Bir asırdan fazla geçmişiyle büyük ilgi gören “Jane Eyre”, İngiliz Edebiyatı ve Dünya Klasikleri arasındaki yerini hak ettiği şekilde koruyan baş yapıtlardan biridir. Eserin ölümsüz olmasında; hikâyenin özgünlüğünden çok, yazarlığının yanı sıra aynı zamanda şair olan Charlotte Bronte’un kendine has üslubunun ve yadsınamaz akıcılığının etkisi büyüktür.
1800’lü yılların başında dünyaya gelen yazar çok da fazla sürmeyen ömrüne Jane Eyre ile birlikte fikirleri büyük yankı uyandıran başka eserler de sığdırmayı başarmış, böylelikle 19.yüzyıl Viktorya dönemine adını altın harflerle yazdırmıştır.
Yazarın bu derecede yükselmesine sebep olan başarısının ilhamı belki de ailesinin ve kendisinin salgınlar yüzünden maruz kaldığı hayatta kalma mücadelesi, yakın kayıpları ve dayanılması güç derin acılarıdır.
Kadın yazarların itibar görmediği bir dönemde yazmaya başlayan Bronte ve kardeşleri takma erkek isimleri kullanarak eserlerini yayımlamayı bir çözüm olarak görmüşlerdir. Bunun sebebi muhtemelen ciddiye alınmak istemeleridir. Currel Bell ‘’Jane Eyre’’ ile Ellis de ‘’Uğultulu Tepeler’’ ile beklentilerinden daha fazlasını elde ederek İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasına girmeyi başarmışlardır.
Yazının bundan sonraki kısmı Bronte’un fazlasıyla dramatik bir yaşam süren ailesi ile yahut kendisinin çocukluğundan ölümüne kadar devam eden yakın kayıpları ile devam etmeyecek. Olağanüstü acıları ile de devam etmeyecek.
O gün kitaplığıma göz gezdirdiğim bir anda parmaklarım Jane Eyre’de takılı kaldı. Klasik sever bir okur olarak yaklaşık yirmi üç yıl önce okuduğum minik Eyre’i bu günkü bakış açımla bir kez daha okumak istedim nedense. Aslında bu istek, kitabı irdelemekten çok kendime uygulayacağım bir analizdi. Asıl merak ettiğim; geçip giden yıllardan sonra beni etkileyen cümleler farklı mıydı yoksa yine aynı cümleleri mi not edecektim her zaman kitabın arasında duran not kağıdına.
Sevgili okur, yazı tam olarak bu noktada üzerine sayısız makalelerin yazıldığı Jane Eyre’in, bir okuru hangi cümleleriyle etkilediği şeklinde devam edecektir.
Elbette her okur bir eserden alacaklarını kendi birikimi yahut donanımı ölçüsünde alabilir. Bu yadsınamaz bir gerçektir. O halde siz de bu cümleleri, sizi etkileyip etkilemediğini ölçerek okuyabilirsiniz. Tıpkı benim yaptığım gibi.
Bu paragraftan itibaren okuyacağınız cümleler kitabın sayfa akışına göre not edilmiş cümlelerdir.
“İçerde bir kitaplık vardı: içinde resimler olmasına dikkat ederek, kendime hemen bir cilt kitap aldım. Pencerenin önündeki oturağa tırmandım; ayaklarımı toplayıp bir Türk gibi bağdaş kurdum; kırmızı perdeyi de çekince, iki kez gizlenmiş oldum.”
“İnsan doğası işte böyle kusurluydu! En temiz gezegenlerin yüzeyinde bile böyle lekeler vardı. Ve Bayan Scatcherd’ınki gibi gözler bu küçük lekeleri görürlerdi. Kürenin ne kadar parlak olduğunu asla göremezlerdi.”
“Ama şimdi yine paramparça edilmiş, yine ezilmiştim. Bir kez daha kalkabilecek miydim?”
“Tanrı bizlere ödül vermek için ruhumuzun etten ayrılmasını bekler yalnızca. O zaman neden bu kadar üzüntüyle kahrolayım? Hayat yakında bitmeyecek mi? Ölüm mutluluğu, güzelliğiyle giden bir yol değil mi?”
“Bütün dünya bile senin kötü olduğuna inansa, senin kendi vicdanın doğruyu bilir, seni suçtan arındırır ve arkadaşsız kalmazsın.”
“Özgürlük için dua ediyordum. Hafifçe esen rüzgarla dağıldı duam. Bıraktım duamı ve daha alçakgönüllü bir dilek diledim. Bir değişiklik, bir heyecan olsun istedim. Ama o da boşluğa karışıp gitti. “O zaman” diye bağırdım, yarı tükenmiş bir halde, “en azından bana yeni bir kölelik nasip et!”
“Daha fazla şey öğrenmek isteyen, geleneklerin onlara bağışladığından fazlasını yapmaya çalışan kadınları ayıplamak yada onlara gülmek büyük düşüncesizliktir.”
“Bu yıldızlara baktıkça kalbim hızla atıyor, damarlarımdaki kanım hızlanıyordu. Küçücük bir şey bizi geri döndürür.”
“Lekesiz ve tertemiz hatıralar en büyük hazinedir. Eşsiz bir rahatlığın bitmek tükenmek bilmeyen kaynağıdır.”
“Hata yaptığınız zaman vicdan azabından korkun. Vicdan azabı hayatın zehridir.”
“Bir mezarlık gibiydi kalbim. Ama artık kutsal bir türbe oldu.”
“Sevdiğim kadının yanında biri olduğunu görünce bir tıslama duyar gibi oldum. Kıskançlık yılanı ay ışığıyla aydınlatılmış balkonda kıvrılarak süzüldü, ceketimin içine girip iki dakika içinde kalbimin ortasına yerleşti. Garip!”
“Hayal gücümün uçsuz bucaksız enginlerinde başıboş dolaşan hislerini, mantığımın güvenli kucağına getirmek için var gücümle çabaladım.”
“İçlerinde gizli bir aşkın büyümesine izin vermek tüm kadınların ortak çılgınlığıdır. Eğer bu aşk karşılık bulmazsa, can bulduğu hayatı yiyip bitirir. Yok, eğer karşılık bulursa, aldatıcı bir ümitle, çıkışı olmayan vahşi bataklıklara sürükler insanı.”
“Gözleri iri ve biçimliydi ama yavan ve boş bir hayat akıyordu o gözlerden.”
“Üşüyorsun, çünkü yalnızsın ve içindeki ateşi tutuşturacak hiçbir şey yok. Hastasın, çünkü insanoğluna verilmiş en güzel, en yüce, en tatlı duygular senden uzakta duruyor. Aptalsın, çünkü acı çeksen de o hislere yaklaşmaktan kaçınıyorsun. Seni bekledikleri yere bir adım bile atmıyorsun.”
“Gerçek cömert bir sevgi bazıları için pek bir şey ifade etmez. Mantık dışı bir sevgi pek bir şeye benzemez aslında, ama hislerin yola getiremediği mantık da insanın yutamayacağı kadar acı ve sert bir lokmadır.”
“Gençlik kadar kalın kafalı olan başka bir şey daha var mıdır? Tecrübesizlik kadar gözü kör olan?”
“Öyle hoş konuşup insanı öyle mutlu ediyordu ki, benim gibi başıboş ve yabancı kuşlar için bile, bu mutluluk kırıntılarını toplamak bir şölen yemeğine dönüşüyordu.”
“Bedenimi de bir kenara bıraktım. Ruhum ruhunuza sesleniyor. Ölmüşüz de ikimiz de Tanrı huzurunda şu anda olduğu gibi eşitmişiz gibi konuşuyorum!”
“Yüzümde umut ve renk vardı. Gözlerim sanki yaşam çeşmesini görmüş, parlak suyun ışığını ödünç almıştı.”
“Aslında gözlerim yeşildi, okuyucu. Ama onun bu hatasını affetmelisiniz. Çünkü Bay Rochester için daha yeni renklenmişti benim gözlerim.”
“Müstakbel kocam bütün dünyam oluyordu, hatta dünyamdan da öte. Neredeyse cennet umudumdu, o benim. Dinle ilgili tüm düşüncelerimde aramda duruyordu. Tutulma yüzünden güneşi göremez olmuştum. Bay Rochester yüzünden Tanrıyı göremiyordum o günlerde. Efendim, bir put olmuştu benim için.”
“Hava nasıldı bilmiyorum. Araba yolundan aşağı yürürken ne yere bakıyordum, ne göğe. Kalbim gözlerimdeydi sanki, her ikisi de sadece efendimi görüyorlardı.”
“Kendinden aşağı olanlarla yaşamak da insanı alçaltır.”
“Benden uzak durma, çünkü başım belada. Bana yardım edecek kimsem yok.”
“Sonunda insanların çaresiz kaldıklarında yaptıkları şeyi yaptım. İnsandan daha yüce bir varlıktan yardım diledim. ‘’Tanrım bana yardım et!”
Ülkü OLCAY

Son Yorumlar