Ercan Saatçi ile Kenan Doğulu’ya Karşı Hüseyin Cahit Yalçın

7 Aralık 1875’te İstanbul’da doğup, aynı şehirde, 18 Ekim 1957 tarihinde sonsuzluğa uğurlanan Hüseyin Cahit Yalçın, Türkiye’ye özgü Popüler hatta Popülist Müzik’in her daim ön plana çıkarılan isimleri arasında ilk sıralarda yerlerini alan Ercan Saatçi ile Kenan Doğulu’nun karşısına; edebiyatçı, gazeteci, mütercim ve siyasetçi olması hesaba katılarak çıkarılmamıştır çünkü hem Doğulu ile Saatçi’nin sözü edilen alanlara dair kurdukları, neresinden tutulsa dökülecek sorun yüklü cümlelerinin dışında, ele gelmesi, dişe dokunması şöyle dursun çalışmaları yoktur, hem de Hüseyin Cahit’in sıralanan alanlarda gün yüzüne çıkardığı her çalışma, çöpsüz üzüm ve sapsız armut kategorisine dâhil edilemez. 

Sözlerini, Behçet Kemal Çağlar ile Faruk Nafiz Çamlıbel’in yazdığı, Cemal Reşit Rey’in notaya aldığı, sorunlu düzenlemesine, Kenan Doğulu’dan daha geri planda durmayı başaran kardeşi Ozan Doğulu adını yazdırdığı hâlde, Onuncu Yıl Marşı merkeze oturtularak, sözleri kaleme alanlar, ilk besteleyen ve sonradan düzenleyene başlıkta yer verilmemesinin arkasında, Behçet Kemal ile Faruk Nafiz’in Ulus-Devletin Makbul Vatandaşı olmaya ayarlı, etkisiz kalemleri ve Ekrem Reşit’in, Faruk Nafiz ile Behçet Kemal’in müzikteki karşılığı olması ve Doğulu’nun da büyüklerinin oluşturduğu kompozisyonda eğreti durmaması, söz konusu manzarada zıtlığının esamisinin okunamayacağı düşüncesi vardır. 

Hüseyin Cahit’le özdeşleşen, 1908 yılında, yanına, Tevfik Fikre ve Hüseyin Kazım Kadri’yi de alarak neşrettiği, İttihat ve Terakki Fırkası’nın propaganda merkezi olmaya başladığını düşününce, tek başına neşretmeyi sürdürdüğü, Takrir-i Sükûn Kanunu gereğince yayın perdesini kapatmak zorunda kalan, daha sonra Yeni Tanin adıyla yoluna devam etse de fazla ilerleyemeyen Tanin’de, 31 Ekim 1923 tarihinde çıkan “Yaşasın Cumhuriyet:” başlıklı yazısındaki, “Cumhuriyet alkışla, duayla, şenlikle yaşamaz.” cümlesi, sadece dönemine değil, yıllar sonrasına yüklenmesi bağlamında önemli bir yerde durmaktadır.

Ozan Doğulu’nun, kardeşi ve Saatçi dışında, başka parça tüketicilerini de mikrofonun karşısına davet etmesine rağmen, daha çok sözü edilen isimlerin seslerini duyurdukları sözümona düzenleme, ilki 14 Nisan 2007 tarihinde gerçekleştirilen travmatik Cumhuriyet Mitingleri’nde de kullanılmıştır-ki zaten, Türkiye’ye özgü Popüler hatta Popülist Müzik piyasasının vitrininde, travma değirmenine su taşıması için arzıendam ettirilmiştir. 

Hüseyin Cahit, tırnak içindeki cümlesini, cumhuriyetin Türkiye’deki inşa sürecini, kendisi gibi önemseyenlerin hislerine tercüman olmak için kurarken Doğulu’nun ekibi, cumhuriyet dâhil kavramları, içlerini boşaltarak, gösteri yığının malzemesi olarak kullanmak için bir araya gelmiştir. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Tevfik Fikret’in dizelerinden hareketle altını çizdiği; fikri, irfanı, vicdanı ve irfanı hür nesil, Doğulu’nun ekibini dairesine buyur edemez çünkü onların odağında sadece parsa toplamak vardır. Hüseyin Cahit ise parsa toplayanlarla mücadele etmek için tırnak içindeki cümlesini okuruyla paylaşmıştır. 

Türkiye’nin yaşadığı trajedilere gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan, ötekileştirme mekanizmasının işlemesi için çaba sarf eden, bir ayağı her daim yurt dışındaki söz konusu ekibin cumhuriyet gibi kıymetli kavramlarla kurduğu bağı, Guy Debord’un Türkçeye Gösteri Toplumu adı verilerek Okşan Taşkent tarafından kazandırılan La Société du Spectacle isimli eseri açıklayabilir.

Taşkent, karşısında düğme iliklenecek, Can Yücel’den ilhamla, bir Türkçe Söyleme faaliyetine imza atmıştır ancak Toplum yerine yığını tercih etmemesi faaliyetine ister istemez gölge düşürmüştür. 

Yığın, Türkiye gibi sosyokültürel birikimini, Türkiye’ye özgü Popüler hatta Popülist Kültür’ün heba etmesine ses çıkarmayan insanların bir araya geldiği bir ülkeden söz ediliyorsa, toplumun gerisinde duramaz çünkü Türkiye; sosyoekonomik, sosyokültürel ve sosyopolitik bilinç düzeyinin yüksekliğini önemsemeyen, yığınlaşmayı sorgulamayan, kendilerini, ilerici, çağdaş olarak servis etmeleri fark etmez, insanların ülkesidir ve sanıldığı gibi bu sorun, son yirmi küsur yılda uç vermemiştir. 

Doğulu’yu ve bir araya getirdiği parça tüketicilerini, mal varlığının büyük bir bölümüne el konulduğu âna kadar finanse eden Aydın Doğan, avanesiyle, 29 Ekim, 10 Kasım gibi kıymeti tartışmaya kapalı günlerde cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk parsası toplarken eğlenenler, eğlence öncesinde ve sonrasında, gerekçe gösterilmeden kapının önüne konulan, iş bulmaları engellenen gazetecileri akıllarının ucuna bile getirmemişlerdir çünkü onları ilgilendiren, sadece parsa toplayarak eğlenmektir. 

Yığının toplumsallaşmaması için çaba sarf eden Aydın Doğan ve avanesinin bir dediğini ikiletmeyen Doğulu’nun ekibi; Hüseyin Cahit Yalçın dışında, sadece eleştirisini içeriden getiren, Kemal Tahir, Refik Ahmet Sevengil gibi kalemlerin değil, ulus-devletleşme sürecinin zeminini hazırlayan isimlerin de kemiklerini sızlatmak için sahnelerde yer işgal etmeyi sürdürmektedirler. 

Cumhuriyet gibi kıymetli kavramları, sadece alkışla, eğlenceyle, şenlikle idrak edenler de yaşanan sorundan uzak değiller çünkü sorun yaşatanlar, varlıklarını, yaşattıkları sorunları sorgulamayanlara borçlular. 

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir