un karşısına aç karnına eşek de Hoca da. Eşekcik sistemi bildiği için yemiş yaprakları, çevirmiş sayfaları. Yapraklar bitince başlamış bağırmaya. Hoca kitap bitince gururlu havalı şişkin durmuş Timur’un karşısında. Timur beklediğini bulamamış tabii ki çıkışmış hocaya.
– Bre hani öğretecektin bu okumayı bu hayvana.
Deyince hoca da girmiş araya.
– Padişahım öğrendi öğrenmesine de eşek olmak lazım onun dediğini anlamaya.
Eşekler güzel hayvanlar en azından bizim kitlenin bazı hallerini temsil ederek anlatımı kolaylaştırıyor, Rabbimiz bile Kuran’da “kitap yüklü eşek” diyerek anlatmış. Bu yazı da anlayışı onlara yakın kitleye bir şeyi anlatmayı hedefliyor. Cennete kim gidecek cehenneme kimi sokalım?
1) “Müslümanlardan başkası cennete gitmeyecek” cümlesi kime ne zaman ne için söylendi ve ne anlatıyor. Bunu anlatmaya çalışacağım.
İslam Allah’ın ezelde bütün insana kodladığı din diye iman ediyor mu cümlesine iman edenler, evet. Öyleyse insan olmak İslam olmanın ön şartı. Kişi insaniyet modunu bozmadığı müddetçe İslam üzeredir.
2) Allah’ın bütün dinleri İslam’dır çünkü Allah katında din İslam’dır
Bu cümlenin delili de ben ya da başkası değil bizzat Kuran ayeti. Her Cuma okunan “İnne ed-dine indallahi el-İslam.”
2 ile 1 çelişiyor mu hayır, tam aksine birbirini tamamlıyor. Yani Allah insanı İslam fıtratı üzerine yarattı ve fıtratını bozan toplumlara tekrar eski haline döndürmek için yine İslam’ı emretti, ve her topluma da kendisinin kabul edeceği o zamanın örfünün hukukunun kabul edeceği, kimsenin itiraz etmeyeceği teklifleri gönderdi. Burada da sorun yok.
3) Allah’ın peygamberimizle gönderdiği din yeni bir din değil bozulmuş eski dinlerin yenilenmiş, updated, remastered ne derseniz güncel halidir.
Bu güncel hal eskinin ilkeleriyle değil ama hükümleriyle çelişebilir. Eski dinde haram olan bir şey yeni dinde helal olabilir çünkü toplumun örfü hukuku fikriyatı gelişmiş değişmiş olabilir. Örnek Yahudilikte hayvanın iç yağı haram, cumartesi çalışmak haram iken İslam’da bunlar hükümsüz kalmıştır ki bu hükümlerin genel-geçerliliği yoktur zaten. Hukuk’un tabiatı değişmektir.
4) Kimin iyilikleri ağır gelirse o cennettedir, kimin de hafif gelirse o cehennemdedir.
Bu cümleye de Kurana inanan bir kimse itiraz edemez. Allah cenneti inanmaya değil amele odaklamıştır.
Şimdi anlaşılmayan ve anlatılmayan yere gelelim.
Hoca sen “Kim İslam’dan başka din isterse kabul edilmeyecektir” ayetini yuttun işine gelmiyor diye.
Hayır, ben bu ayeti anlamadığınızı, biraz önce saydığım üç ayetle sizin bu ayetten anladıklarınızın çeliştiğini söylüyorum. Sebebi şu.
Peygamberimizin zamanında ve 17. Yüzyıl aydınlanmasına kadar iyi ve kötü dinlerle temsil ediliyordu. Kişi iyiyse de dininden kötüyse de dinindendi. Devletler uluslarla değil dinlerle ya da kabilelerle kuruluyordu. Hristiyanlığın devleti roma, Müslümanlığın devleti Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı idi. Ne zaman ki batı kiliseyi devreden çıkardı işte o andan itibaren de Hristiyanlık Yahudilik teolojisi toplum üzerindeki etkinliğini yitirdi. Avrupa artık Hristiyan olmadan da iyi olunabileceğini, Yahudi olunmadan da asil olunabileceğini öğrendi. Cenneti satan, parselleyen kilise papazları, hahamları, papasını Vatikan’a kapatıp üstünü kilitledi artık zihnini onların teolojisine değil Kant’ın Rousseaou’nun Locke’un görüşlerine bıraktı.
Müslümanlar ne yaptı bu arada. Düşmanlarının biteviye mezhep savaşları nedeniyle dokunmaya gücünün yetmemesini fırsat bilerek kendi ürettikleri saçmalıkların, hakikatlerin peşine düşüp onlarla vakit geçirdiler. Aklı lanetlediler bu arada. Onu unutmayalım çünkü sıra oraya gelecek.
Müslümanlar aklı, felsefeyi, bilimi lanetlerken batı bunları alıp kendine mal etti. Yeni keşifler, ticaret yolları ve örgütlenmelerle kendilerine yeni bir hayat tarzı inşa ettiler ve özgür düşünceyi, bilimi, icadı tam anlamıyla kutsadılar. Kafası çalışan, düşünen herkesin hayali batı oldu dolayısıyla.
Bütün cins kafaları kendine çeken, düşünmeyenlerin ülkesini sömüren bir acayip organizasyon çıktı dünyaya. Medeniyet benden sorulur dedi ve herkesin sorduğu sorulara o güne kadar herkesin veremediği cevaplar verdi. Buna batı dendi bizde.
Dini kutsayıp dini anlatan hocaları da kutsamanın bedelini hocalarla ters düşen insanları dine düşman bellemekle kendimizi cezalandırdık. Teknik bilim hak getire o saatten sonra. Zihni köhnemiş bir toplumu açık zihinli padişah ne kadar ileriye itebilir ki. İşte o kadar olmuş.
Konudan sapmadım, bir şeyi gösterdim. 17.yy’a kadar dünyayı şekillendiren kuvvet olarak hep dinden bahsederken bir anda bilime tekniğe geçtik. Evet, işte öyle oldu. Batı, köhnemiş dinlerini zihninden ve hayatından attı. İslam’ı onlara temsil ve tebliğ edebilecek insanları da biz boğduk. Dil bilen, dünya bilen, usul-adap-erkan bilen insanları aşağıladık batı özentisi diye. Kitle paçozluğunu hakikat belledik üzerine medeniyet kurmaya kalkıştık. Olan bize oldu.
Bakın halen ortada din yok. Çünkü insanı belirleyen kuvvet değil artık din. Esasen o gün de bir araçtı. İnsanlar din ile yönleniyordu iyiye de kötüye de. Allah ameli tartacağım dedi bize inancı değil. İyiler ve iyilikler İslam, ona düşman olan her şey de kötünün tarafı olduğundan o gün “İslam’dan başka din kabul edilmeyecektir” cümlesinin bugünkü tercümesi “İyilikten başka değer kabul edilmeyecektir” olmuştur.
Dün, bugün, yarın geçerli kural. İyiysen iyilerle, kötüysen kötülerle beraber olacaksın. Neye inandığın seni kurtarmayacak. Allah amelini tartacak.
Bunu anlamayan varsa hala üzüm yapraklı kitaptan birkaç tane daha olacaktı.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar