Aforizmalar-III: İnsan Değişmez; Praksis, Nefis ve Ütopyanın Sınırları…

  1. Feuerbach Üzerine Tezler’in 11. tezinde dünyayı yorumlamaya değil, değiştirmeye yönelmekten bahsedilir. Bu tez, “praksis” (bilinçli, dönüştürücü eylem) kavramına vurgu yapar. “İnsan” özünde kötü olduğundan, devrimci dönüşüm dahi insanı dönüştüremez, yani dünyayı değiştiremez.
  2. İnsanın dünyayı değiştirmek veya “insan” denen varlığı “üst-insan” gibi bir oluşa dönüştürmek misyonu olduğundan bahseden filozoflar aslında insandan “tanrı” imal etmek istemektedir.
  3. Yaşlanan, aklî ve bedenî yetkinliklerini kaybeden, ölümlü bir varlık olarak insan “insan-ı kâmil” olma hedefini dünyada gerçekleştirebilir mi? İnsanın, yaşlılık ve ölüm gerçeğinden arınmadıkça insan-ı kâmil yolunda bir menzile varması mümkün değildir.
  4. İnsan ve doğadaki kaçınılmaz yasa, onun kendi özündeki aşınma/çürümeyi aşamayacak olmasıdır. Bu nedenle ne dünyayı değiştirebilir ne de kendi acizliğinden kurtulabilir.
  5. Bütün ideal toplumlar yüksek erdemlere sahip passionerler tarafından kuruldu. Erdemli toplumların tamamı da passionerlerin evlatları ve torunları tarafından erdemliliği kaybedecek şekilde tahrip edildi; bozuma uğratıldı.
  6. Dinlerin “masum insan” doktrini sadece peygamberlere ve velîlere tahsis edilebildiğinden, peygamber/velî olamayacak insanlık için kötülükten arınmışlık halinden (insan-ı kâmil olmaktan) bahsedilemez.
  7. Ekonomik ve sınıfsal sömürüleri aşarak yeryüzü cenneti ütopyasını gerçekleştirmek için insanlığı baskılamaktan bahsedenlerle; insanlığı, özündeki kötülüklerden arındırmak için onu “gassal önünde meyyit” durumuna düşürmekten bahsedenler birbirine benzeş bir toplum mühendisliği teklif etmektedir. Hiçbir sistem — ne devrimci ne mistik ne dinî— insanı dönüştürme iddiasını gerçekleştiremez.
  8. Kötülük, tabiatta, insanın özünde, son tahlilde “nefsi olan” her mahlûktadır. Varlıklar yaşlandıklarında dahi nefslerindeki kötülükten arınamazlar. Sindbad hikayesinde yaşlı adam, aciz ve ihtiyar olduğuna dair bir tuzak kurarak insanları aldatıp omuzlarına biniyor ve sonra onları ölünceye kadar yaşlı vücudunun eşeği kılıyordu.
  9. Nefsi olan varlıklar için kötülük, bedenî zaaflar halinde kapasitesini kaybetmez. Nefis, dört güdüdür: şiddet, şehvet, ilahlaşma, tuzak kurma/hile/fesad/fitne çıkarma. Kötülük, her zaman “maskelenmiş sömürücü, istismar edici irade” olarak varlığını sürdürür. Sindbad hikayesinde yaşlı adam hem kurban hem cellattı.
  10. Tarih teleolojik olarak erdemli topluma doğru ilerlemez; fakat erdemlilerin tarihin belirli anlarında erdemsizlere baskın olup fazıl toplum kurarak yaşadığı gerçeği reddedilemez.
  11. Teleolojik bir tarih anlayışına sahip olmamak, insanlığı mutlak karamsarlıktan kurtarmak amacıyla ortaya atılmış bir rüşvet-i kelâm değildir. Tam aksine insanın ve toplumların kader önünde bir kukla olmadığına, tarihin bireysel ve kolektif seçimlerin ürünü olduğuna dair inancın dışavurumudur.
  12. Bütün hayvanlar besin zincirinde bir gıdadır. Toprak da en büyük et yiyicidir. Sadece insan türü, beş emniyetle kendi türünün kötülüğünden korunur ve ölülerine hürmet ederek onları gömer. İnsan özünde “kötü” bir varlık ise de akıl sahibi bir varlık olarak da kötülüklerinin bilincinde bir mahlûktur. Kötülük, akla ve evrensel ahlâka aykırıdır. İnsanın veya toplulukların “emaneti yüklenmesi”, “üst-insan olma çabası”, “dünyayı değiştirmeye dair praksist eylemleri” insanın doğasında bulunan kötülüğü aşmaya dair seçiminden gelir. Yoksa bu, teleolojik bir yükleniş, bir kader, bir kuklalaşma değildir. İnsan nefsi nedeniyle dönüşemez; muhteristir, nankördür, kötüdür. Ama akıl, özgür ve ahlâklı bir bilinç olarak kötülüğü aşabilmenin onurunu tek başına taşır. 

Lütfi BERGEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir