Fiilî Durumun Adını Koymak

“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet  mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”
 Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK

 

 GİRİŞ…

Bu makalede 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılmasıyla başlayan fiilîi durumun ve adı konulmamış cumhuriyet idaresine ilişkin 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilan edilmesi, 30 Ekim 1918 – 29 Ekim 1923 zaman diliminde geniş bir perspektiften ele alınmaktadır.

Bu hafta 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyetin 102. Yılının idrak edildiği bir hafta. Havada ve mekânlarda yoğun bir Cumhuriyet kokusu, insanlarda da yoğun Cumhuriyet coşkusu var. Ulus olarak bu yıl 102. yıldönümünü kutlayacak olduğumuz Cumhuriyet, dört yıl süren bir mücâdele ve çabanın ardından ilan edilmişti. Bu makale kapsamında yok oluştan kurtulmanın, bağımsızlığı kazanmak için yapılan mücâdelenin ve Türk milletinin var olma savaşının Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilme süreci okuyucularla paylaşılmaktadır.

MÜTÂREKE…

Takvimler, 30 Ekim 1918 tarihini gösterirken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu da adeta kayıtsız-şartsız bir teslim anlaşması nietliğindeki Mondros Mütâreke’sini [1] imzalıyordu.

Mütârekenin ertesi günü olan 31 Ekim’de de Mustafa Kemâl Paşa 7. Ordu Komutanlığından karargâhı Adana’da intikâl etmiş olan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevine atandı.

Mondros Mütârekesi’nin mürekkebi dahi kurumadan İtilaf Devletlerinin Türk Yurdu’na karşı başlattıkları işgâl eylemi, Türk tarihine “İstiklâl Harbi” diye geçecek olan oldukça kanlı ve yeni bir savaşı başlatacaktı.

Mütâreke’nin aynen uygulanması durumunda vatanın tamamen işgâl edileceğini anlayan Mustafa Kemâl Paşa İstanbul’a gönderdiği yazı ve telgraflarla ateşkes anlaşmasının hükümlerinin ne şekilde uygulanacağına dair sorular soruyor, Halep civarındaki İngiliz birliklerinin iaşesi için İskenderun’un İngilizler tarafından işgâl edilmek istenmesi üzerine, İtilaf Devletleri tarafından karaya asker çıkarmaya ilişkin hüküm bulunmadığını belirtiyordu.

Acz içersindeki İstanbul Hükûmeti, Mustafa Kemâl Paşa’nın, yayılmaya devam eden işgâl ordularına karşı nezâket göstermesini, ateş açılsa bile karşı konulmamasını istiyordu. Mustafa Kemâl Paşa, 8 Kasım’da İstanbul Hükûmetine verdiği cevapta, bu emri uygulamaya yaradılışının elverişli olmadığını, her ne sebep ve bahâneyle olursa olsun İskenderun’a çıkacak İngiliz askerlerine ateş açılacağını bildirirken, verilen emirleri uygulayacak yeni bir komutan atanmasını istiyordu.

Mustafa Kemâl Paşa’nın bu direnişi sonucu Hükûmet ile arasında meydana gelen sorun uzun süre devam etmedi. Yıldırım Orduları Grup Komutanlığının lağvedilmesi üzerine Mustafa Kemâl Paşa, Antep ve diğer güney illerindeki halka silah dağıtarak 10 Kasım 1918 tarihinde görevinden ayrılıp Sadrazam İzzet (Furgaç) Paşa’nın daveti üzerine İstanbul’a gitmek üzere Adana’dan ayrılır.

Mustafa Kemâl Paşa’nın, bölgedeki halka silah dağıtması, bu bölgede daha sonra Fransız işgâline karşı başlatılacak olan Millî Mücâdele için fevkalâde etkili oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması artık muhakkak gibiydi. Enver Paşa ve arkadaşlarının ülke dışına kaçması üzerine dürüst ve ilkeli bir devlet adamı olan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Padişah ve kamuoyu nezdinde büyük ithamlara mâruz kalmıştı.

Bir taraftan Damad Ferid Paşa ile Âyan Meclisi (Senato) Başkanı Ahmed Rızâ Bey’in aleyhte çalışmaları, bir taraftan da Padişahın kabinede bulunan İttihatçı nâzırlardan (bakanlardan) Câvid, Ali Fethi, Hayri ve Rauf Beylerin uzaklaştırılmasını ısrarla istemesi üzerine Sultan Vahdeddin’i Kânûn-ı Esâsî’yi (Anayasa’yı) çiğnemekle suçlayarak 8 Kasım 1919 tarihimnde kabinesiyle birlikte istifa etti. İstifası sonrası yeni kabineyi Ahmet Tevfik (Okday) Paşa kurdu.

KARARLILIK…

13 Kasım’da İstanbul’a gelen Mustafa Kemâl Paşa, herkesi ümitsizliğin en derin uçurumlarına sürüklenmiş bir hâlde bulmuştu. Galip devletlerin istediklerini yapabilecekleri ağızdan ağıza dolaşıyordu. Doğrusu ümide pek az yer vardı. Mustafa Kemâl Paşa, durumun çok vahim olduğunu görmesine rağmen karamsar değildi. Öyle ki, 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul Boğazı’na gelen İtilaf Devletleri’ne ait 51 parçalık donanmayı gördüğünde bile kararlılıkla “Geldikleri gibi giderler” diyebilmişti.

Mustafa Kemâl Paşa, Sarayın teslimiyetçi tutumu karşısında yegâne kurtuluş yolunun Millî Mücâdele olduğunu anlamış ve gözlerini Anadolu’ya çevirmiş; işgâllere karşı bazı bölgelerde gösterilen direniş ve millî teşekküllerin kurulması da onu umutlandırmıştı.

DAĞITILAN MECLİS…

Padişah Vahidettin iç politikanın dengesiz ve istikrarsız bir yapıya girdiğini hissederek 21 Kasım 1918 tarihinde Meclis-i Mebûsan’ı dağıttı. İstanbul’da fiilî iktidar artık görünüşte Saray’ın, gerçekte ise her türlü güç ve kudretten mahrum olan Saray’ı da kontrol altında bulunduran İtilaf Devletlerinin elindeydi.

KARA GÜNLER…

Yenilgiyle sonuçlanan I. Dünya Savaşı sonucu Suriye, Irak, Arabistan ve Filistin de kaybedilmişti. Mütâreke sonrasında da İngilizler, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını tutmuşlar, Fransızlar Senegalli zencilerle İstanbul’a yerleşmişler, İtalyanlar da Beyoğlu’nu ele geçirmişler ve aynı zamanda demiryollarını kontrolleri altına almışlardı.

İtilaf Devletleri, Mütâreke’nin 7. maddesini [2] gerekçe göstererek yurdun dört bir yanını işgâl etmeye başlamıştı. Türk milleti için acı dolu günler başlamıştı. İşgâller birbiri ardına devam ederken tarih bugünleri şöyle yazıyordu:

* 9 Kasım 1918: İskenderun’un İngiliz tarafından işgâl edilmesi.

* 13 Kasım 1918: İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinden oluşan 61 parçalık İtilaf Devletleri Donanmasının İstanbul’a gelmesi ve ve karaya kuvvet çıkarması.

* 6 Aralık 1918: İngilizlerin Kilis’i işgâl etmeleri.

* 7-17 Aralık 1918: Fransızların Antakya’ya girmeleri ve denizden Mersin’e çıkarma yapmaları.

* 23 Aralık 1918: İslâhiye, Osmaniye ve Bahçe’yi düşman çizmesinin çiğnemesi.

* 1-12 Ocak 1919: İngilizlerin Antep’i ve Ermeni amaçlarına hizmet etmek için Kars’ı işgâl etmeleri.

* 22 Şubat 1919: Maraş, İngiliz işgâli altında…

* 8-9 Mart 1919: Fransızların Zonguldak’a, İngilizlerin de 2.000 kişilik bir müfrezeyle Samsun’a çıkmaları.

* 24-28 Mart 1919: İngilizlerin Urfa’yı, İtalyanların da karaya asker çıkararak Antalya’yı işgâl etmeleri.

* 16 Nisan 1919: Fransızlar, Afyon İstasyonu’nu işgâl altına almaları.

ANADOLU’YA GÖREVLENDİRİLME…

Türk milletinin bağımsız yaşama arzusunu canlandırabileceği yegâne gücün yine milletin bizatihî kendisinin olduğuna inanan Mustafa Kemâl Paşa Anadolu’ya geçmek için bir fırsat arıyordu. Bu sıralarda Karadeniz’de Pontus [3] Rum Devleti kurmak isteyen Rum Çetelerin, bölgedeki Müslüman ahâliye saldırıları artmış, yerel Müslüman halk da buna karşılık vermeye başlamıştı. Bölgede yaşanan olayların İstanbul’daki İngiliz işgal makamlarına yerel Rum ahâlinin saldırılara mâruz kaldığı şeklinde takdim edilmesi üzerine İngiliz makamları, asâyiş sağlanamadığı takdirde bölgeyi işgâl edeceklerini bir notayla İstanbul Hükûmeti’ne bildirir. Bu olaylara bir çözüm bulmak isteyen Padişah ve Hükûmet, siyasetten uzak duran, dürüst ve güvenilir bir asker olan Mustafa Kemâl Paşa’yı bu nitelikleri nedeniyle olağanüstü yetkilerle donatarak 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirir.

İZMİR’İN İŞGÂLİ…

1. Dünya Savaşını sonlandıracak barış antlaşmalarını müzâkere etmek üzere 18 Ocak 1919 tarihinde Paris’te toplanan İtilaf Devletleri temsilcileri, Yunanların İzmir’i işgâl etmeleri konusunda karar almışlardı. Bu karar gereği 15 Mayıs’ta İzmir’de, yerli Rum ahâlinin (dönemin Yunanistan başbakanını yücelten)  “Zito (Yaşasın) Venizelos”tezâhürâtlarıyla beraber Yunan işgâli başlar.

SAMSUN’DA GÖZLEMLENEN…

Mustafa Kemâl Paşa, İzmir’deki Yunan işgâlinin ertesi günü öğleye doğru mâiyetiyle birlikte Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrılır ve 19 Mayıs’ta  da Samsun’a varır. Bu tarih, Millî Mücâdele’nin fiilen başladığı tarihtir.

Mustafa Kemâl Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra bölgedeki durumu inceler ve 21 Mayıs’ta İstanbul Hükûmetine bir telgraf çeker. Bu telgraf İzmir’in Yunanlılar tarafından işgâlinin Ordu ve Milleti çok derinden yaraladığını belirterek, bu haksız tecavüzü sindiremeyeceklerini ve kabul etmeyeceklerini açıklıyordu.

22 Mayıs’ta çektiği bir başka telgrafta ise; İngilizlerin 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a haksız yere asker çıkarmış olduklarını belirtiyor ve Hükûmetin önlem almasını istiyor, bölge halkının Rum saldırılarına karşı çeteler kurarak savunmaya geçtiklerini, Rumların da Samsun üzerindeki emellerinden vazgeçtikleri takdirde bölgede asayişin kendiliğinden sağlanacağını belirtiyordu.

HAVZA…

Bu arada Anadolu’nun batısındaki Yunan işgâlleri birbiri ardına devam ediyordu. Yunanlılar, 26 Mayıs’ta Manisa’ya, 27 Mayıs’ta da Aydın’a girmişti.

Mustafa Kemâl Paşa 25 Mayıs’ta  Havza’ya geçer. İstiklâl mücâdelesinin ordu ve milletin iş birliği ile gerçekleştirilebileceğine inanan Paşa Anadolu’daki ve Trakya’daki komutanlarla temasını daha da artırır. 28 Mayıs’ta komutanlara, valilere ve millî kuruluşlara gönderdiği Havza Genelgesi ile de; ülkenin içinde bulunduğu şartları anlattıktan sonra her tarafta işgâli protesto için mitingler yapılmasını, halka felaketin büyüklüğünü anlatarak bunu köylere kadar yaymalarını ister.

MALTA’YA SÜRGÜNLER…

Halk arasında büyük heyecan meydana getiren bu genelgenin ardından düzenlenen mitinglere binlerce, onbinlerce, yüzbinlere  insan katılır. Özellikle İstanbul’daki mitinglerin çok heyecanlı geçmesi işgâl kuvvetlerini çok kızdırır. Bunun üzerine İngilizler,  İstanbul’da siyasî tutuklu bulunan 67 Türk devlet adamını Malta’ya sürerler.

İSTANBUL’A GERİ ÇAĞRILMA…

Eşzamanlı olarak İstanbul’daki İngiliz işgâl makamları İstanbul Hükûmeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemâl Paşa’nın geri çağrılmasını ister. İstanbul Hükûmeti de bu baskılara dayanamayarak 8 Haziran’da onu görevinden İstanbul’a geri çağırır.

LAĞV…

15 Haziran’da 1919 tarihinde 9. Ordu Müfettişliği lağvedilerek görevleri Erzurum’da yeni kurulan 3. Ordu Müfettişliğine devredilir. Kâzım Karabekir Paşa da 3. Ordu Müfettişliğini vekâleten yürütmeye başlar. 

AMASYA GENELGESİ…

Mustafa Kemâl Paşa, kendisini geri çağıran Harbiye Nezâreti’ne oyalayıcı bir cevap vererek 12 Haziran’da  vardığı Amasya’da halk tarafından büyük bir coşku ve heyecanla karşılanır. Burada Refet (Bele) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ve Rauf (Orbay) Bey’in de katkılarıyla 14 Haziran’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Derneği bünyesinde, Mustafa Kemâl Paşa tarafından daha önce hazırlanmış bir metin üzerinde yapılan çalışmalardan sonra Amasya Genelgesi kabul edilir.

Konya’da bulunan 2. Ordu Müfettişi Mersinli Cemâl Paşa ile Erzurum’da bulunan 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’nın da onaylamasından sonra Mustafa Kemâl Paşa’nın yâveri Cevat Abbas (Gürer) Bey tarafından 21 Haziran 1919 tarihinde kaleme alınan bu tarihi metin, bir genelgeyle 22 Haziran 1919 tarihinde Anadolu’daki mülkî ve askerî makamlara şu tarihî sözlerle ulaştırılır: 

”Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve iradesi kurtaracaktır.

Sivas’ta millî bir kongrenin acele toplanması kararlaştırılmıştır.”

Amasya Genelgesi hem Millî Mücâdele’nin başladığını hem de Millî Mücâdele’nin amaç ve programını gösteren bir belge niteliğindedir. Artık Türk Milleti işgâllere katlanmak yerine, bağımsız yaşamak için savaşmayı tercih ediyordu.

SİNE-İ MİLLETE DÖNÜŞ…

Amasya Genelgesi’nin ilanından fevkalâde rahatsız olan Damat Ferit Paşa Hükûmeti, 23 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa’yı İstanbul’a geri çağırdıysa da O bu emre itaat etmeyerek Erzurum Kongresi’ne katılmak üzere Amasya’dan ayrılır.

Harbiye Nâzırlığından çekilen 5 Temmuz 1919 tarihli telgrafta Hükûmetin emri tekrarlanarak Mustafa Kemâl Paşa, Padişah adına İstanbul’a çağrılır. Mustafa Kemâl Paşa da Harbiye Nâzırı’na 6 Temmuz 1919 tarihinde şu cevabı verir: “Vilâyet-i Şarkiye ahâlisi arasından çıkıp gelmek hususundaki yüksek tekliflerinizi yerine getirmede şahsî irademi kullanmaktan mânen ve maddeten yasaklanmış bulunuyorum.” 

Harbiye Nâzırlığı 8 -9 Temmuz 1919 geceki telgrafıyla Mustafa Kemâl Paşa’yı görevinden azleder. Mustafa Kemâl Paşa da aynı gün Hükûmet’e ve Saray’a birer telgraf göndererek “Sine-i millette (milletin gönlünde) bir ferd-i mücahit (düşmana karşı savaşan biri) olarak çalışmak üzere” çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa eder.

Mustafa Kemâl, artık rütbesiz ve yetkisiz bir kişiydi. Artık milletin bir ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam edecekti.

Mustafa Kemâl Paşa’yı Erzurum’da karşılayan Kâzım Karabekir Paşa’nın tavrı Millî Mücâdele’nin başarısı yolunda çok önemli bir aşama olmuştu. Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemâl Paşa’ya; “Üzülecek bir şey yok Paşam. Üniformanızı çıkarsanız da mukaddesâtım üzerine söz veriyorum ki size üstüm olduğunuz zamandan daha bağlı kalacağım.” der.  

BÖLGESEL BİR KONGRE…

Amasya’dan sonra, Rauf Bey ile birlikte, Sivas ve Erzincan üzerinden Erzurum’a giden ve İngilizlerin İstanbul Hükûmeti nezdindeki baskısı sonucu 8/9 Temmuz 1919 gecesi askerlikten ayrılmak zorunda kalan Mustafa Kemâl, Doğu Vilâyetlerini de içine alan genişletilmiş bir Ermenistan tehdidine karşı yapılan ve 24 Temmuz 1919 tarihinde de Erzurum’da toplanan Doğu vilâyetleri temsilcilerinin kongresine katılır ve kongreye başkan olur.

Onun ustaca yönetimi sâyesinde, Erzurum Kongresinin 7 Ağustos 1919 tarihinde yayımlanan beyannâmesi, Amasya Genelgesine uygun olarak hazırlanır. Erzurum Kongresinin aldığı en önemli karar, daha sonra Misak-ı Millî olarak tanınacak olan demecin ilk nüshasını hazırlamış olmasıdır.

O tarihte Erzurum’da bulunan Mütâreke Denetim Subayı İngiliz Yarbay Rawlinson, rüzgârın hangi yönden esmekte olduğunu fark edip, Türk milliyetçilerinin gelecekte büyük bir İslam Cumhuriyeti kurma ihtimâli olduğunu Londra’ya bildirir.

7 Ağustos’ta çalışmalarını tamamlayan Erzurum Kongresinde; vatanın bölünmez bir bütün olduğu, yabancıların işgâl ve müdâhalesine karşı savaşılacağı, İstanbul Hükûmetinin milletin bağımsızlığını koruyamadığı takdirde (Sivas’ta toplanması planlanan millî kongre tarafından) geçici bir hükûmet seçileceği, Kuva-yı Milliye ve millî iradeye bağlı kalınacağı, ülkedeki Hristiyan unsurlara siyasî egemenlik ve sosyal dengeyi bozucu ayrıcalıklar tanınamayacağı ve hâlihazırda kapalı olan parlamentonun derhal toplanması gerektiği karar bağlanmış, kongreye başkanlık eden (ordudan müstafî) Mustafa Kemâl de oluşturulan Temsil Heyetine başkan olarak seçilmiştir.  Kongre’de alınan kararlar, telgrafla Batı Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine, işgâl makamlarına ve yabancı basına ulaştırıldı.

Erzurum Kongresi’nin ardından, Hükûmet tarafından Mustafa Kemâl ve Rauf (Orbay) Bey hakkında tutuklama kararı çıkartıldıysa da Doğu Anadolu’da bu emri yerine getirecek bir makam bulunamaması Hükûmetin ne denli zaaf içinde olduğunu gösteriyordu.

ULUSAL BİR KONGRE…

Amasya Genelgesi gereğince ülkenin dört bir yanından gelen temsilcilerin katılımıyla 4 Eylül’de açılan Sivas Kongresi’nde Kongre Başkanlığına Mustafa Kemâl seçilir.

11 Eylül’de çalışmalarını tamamlayan Kongre sonucu; millî sınırlar içinde bulunan vatan topraklarının bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı, her türlü işgâl ve müdâhaleye karşı milletin birlik olarak müdafaa ve mukâvemet edeceği, Kuva-yı Milliye’nin etkin ve millî iradeyi hakim kılmanın esas olduğu, manda ve himâyenin kabul edilemeyeceği, millî iradeyi temsil etmek üzere Meclis’in derhal toplanmasının zorunlu olduğu, başkanı Mustafa Kemâl olan yeni bir Temsil Heyeti kurulması, aynı gaye ve millî vicdan ile kurulan cemiyetlerin “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildiği karara bağlanır.

KOMUTANLAR TOPLANTISINDA ALINAN KARAR…

Millî Mücâdele’nin Amasya Genelgesiyle ortaya konan ilkeleri Erzurum ve Sivas Kongrelerinde somut bir biçim almıştı. Bu gelişmeler yaşanırken Batı Anadolu’da da Yunan işgâlleri birbirini izliyordu. Doğu, Güney ve Batı Anadolu’da yapılacak mücâdelenin ağırlığını Batı Cephesi oluşturuyordu. Dolayısıyla asıl mücadele bu cephede geçecekti. Bu nedenle Millî Mücâdele’yi Sivas’tan yönetebilmek çok güç olacaktı. 16-28 Kasım’da Sivas’ta gerçekleşen Komutanlar Toplantısında bu konu tartışılmış ve Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemâl’in teklifi üzerine merkezi bir konumda olan Ankara en uygun yer olarak seçilmişti.

ANKARA…

18 Aralık’ta Sivas’tan ayrılan Mustafa Kemâl başkanlığındaki bazı Temsil heyeti üyeleri, 27 Aralık’ta Ankara’ya gelir. Mustafa Kemâl ve beraberindekiler Dikmen sırtlarından itibaren halk ve Seymenler tarafından coşkuyla karşılanır. Artık Ankara, millî iradenin merkezi ve kalbi idi.

TAKVİM YAPRAKLARI…

Tekrar takvim yapraklarına bir göz atılacak olunursa…

* 30 Ekim 1919: Düşman işgâli sürerken Urfa’ya giren Fransızlar, yerli halktan hiç beklemedikleri tepkiler almaya başladılar. 11 Nisan 1920 tarihine kadar devam eden çatışmalar sonucu Fransızlar kenti terk etmek zorunda kaldılar.

* 31 Ekim 1919: Maraş’ta taşkınlık yaparak kadınlara tecavüz eden Fransız askeri elbisesi giymiş bazı Ermenilere hak ettikleri dersi, Uzunoluk Camii Müezzini “Hacı İmam“ adıyla anılan bir sütçü verir. Bu caminin karşısındaki dükkanında süt sattığı için yaygın olarak ”Sütçü İmam” olarak anılan bu millî kahraman, silahına sarılarak mütecâviz Ermenileri öldürdü. Bu olayı takiben Güney Cephesinde Maraş Savunması başlar. Yetmiş iki gün süren mücâdele sonucu Fransız kuvvetleri yenilgiyi kabul ederek kenti terk etmek zorunda kalırlar.

* 12-28 Ocak 1920: İstanbul’da son Osmanlı Meclis-i Mebûsanı’nın açılır ve Meclis-i Mebûsan tarafından Misak-ı Millî onaylanır.

* 15 Mart 1920: Misak-ı Millî’nin ilan edilmesinden rahatsız olan İngilizler tarafından Rauf (Orbay), Ziya (Gökalp), Fethi (Okyar) Beyler ile daha birçok devlet adamı Malta’ya sürülür.

* 16 Mart 1920: Saat 10.00’dan itibaren İstanbul’un askerî işgâl altına alınacağına dair İtilaf Devletleri adına İngiltere, Fransa ve İtalya Yüksek Komiserlerinin müştereken imzaladıkları nota Sadrazam Salih Paşa’ya tebliğ edilir. İngiliz askerleri, önceki Harbiye Nâzırlarından Mersinli Cemal Paşa’yı tutuklar, Harbiye Nâzırının odasına girerek Fevzi (Çakmak) Paşa’nın göğsüne süngülerini dayarlar ve İstanbul’daki tüm resmî binaları işgâl ederler. İstanbul, artık işgâl altındaydı. Manastırlı Hamdi Efendi adındaki bir telgraf memuru aynı gün işgâli Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl’e iletir.

* 16-17 Mart 1920: İstanbul’un işgâli ile ortaya çıkan bu yeni durum karşısında Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl’in  İstanbul’u tamamen saf dışı etmek, Heyet-i Temsiliye’yi geçici bir hükûmet gibi çalıştırarak, Ankara’da millî iradeyi gerçekleştirecek bir meclis toplamak üzere harekete geçerek, kolordulara ve valilere peş peşe telgraflar çekerek alınacak önlemleri bildirir. Mustafa Kemâl bir yandan bu önlemleri alırken, öte yandan da yabancı devlet temsilcilerine gönderilmek üzere Antalya’daki İtalyan temsilciliği aracılığıyla işgâli protesto eden bir telgraf gönderir.

* 18 Mart 1920: Meclis-i Mebûsan artık çalışamayacağını belirterek tatil kararı alır.

* 19 Mart 1920: Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl, Meclis’i Ankara’da toplantıya çağırır.

* 11 Nisan 1920: Padişah Vahidettin’in Meclis-i Mebûsan’ı fesheder, İstanbul Hükûmeti de Anadolu’daki halkı Millî Mücâdele’ye karşı ayaklandırmak üzere Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’ye, millî güçlerin katledilmelerinin dînen uygun olduğuna dair fetvâ hazırlatır.

* 16 Nisan 1920: Ankara Müftüsü Börekçizâde Rıfat Efendi’nin öncülüğünde 150 vatansever din adamı ve müftünün ortak imzalarıyla karşı bir fetvâ yayımlanarak Millî Mücâdele’ye destek verilmesi.

* 18-26 Nisan 1920: İngiltere, Fransa ve İtalya’nın katılımıyla yapılan San Remo Konferansında Osmanlı Devleti ile yapılacak olan barış antlaşmasına son şekli verilir.

* 21 Nisan 1920: Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl’in, vilâyetlere, Meclis’in 23 Nisan 1920 günü açılacağını bildirmesi.

* 23 Nisan 1920: Milletvekilleri, Hacı Bayram Camii’nde, halkla birlikte Cuma namazı kıldıktan sonra saat 13.45’te içlerinde en yaşlı üye olan Sinop milletvekili Şerif Bey’in başkanlığında toplanarak çalışmalarına başlar.

* 24 Nisan 1920: Mustafa Kemâl’in  Büyük Millet Meclisi (BMM) Başkanlığına seçilmesi ve Geçici İcra Vekilleri Heyetinin kurulması.

* 5 Mayıs 1920: BMM İcrâ Vekilleri Heyetinin (Bakanlar Kurulunun) ilk toplantısını yapması.

* 11-24 Mayıs 1920: Mustafa Kemâl ve arkadaşlarının, işgal altındaki İstanbul’daki sözde  Divan-ı Harb (Savaş Mahkemesi) tarafından idama mahkûm edilmesi ve bu kararın Padişah Vahidettin tarafından da onaylanması.

* 22-30 Haziran 1922: Yunan kuvvetlerinin Ege Bölgesi’nde Milne Hattı’nı [4] aşarak ilerlemeye başlaması ve Balıkesir’i işgâl etmeleri.

* 8 -25 Temmuz 1920: Yunan kuvvetlerinin Bursa’yı ve Edirne’yi işgâl etmeleri.

* 10 Ağustos 1920: İstanbul Hükûmeti ile İtilaf Devletleri arasında Sevr Barış Antlaşması’nın imzalanması. BMM bu antlaşmaya büyük bir tepki göstererek, antlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti.

* 28 Eylül 1920: BMM’nin Ermenistan üzerine askerî harekâta karar vermesi üzerine Doğu Cephesi ve 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’nın Ermenistan’a karşı askerî harekâta başlaması. 29 Eylül’de Sarıkamış’ın, 30 Eylül’de de Kars’ın Ermenilerden kurtarılması.

* 19 Ekim 1920: Sovyetler Birliği’nin Sevr Barış Antlaşması’nı tanımadıklarını ilan etmesi.

* 3 Aralık 1920: Ermeniler ile Gümrü Anlaşması imzalanarak iki devlet arasındaki savaşa son verilmesi ve Ermenistan’ın Sevr Barış Antlaşmasını tanımadığını ilan etmesi.

* 5 Ocak 1921: Düzenli orduya geçmemek için direnen ve Garp Cephesi birlikleri ile girdiği çatışmada yenilgiye uğrayan Çerkez Ethem kuvvetlerinin Yunan hatlarına geçmesi.

İNÖNÜ’DE İLK ZAFER…

Çerkez Ethem’in isyan etmesinin yarattığı ortamdan faydalanmak isteyen Yunan kuvvetleri 6 Ocak 1921 tarihinde Bursa istikâmetinden askerî harekâta başlar. Yeni kurulan düzenli ordu birliklerinin, vatan topraklarını savunma mücâdelesi, 9-10 Ocak 1921 tarihinde İnönü mevzilerinde Yunan kuvvetleriyle yapılan şiddetli çarpışmaların ardından Yunan kuvvetlerinin ileri harekâtının durdurulmasıyla başarıya ulaşmaya başlar.

1. İnönü Muharebesi’nde düzenli ordunun ilk sınavını başarıyla vermesi sonucu halkın düzenli ordu ve BMM’ye güveni artmıştı.

İtilaf Devletleri, Sevr Barış Antlaşmasını yürürlüğe sokabilmek için Yunan kuvvetlerinin saldırılarına izin vermişlerdi. Ama Yunan kuvvetleri İnönü’de yenildiler. Bu yenilgi üzerine İtilaf Devletleri, Sevr hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak Londra’da bir konferans toplanması için diplomatik temas başlattılar.

20 Ocak’ta  ilk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) kabul edilirken 5 Şubat’ta BMM’nin gizli oturumunda Londra Konferansı’na BMM Hükûmeti adına heyet gönderilmesi kararlaştırılır. 6 Şubat’ta Bekir Sami Bey başkanlığındaki BMM Heyeti Londra’ya hareket eder. 21 Şubat’ta başlayan konferansta, Sevr hükümlerini savunan İtilaf Devletleri ile Misak-ı Millî’yi savunan BMM temsilcileri arasında anlaşma sağlanamaması üzerine konferans 12 Mart’ta son bulur.

İMZALANAN ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR…

1. İnönü Zaferi’nden sonra BMM Hükûmeti ile Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti [5] arasında 16 Mart’ta Moskova Anlaşması imzalanır. Bu antlaşma BMM için büyük bir başarı olmuş, BMM Hükûmeti ilk kez büyük bir devletle eşit şartlarda bir antlaşma yaparak bu devlete Misak-ı Millî’yi kabul ettirmiştir. Bu anlaşma ile birlikte BMM artık “TBMM” olarak anılır olmuştur.

İNÖNÜ’DE İKİNCİ ZAFER…

Masa üzerindeki zaferleri meydanlardaki zaferler izlier.

Londra Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine I. İnönü Muharebesi’ndeki yenilginin ezikliğini telâfî etmek için İtilaf Devletlerinin de onayını alan Yunan kuvvetleri 23 Mart’ta Bursa, Bilecik ve Uşak istikametlerinden taarruza geçer. 24 Mart’ta Bilecik’i, 25 Mart’ta Pazarcık (Bilecek)’ı işgâl ederek İnönü’ye kadar gelir. İnönü Mevzilerinde Yunan kuvvetlerini durduran TBMM Batı Ordusu 27 Mart’tan itibaren bu hatta stratejik savunma yapmaya başlar. 1 Nisan’a kadar süren şiddetli muharebeler sonucu Yunan kuvvetleri Bursa’daki mevzilerine doğru çekilmeye başlar. Böylece Yunan kuvvetleri ikinci kez yenilir.

TBMM Başkanı Mustafa Kemâl, Batı Cephesi Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Mirlivâ (Tümgeneral) İsmet Paşa’ya gönderdiği telgrafta şöyle der; “Paşam! Siz orada sadece düşmanı değil, milletin mâkus talihini de yendiniz. İşgâl altındaki topraklarımızla beraber, tüm yurt, başarınızı kutluyor.”

KÜTAHYA – ESKİŞEHİR MUHAREBELERİ…

Yunan kuvvetleri Sevr’i gerçekleştirmek ve Türk Ordusunu katî sonuçlu bir imhâ muharebesiyle yok etmek için 10 Temmuz 1921 tarihinde Batı Cephesinden genel bir taarruza geçti. İnsan gücü, silah ve teçhizat bakımından iki kat üstün durumdaki Yunanlılar Afyon, Eskişehir, Kütahya ve Bilecik’i işgâl ettiler. Batı Cephesi Karargahına gelen Meclis Başkanı Mustafa Kemâl daha fazla kayıp verilmesine mânî olmak için yeni bir strateji belirleyerek İsmet Paşa’ya Türk Ordusunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekmesi direktifini verir. 5 Temmuz’da Türk Ordusu tamamen Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilir.

Tarihimize “Kütahya-Eskişehir Muharebeleri” olarak da geçen bu çarpışmalarda ordumuzun insan zâyiatı ile araç ve gereç kaybı büyüktü.

BAŞKUMANDAN…

Türk Ordusunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesinin yarattığı moral bozukluğu TBMM’

yi de etkilemişti. 4 Ağustos’ta  TBMM’de yapılan gizli oturumda yorgun orduyu yeniden canlandıracak ve ülkeyi bu bâdireden kurtaracak yegâne çârenin Meclis Başkanı Mustafa Kemâl’in  “Başkumandan” unvanıyla fiilen ordunun başına geçmesi olduğunda karar kılınır. 5 Ağustos’ta  Meclis Başkanı Mustafa Kemâl’i,  TBMM yetkileriyle donatan ve üç ay süreyle Başkumandanlık görevi veren kanun TBMM’de kabul edilir.

Başkomutan artık planını uygulamaya başlar. Hedef, başarıya götürecek tedbirleri süratle almaktı. Bu amaçla 7-8 Ağustos’ta kendi imzasıyla 10 adet “Tekâlif-i Milliye/Millî Vergi” emri yayımlanarak ülkede olağanüstü bir seferberlik başlatılır. Artık millet ve ordu el eleydi ve topyekûn bir harbe hazırlanılıyordu. Başkomutan bu tedbirleri aldıktan sonra 12 Ağustos’ta Polatlı’daki Cephe Karargahına gelerek fiilen TBMM Ordusunun başına geçer.

SAKARYA…

Yunan Ordusu 13 Ağustos’ta Sakarya’daki Türk mevzilerine doğru ileri harekâta başlar. 23 Ağustos’ta Yunan Ordusunun taarruzu ile 22 gün – 22 gece devam edecek olan Sakarya Meydan Muharebesi başlar. 80 km uzunluğunda ve 20 km. derinliğinde olan cephenin kuzeyi Polatlı’da güneyi de Haymana’da idi. Yunanlılar Polatlı’ya kadar ilerler. Top sesleri artık Ankara’dan bile duyulabiliyordu. Harbin doruk noktası çoktan aşılmasına rağmen Yunanlılar hala katî sonucu alamamışlardı. Bu noktadan sonra düşmanın taarruz gücü, ilerleme kuvveti ve kudreti gittikçe azalmaya başlamıştı. Artık taarruz sırası Türklerindi. Muharebe boyunca cepheden ayrılmayan Başkumandan’ın muharebeyi bizzat ateş hattından takip ettiği ve 10 Eylül‘de başlayan genel taarruz orduyu coşturur. 12 Eylül’de Sakarya’nın doğusu düşmandan temizlenir. 13 Eylül’de Yunanlılar ağır zayiat vermiş bir şekilde batıya doğru geri çekilmeye başlar.

ZAFERİN ARDINDAN…

Sakarya Zaferi’nin ardından;

* TBMM tarafından 19 Eylül 1921 tarihinde, Başkumandan Mustafa Kemâl‘e ”Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verilmiş,

* 13 Ekim 1921’de Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile TBMM Hükûmeti arasında Kars Antlaşması imzalanarak doğu sınırları güvence altına alınmış,

* 20 Ekim 1921 tarihinde de Fransızlarla Ankara Anlaşması imzalanarak Güney Cephesinde Fransızlarla çatışmalara son verilmiştir.

Türk topraklarının düşman çizmesi altındaki esâreti birer birer sona eriyordu.

ATEŞKES GÖRÜŞMELERİ…

Yaşanan gelişmeler İtilaf Devletlerinin yeni bir barış projesi hazırlamalarına yol açmıştı. Taraflar arasında Batı Anadolu’da 9 Ocak 1921 tarihinde başlayan ve aralıklarla da olsa 12 Eylül 1921 tarihine dek devam eden Türk-Yunan Muharebelerini durdurmaya yönelik ateşkes görüşmeleri, İtilaf Devletlerinin Sevr’le örtüşen teklifleri nedeniyle olumsuz sonuçlanmıştı.

TEK BİR YOL…

Artık düşmanı yurttan kovmak için tek bir yol kalıyordu. O da katî sonuçlu bir askerî harekât. Ancak bunun için milletin, ordunun ve TBMM’nin çok iyi bir şekilde savaşa hazırlanması gerekiyordu. Nitekim bunların hepsi de birer birer gerçekleştirildi. Sakarya Zaferi ile Büyük Taarruz arasında Gazi, olağanüstü yetkilerini ve Başkumandanlık unvanını TBMM’nin uzatma kararlarıyla muhâfaza etti.

Yunanlılar Sakarya Bozgunundan sonra Afyon-Eskişehir Hattına kadar çekilmişler, bu bölgede mevzilerini kuvvetlendirerek savunmada kalmışlardı. Yunanlıların bulundukları mevzilerden atılmaları ve Anadolu’dan atılmaları, ancak Türk Ordusu’nun kesin sonuçlu bir muharebeyi kazanmasıyla mümkün olabilirdi.

BÜYÜK TAARRUZ PLANI…

Başkumandan tarafından en ince ayrıntılarına kadar hazırlanan Büyük Taarruz Planı 26/27 Temmuz 1922 gecesi Alaşehir’e çağrılan ordu komutanlarına açıklanır. Batı Cephesi Ordularına da 6 Ağustos 1922 tarihinde gizli olarak “Taarruza Hazırlık” emrini verilir.

GERÇEKTEN DE…

Büyük Taarruz Planı gerçekten dâhiyâne, bir o kadar da cüretli ve tehlikeli idi. Bu plan, büyük komutanların sevk ve idaresinde başarıya ulaşabilirdi. Bütün riskleri etkisiz kılacak faktör, ne pahasına olursa olsun mağlup olmamak kararıydı. Gerçekten de öyle olacaktı.

BÜYÜK TAARRUZ…

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da topçu ateşiyle Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz, planda öngörüldüğü şekilde süratle gelişmiş, taarruzun ikinci günü Yunan savunma hatları yarılmış ve ardından başarı genişletilerek Afyon kurtarılmış, üçüncü ve dördüncü günleri Yunan kuvvetlerinin kuşatılması başarılı bir şekilde tamamlanmış, 30 Ağustos’ta  gerçekleşen Dumlupınar Meydan Muharebesi, Yunan kuvvetlerinin Küçükasya Macerası [5] adına ezici sonuçlar doğurmuş, ardından 2 Eylül’de başlatılan Takip Harekatı sonucu 9 Eylül’de İzmir kurtarılmış, 17 Eylül’de de Bandırma kuzerbatısındaki Erdek ve güneybatısındaki Edincik’teki son Yunan kuvvetlerinin gemilerle Abnadolu’yu terk etmesi sonucu 18 Eylül itibarıyla esir edilmiş olanlar dışında Anadolu’da Yunan askerî varlığı kalmamıştı. Böylece  Millî Mücâdele’nin askerî safhası zaferle taçlanmış oldu.

MUDANYA…

Birbiri ardında ve her biri de başarıyla ve zaferle gerçekleşen Büyük Taarruz, Başkumandan Meydan Muharebesi ve Takip Harekâtı sonunda Millî Mücâdele’nin silahlı mücâdele dönemi başarıyla sonuçlanmış, ilerleyen ve büyük bir tehdit hâlini alan Yunan işgâli ezici bir şekilde sona erdirilmiş, İzmir’in işgâlden kurtarılmasının ardından İtilaf Devletleri tarafından ateşkes talebinde bulunulmuş, bu emsâlsiz askerî zafer Türk milleti adına da büyük bir moral olmuştur.

3 Ekim’de  İsmet Paşa başkanlığındaki TBMM Hükûmeti Temsilcileri ile İtilaf Devletleri adına İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri arasında Mudanya’da başlayan ateşkes konferansı sonucu 11 Ekim’de ateşkes antlaşması imzalanır ve 15 Ekim’de de yürürlüğe girer.

Mudanya Mütârekesi ile Türk-Yunan çatışmasının sona erdirililmiş, Yunan işgâlindeki Doğu Trakya dilomatik yoldan kurtarılmış, İtilaf Devletleri de yeni Türk devletini resmen tanımış olmuş, bu mütâkere, ileride yapılacak olan Lozan Barış Anatlaşması’na da zemin hazırlamıştır

SALTANAT’IN LAĞVI …

TBMM, 1 Kasım’da  hilâfet ve saltanatı birbirinden ayırarak saltanatın lağvına karar vermek suretiyle bir devri sona erdirir. TBMM Hükûmeti, 5 Kasım sabahı idareye el konulduğuna dair kararı Refet (Bele) Paşa aracılığıyla İstanbul Hükûmetine tebliğ eder.

KAÇIŞ…

Sabık Padişah Vahidettin’in 17 Kasım‘da Malaya isimli bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul‘dan kaçması üzerine Şeriye Vekili Vehbi Efendi tarafından Vahidettin’in hâlifelikten de uzaklaştırıldığına dair 18 Kasım’da fetvâ çıkarılır.

LOZAN…

Millî Mücâdelenin  askerî safhası sona ermiş, şimdi sıra zaferin masa başında siyasî sonuçlarının alınmasına gelmişti…

20 Kasım‘da Lozan Konferansı başlar. Konferans, iki ay süren görüşmelerden sonra kimi konularda uzlaşı sağlanamaması nedeniyle 4 Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğrar. 23 Nisan‘da tekrar başlayan görüşmelerin ardından Yeni Türk Devletinin kuruluş belgesi anlamına gelen Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanır. Bu belge Türkün ateşle imtihanının başarıyla sonuçlandığı, onu yok etmek isteyen güçler tarafından da tescil edilmiş ve yabancı işgâlinden tamamen kurtulan Türkiye’nin fiilî toprak bütünlüğü sağlanmıştır.

YENİ BAŞKENT…

Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, 9 Ekim 1923 tarihinde TBMM’ye bir maddelik kanun tasarısı teklif eder. Altında kendisinden başka 14 kişinin de imzası olan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşmelerden sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edilir. Kanun maddesi şu şekildeydi; “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir.”

CUMHURİYETİN İLANI…

Günlerden 28 Ekim’dir.  Bir süredir devam eden Hükümet kurulmasına ilişkin krize çözüm bulmak üzere Gazi Mustafa Kemâl, Çankaya’daki akşam yemeği esnasında, hazır bulunanlara şöyle der: ”Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz…”

Bütün hazırlıklar bitmiş ve 29 Ekim günü gelmişti. Gazi Mustafa Kemâl’in Cumhuriyet kurulması teklifi, Halk Fırkası toplantısında kabul edildikten sonra TBMM saat 18.00’de toplanır ve Anayasa Komisyonu tarafından “Cumhuriyet Teklifi Mazbatası” hazırlanır. TBMM’de Anayasanın bazı maddeleri değiştirilir. Türkiye devletinin hükûmet şeklinin “Cumhuriyet“ olduğuna ilişkin kanun teklifi ”Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ve milletvekillerinin alkışları arasında kabul edilir.

Bunun ardından TBMM’de gizli oyla Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır. Toplanan oyların sonucunu, TBMM Başkanlık Kürsüsünde bulunan Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, TBMM Genel Kuruluna şu şekilde bildirir: “Türkiye devletinin cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya, 158 kişi katılmış ve 158 üye oy birliğiyle Ankara milletvekili Mustafa Kemâl Paşa Hazretlerini Cumhurbaşkanı seçmişlerdir.”

SONUÇ…

Makaleyi Türkiye Cumhuriyeti’nin dirâyetli kurucu lideri Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’ndaki şu veciz  ifadeleriyle bitirmek sanırım çok uygun olacaktır:

“Az zamanda çok ve büyük işler başardık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk Milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu, dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vâsıtâ ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız…”

Dr. İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, yazar ve akademisyen (Ankara Üniversitesi).

© 2025. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

SONNOTLAR

[1] Mütâreke, silah bırakışması ya da ateşkes antlaşması devletler hukukuna göre, kesin barış antlaşması yapılıncaya kadar yürürlükte olabilecek bir belgedir. Bunun iki şekli mevcut olup, bunlardan birincisi: ateş kesilmesi ki, bölgesel savaş yerinde yaralıların ve ölenlerin kaldırılması gibi bazı zorunlu durumlar karşısında savaşı kısa bir süre durdurmak, ikincisi ise mütâreke yahut silah bırakışması ise hukukî bakımından bazı kuralların belirlendiği bir uygulamadır. Bu kapsamda silah bırakışması antlaşmasına; fiilen mütârekenin başlayacağı tarih, mütârekenin süresi, tarafsız bölgenin belirlenmesi, halkla ilişkiler, yasak eylemler, savaş esirleri ve daha başka konular üzerinde maddeler konulabilir. Ancak mütâreke, hukuk açısından savaşın kesinlikle sona erdirilmesine varmayabilir. Bu bakımdan ordu için terhis ve silahsızlanmaya ait hükümlerin bulunmaması gerekir.

[2] Mondros Mütârekesi’nin 7. Maddesi, İtilaf Devletlerinin, Osmanlı ülkesinde kendi güvenliklerini tehlikede gördükleri stratejik yerleri işgâl edebilmelerini öngörmekteydi.

[3] Pontus, Karadeniz’in güney kıyısında, günümüz Türkiye’sinin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan bir bölgedir. Antik dönemde bu bölgeye verilmiş olan bu isim kesinlikle bir etnisiteyi ifade etmez.

[4] Milne Hattı, Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, Batı Anadolu’da Türk kuvvetleri ile Yunan kuvvetleri arasında belirlenen hattır. İngiliz Generali George Milne, Anadolu’nun batısında Türkler ile Yunanlar arasında çatışmaları önlemek için bir sınır belirlemiş ve bu sınırı da 3 Kasım 1919 tarihinde Harbiye Nezareti (Savaş Bakanlığı)’ne bildirmiştir. Anacak bu sınır/hat, büyük tepki görmüş, çeşitli yerlerde gösteri ve mitinglerle protesto edilmiş, tanınmamıştır da.  Yunanlar, Milne Hattı’nı aşmak amacıyla 18 Ocak 1920 tarihinde Soma ve Salihli cephelerinden taarruza geçmelerine rağmen geri çekilmek zorunda kaldılar. 22 Haziran 1920 tarihinde başlayan ve devam eden Yunan taarruzunun Milne Hattı’ndan başlamış olması sonucu bahse konu sınır da böylece bu ortadan kalkmış oldur.

[5] Ekim 1917 Devrimi sonrasında kurulan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti  (RSFSC), Sovyetler Birliği’nin nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük ve kurucu cumhuriyetidir. RSFSC’nin 30 Aralık 1922 tarihinde Belarus Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (SSC), Ukrayna SSC, Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetleri ile birleşmesiyle de SSCB resmen kurulmuştur. SSCB’nin 1991 yılı sonlarında dağılmasının ardından 12 Aralık 1991 tarihinde yerine kurulan Rusya Federasyonu, RSFSC’nin yasal varisidir.

KAYNAKLAR

Atatürk Araştırma Merkezi ve Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt 2 (1922-1924), Editör: Yüksel Özgen, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2024.

Akbıyık, Yaşar; “Atatürk’ün Hayatı”, Türkler, C. 16, C. 16, 7. Baskı, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.

Arı, Kemâl; I. Dünya Savaş Kronolojisi, Gnkur.Bsmv., Ankara 1997.

Armaoğlu, Fahir; 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914-1990), C. 1 (1914-1980), 8. Baskı, Türkiye İş Bankası Yay., Ankara 1992.

Bayrak, M.Orhan; Kurtuluş Savaşı ve Atatürk, Kastaş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1990.

Bıyıklıoğlu, Tevfik; Atatürk Anadolu’da (1919-1921), Türk Tarih Kurumu Yayınları 1959.

Belen, Fahri; Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1983.

Erendil, Muzaffer; Baycan, Nusret; Ökse, Necati; Kabasakal, Hüseyin; Ünsal, Hüsamettin; Askerî Yönüyle Atatürk, GATA Bsmv., Ankara 1981.

Ergin, Feridun; K.Atatürk, Duran Ofset Matbaacılık, İstanbul 1978.

Goloğlu, Mahmut; Cumhuriyete Doğru, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2006.

İğdemir, Uluğ; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1919-1918, 2. Baskı, TTK Basımevi, Ankara 1988.

Jaeschke, Gotthard; Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922), TTK Bsmv., Ankara 1970.

Kocatürk, Utkan; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918-1938, 2. Baskı, TTK Bsmv, Ankara 1988.

Lewis, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Çeviren: Metin Kıratlı), 2. Baskı, TTK Basımevi, Ankara 1984.

Mango, Andrew; Atatürk, (Çeviren: Füsun Doruker), 2. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2004.

Öz, Dilek Elvan; “Birinci Dünya Savaşı’nı Bitiren Ateşkes Anlaşmaları, Uygulamaları ve Uluslararası Hukuk”, Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir 2005.

Özkaya, Yücel; Sarıkaya, Mehmet; Balcıoğlu Eraslan, Cezmi; Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün Hayatı, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2003.

Paksoy, İrfan; Büyük Taarruz Destanı, Alka Yayınevi, Trabzon 2023.

Sarıhan, Zeki; Kurtuluş Savaşı Günlüğü (Açıklamalı Kronoloji), C. IV, TTK. Yay., Ankara, 1996.

Sayın, Esra; “Cumhuriyet’in ilanından bir gün önce bir gün sonra”, https://www.trthaber.com/haber/turkiye/ cumhuriyetin-ilanindan-bir-gun-once-bir-gun-sonra-621401.html, Erişim Tarihi: 27.10.2025.


Ana Görsel: Ankara mahreçli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinin  30 Ekim 1923 tarihli baskısı. (üstte) Fotoğrafın üstündeki iki satırdaki yazı: Büyük Millet Meclisi dün gece sekiz buçukta Türkiye Devleti’nin şeklini müttefikan ”Cumhuriyet” olarak tespit ve dokuza çeyrek kala Gazi Mustafa Kemâl Paşa Hazretlerini müttefikan ”Reisicumhur” intihab eyledi (seçti).

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir