Bazı şairler vardır ki yazdıkları şiirlerin etkisi yüzyıllar boyunca artarak devam eder. Bu şairler yazdıkları mısralarla, kültürleri etkiledikleri gibi bazen de dini inançların içerisinde görkemli bir yerde kendi varlıklarını sürdürürler. Hem Anadolu coğrafyasını hem de Azerbaycan coğrafyasını derinden etkileyen Muhammet Fuzuli, bu tanıma verilecek en iyi örneklerden biridir. Onun şiirleri kimi zaman Azerbaycan’da kurulan mugam meclislerinde, kimi zaman da Anadolu’nun köylerinde semah dönen bir canın dilinde ve gönlündedir. Bir başka deyişle; Fuzuli’nin şiirleri, Ulu Tanrı’ya yakın olmak için dönülen semahta bir yakınlaşma vasıtasıdır. O, Türkmenlerin yedi ulu ozanından biridir. Hiç şüphesiz onun şiirlerinin tamamı şaheserdir. Biz kitabımızın bu bölümünde onun bestelenmiş bir şiiri olan “Meni Candan Usandırdı”yı anlatmaya çalışacağız. Bestelendikten sonra “Fuzüli Kantatı” ismiyle bilinir. Azerbaycan’ın büyük kompozitörü Cahangir CAHANGİROV tarafından 1959 yılında bestelenmiştir. Tam anlamıyla bir başyapıttır. Bu eşsiz eser, Azerbaycan’ın kültürel mirasının derinliklerine inen, duygusal ve estetik açıdan zengin bir sesleniştir. CAHANGİROV bu kantatla, Türk dünyasının ender rastlanan şairlerinden biri olan Muhammed Fuzuli’nin çağlar ötesine uzanan ruhunu ve kelimelerinin derinliğini müzikle buluşturmuş olup, Fuzuli’nin şiirlerini adeta yaşayan bir melodiye dönüştürmüştür.
Kantat, şairin en ünlü gazellerinden seçilen üç önemli bölümle şekillenir: “Söz Hakkında,” “Şebi-Hicran” ve “Meni Candan Usandırdı.” Her biri, Fuzuli’nin içsel dünyasına birer pencere açar; insanın varlık, aşk, yalnızlık ve özlemlerle dolu bir yolculukta kayboluşunu işler. CAHANGİROV’un müziği, Fuzuli’nin kelimelerinin çok ötesine geçerek, sözlerin duygusal derinliğini bir senfonik şiir gibi canlandırır.
Eserde, Fuzuli’nin şiirleriyle harmanlanan bir diğer önemli etki ise ünlü şair Resul RIZA’nın Fuzuli’ye yazdığı bir şiirden alınan dizelerdir. Resul RIZA, Fuzuli’nin tasavvufi dünyasına ve onun edebi gücüne duyduğu hayranlığı dile getirerek, bestekarın müzikal anlatımına ilham kaynağı olmuştur. CAHANGİROV, bu şiirleri ustaca birleştirerek, yalnızca Azerbaycan halkının değil, tüm Türk dünyasının ortak duygusal mirasına hitap eden bir eser yaratmıştır. Her notasında bir aşkın, bir özlemin yankılandığı bu eser, Fuzuli’nin sanatındaki eşsiz lirizmi müzikal bir evrende yeniden keşfetmemize olanak tanır.
Fuzuli Kantatı, ilk kez eksiksiz olarak Azerbaycan’ın ünlü sanatçısı Şövket ALEKBEROVA tarafından yorumlanmıştır. Bu detay, eserin sahnelenmesi açısından tarihi bir andır. Şövket ALEKBEROVA, Fuzuli’nin derin duygusal dünyasını, Cahangir CAHANGİROV’un müziğiyle birleştirerek, dinleyicilere unutulmaz bir deneyim yaşatmıştır. Onun zarif ve güçlü yorumuyla kantat, Fuzuli’nin gazellerindeki gibi duygu yüklü bir atmosfer yaratmış ve tüm dinleyenlerin gönlünde derin izler bırakmıştır. Ancak zamanla, Fuzuli Kantatı’nın özellikle ikinci bölümü daha sık okunmuş ve bu bölüm, diğer sanatçılar tarafından da defalarca seslendirilmiştir. Azerbaycan müziğinin değerli isimlerinden Nuriyye HÜSEYNOVA, Fergane GASIMOVA, Lale MEMMEDOVA ve Nadir GAFARZADE kendi yorumuylarıyla bu eseri sahneye taşımış, her bir notayı içtenlikle ve özenle seslendirmişlerdir. Son dönemlerde Türkiye’de de seslendirilen bu eserin sözleri şöyledir:
Meni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı?
Mene derman, meni bimar sanmaz mı?
Gemim pünhan tutardım men, dediler yare gıl rövşen
Desem, ol bivefa bilmem, inanarmı, inanmazmı?
Şebi-hicran yanar canım, töker gan çeşmi-giryanım
Oyadar xelgi efganım, qara bextim oyanmazmı?
Güli-rühsarine garşu gözümden ganlı akar su,
Hebibim, fesli-güldür bu, akar sular bulanmazmı?
Deyildim men sene mail, sen etdin eglimi zail,
Mene ten eyleyen gafil seni görcek utanmazmı?
Füzuli rindü şeydadır, hemişe halqa rüsvadır,
Sorun kim, bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı?
Fuzuli Kantatı, yıllar içinde farklı seslerde hayat bulmuş, ancak her bir yorumda, Fuzuli’nin ve Cahangir CAHANGİROV’un yaratıcı dehası dinleyicilere yeniden ulaşmıştır. Bu yorumculardan birisi olan ve yukarıda da adını zikrettiğimiz Şövket ALEKBEROVA’nın icrası başdöndürücü bir güzelliktedir. Şair, bestekar, sanatçı birlikteliği ancak bu kadar gözkamaştırıcı olabilir. Azerbaycan müziği denince akla gelen ilk sanatçılardan biridir Şövket ALEKBEROVA.
Şövket ALEKBEROVA, kendi yorumu ile müzik dünyasında derin izler bırakmış, sesi ve duygusal yorum tarzıyla herkesin etkilendiği nadir sanatçılardan biridir. ALEKBEROVA’nın sanatı, sadece müziğin güzelliğini değil, aynı zamanda derin anlamını da ortaya koymuştur. Bu sanatçının hayatı ve faaliyetlerinin en güzel yansımalarından biri, onun sanatının sonsuza dek yaşamasıdır. O, birçok şarkıcıya ve besteciye ilham kaynağı olmuş, Azerbaycan müziğinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.
Ekim ayının 20’si, lirik yorumculuk yeteneğiyle tanınan Halk Sanatçısı Şövket ALEKBEROAVA’nın doğum günüdür. Bakü’de 1922 yılında doğan Şövket Hanım, çocukluk yıllarını, müzik sesleriyle dolu bir evde geçirmiştir. Babası, sade bir işçi olmasına rağmen halk müziğimizi, mugam ve aşık müziğini seven biridir. Şövket Hanım’ın kardeşlerinden biri tar çalarken, diğeri ise kaval çalar. Kısacası onların evinden müzik sesi hiç eksik olmaz. Annesi Höküme Hanım ise kızlardan oluşan bir orkestrada tar çalar ve zaman zaman küçük Şövket’i de yanına alıp provalara götürür. Küçük yaşlardan itibaren kızının müziğe olan ilgisini gören annesi, onu kemençe çalmayı öğrenmesi için bir öğretmene gönderir. Bir gün tekrar orkestranın bir provasında orkestra şefi, Şövket’e şarkı söylemesini teklif eder ve o da söyler. O günden sonra Şövket’in sahneye ilk çıkış adımları başlar. Bakü’de1937 yılında düzenlenen halk müziği yarışmasında Şövket’in sesinin güzelliği, herkesin hayranlığını kazanır. Bu sırada Üzeyir HACIBEYLİ, Bülbül, Seid RÜSTEMOV gibi sanatçıların önünde sahneye çıkan ALEKBEROVA, “Karabağ Şikestesi” adlı türküyü söyleyerek büyük bir ilgi toplar ve Azerbaycan Milli Marşının bestecisi de olan Üzeyir HACIBEYLİ, onu Filarmoni Orkestrası’nda şarkı söylemeye davet eder. O dönemde, Üzeyir HACIBEYLİ’nin girişimiyle seksen kişilik Azerbaycan Devlet Korosu oluşturulmuş ve bu durum, Azerbaycan kültürünün gelişimi açısından çok büyük bir başarı olarak kabul edilmiştir. Üzeyir Bey’in davetiyle, o seksen kişinin arasına 15 yaşındaki Şövket ALEKBEROVA’da dahil olur.
Bu gelişmeler sonrasında, 1938 yılında Üzeyir Bey, Şövket’i filarmoniye çağırarak, onun sesinin güzelliğini özel olarak vurgulayarak, şarkı ve dans topluluğu solisti olmasını teklif eder. Bu teklif, genç kadını adeta göklere uçurur ve böylece Şövket Hanımı ömrünü, sonsuza dek sanata bağlar. Burada, 1938-1945 yılları arasında çalışan Şövket Hanım, 1945 yılından itibaren Azerbaycan Devlet Filarmonisi’nin solisti olarak faaliyetlerine devam eder. Yani, Şövket Hanım’a sanatta ilk desteğini büyük besteci Üzeyir HACIBEYLİ vermiştir. Bu nedenle, Şövket Hanım, Üzeyir Bey’e bir vefa göstergesi ve samimiyet ifadesi olarak “Üzeyir dayı” diye hitap eder. Genel olarak, Üzeyir Bey’in himayesi altında eğitim gören gençler, sadece sanata dair bilgilerini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda vatansever ruhlu, vicdanlı ve nazik insanlar olmayı da öğrenirler. Üzeyir Bey, zaman zaman öğrencilerini evine çağırır, onlara ders verir, ardından onları yedirip içirir, üstelik ceplerine para koyarak evlerine gönderir. İşte Şövket Hanım da böyle bir eğitim aldığı için, kendi öğrencilerine aynı şefkatle yaklaşır. Annelik sevgisiyle öğrencilerini kucaklar; sorunlarını öğrenip onlara yardımcı olmaya çalışır.
Şövket Hanım son derece etkileyici bir şekilde şarkı söyler. Karakterindeki zarafet, zamanla onun yorumlama tarzına da yansır. Şövket Hanım, hangi türde şarkı söylerse söylesin, onu en yüksek sanat eseri seviyesine taşır. Hatta besteciler itiraf ederler ki; bazen Şövket Hanım, onların şarkılarında değişiklikler yapar ve bu değişiklikler şarkıyı daha güzel hale getirir.
Onun sesinden ve sanatından çokça söz edilir. Çünkü, Şövket Hanım’ın sesi, Azerbaycan dağlarının gürlediği, nehirlerinin huzur bulduğu, yüreklere dokunan bir melodi gibidir. Onun sesi, kelimelere sığmayan bir derinlik taşır; yalnızca kulakla değil, ruhla da dinlenir. Bazen bir rüzgarın fısıldadığı, bazen bir özlemin feryadına dönüştüğü melodiler, Şövket’in sesinde hayat bulur. Şarkılar, onun dilinden çıkarken sadece müziğin melodik güzelliğini değil, aynı zamanda yaşamın anlamını, acılarını ve sevinçlerini taşır. Onun yorumunda her bir nota, bir kelimeye dönüşür; her bir ses, bir duygunun derinliğine iner. Duygular, yavaşça fakat etkili bir biçimde yayılır. Dinleyenlerin yüreğine bir damla huzur, ardından bir damla hüzün düşer.
Kendine has sanat üslubuyla tanınan Şövket Hanım, Üzeyir HACIBEYLİ, Fikret EMİROV, Cahangir CAHANGİROV, Tofig GULİYEV, Said RUSTEMOV ve adını sayamadığımız onlarca önemli sanatçının eserlerinin vazgeçilmez yorumcusu olmuştur. Mugamların usta icracısı olmasının yanı sıra, halk şarkılarını ve bestelenmiş diğer şarkıları da büyük bir coşku ile yürekten söylemiştir. “Dereler”, “Bir Gönül Sındırmışam”, “Akşam Mahnısı”, “Gemgin Mahnı”, “Söz Olmasaydı”, “Garagile”, “Şuşanın Dağları”, “Dalgalar”, “Garagöz”, “Hardasan”, “Fuzüli Kantatası” ve daha yüzlerce güzel esere kendi nefesiyle hayat vermiştir. Birçok şarkının ilk yorumcusu olan Şövket Hanım, seslendirdiği eserlere kendi damgasını vurmuştur. Onun repertuarında özel bir yere sahip olan, müziğini Seid Rüstemov’un bestelediği “Ohu, Gözel” adlı şarkının sözlerini ise şair Semed VURGUN, tam olarak ona ithaf etmiştir.
Can evime sığışmayan arzular
Bir dünyada neçe dünya arzular
Mehebbetin ne ilki, ne sonu var
Ohu, gözel, ohu, gözel, qoy sesin
Üreyimde kaman kimi titresin
Ohu, gözel, ohu, gözel, qoy sesin
Üreyimde kaman kimi titresin…
Cennetten duyulan sihirli bir ses gibi olan ve kendine özgü yorumlarıyla Azerbaycan’ı dünyanın birçok yerinde temsil eden Şövket Hanım, Sovyetler Birliği’nin birçok şehrinde, İsviçre, Fransa, Mısır, Türkiye, Polonya, İran, Hindistan gibi ülkelerde sevilen ve dinlenen bir sanatçıdır. Sanatçı, milli müziğimizi temsil ederek anadilinde şarkı söylemenin yanı sıra Farsça ve Arapça şarkılar da seslendirmiştir.
Şövket Hanım, dış görünüşüyle de oldukça güzel bir kadındır. Ancak bazen insanın kaderi, dış görünüşü kadar güzel olmayabilir. Gençlik dönemi, İkinci Dünya Savaşı’nın kanlı ve çetin yıllarına denk gelen Şövket Hanım’ın üç kardeşi de cepheye savaşa gider. Paşa ve Bağır adındaki iki kardeşi geri dönse de, Aliekber adındaki kardeşi savaşta hayatını kaybeder. Kardeşinin eşi de hayatını kaybettikten sonra onların kızı olan Valide adındaki yeğenini, kendi çocuğu gibi büyütüp yetiştirir. Valide, üçüncü sınıfta okurken bir gün okulda Şövket Hanım’ın annesi olmadığını öğrenir. Bunun üzerine Şövket Hanım ona şunları söyler: “Kızım, doğru, aslında ben senin halanım ama seni bir anne gibi çok seviyorum, sen benim öz evladımsın”.
Onun aile hayatı da oldukça zorlu olmuştur. İki kez evlenen Şövket Hanım’ın iki evliliği de ona mutluluk getirememiştir. İlk evliliğinden kızı Natella dünyaya gelir. İlk başlarda her şey çok mükemmeldir. Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Eşi askeri hekimdir ve savaşa gider, bir daha geri dönmez. İkinci kez evlenen Şövket Hanım’ın bu evliliğinden Beşir adında bir oğlu dünyaya gelir. Ancak bu mutluluk da uzun sürmez. Bir kaç yıl sonra ikinci eşi yönetmen Letif Seferov intihar eder. Belirtmek gerekir ki, Latif SEFEROV yetenekli bir yönetmendir. Genç yaşlarından verem hastalığıyla mücadele eden Latif Bey, 43 yaşında canına kıyar. Onun ölümüyle ilgili birkaç söylenti vardı. Söylenene göre hastalık, onu hayattan bezdirmiş ve bu yüzden hayatına son vermiştir. Ancak onun intiharına dair başka bir iddia daha vardır. Latif SEFEROV, Şövket Hanım’ı o kadar çok sevmiş ve kıskanmıştır ki onun eli ile ölmek istemiştir. Bunun için av tüfeğini kapı koluna bağlar. Şövket hanım kapıyı açmak isterken tetik çekilir ve Letif SEFEROV hayatını kaybeder. Bu tür acılar çeken Şövket Hanım, bir kez daha evladı ile sınanır hayatında. Kızı Natella, genç yaşta kanser hastalığından hayatını kaybeder. Kızının ölümüyle büyük bir sarsıntı yaşayan Şövket ALEKBEROVA, onun vefatından sonra bir daha şarkı söylemez…
Men hoş gün görmedim
Bu şen dünyada…
Ah, ne derde düşdüm
Garanlıgda men…
Her gülün rengini
Salıram yada, ah yada…
Ağlaya-ağlaya…
Ağlaya-ağlaya…
Garanlıgda men…
Şövket Hanım 7 Şubat 1993 tarihinde yetmiş yaşında vefat eder. Unutulmaz sanatçı, Bakü’deki “Fahri Hiyaban” adı verilen mezarlığa defnedilir.
![]()
Şövket ALEKBEROVA maalesef 32 yıldır aramızda yok. Bugün, onun yorumuyla çalan şarkılar ve repertuvarlar, onu yaşatan en güzel hatıra mirasıdır. Yıllar, yüzyıllar geçse de müziğimizin Şövket zirvesi her zaman sevilecek, unutulmayacak; söylediği şarkılar çaldıkça Şövket Hanım da yaşatılacaktır.
Onun o eşsiz sesi her zaman bizleri derinden etkileyecektir. Yaşadığı acılar düşünüldüğünde, okuduğu Fuzuli Kantatı’nda geçen “Felekler Yandı Ahımdan” mısraı çok daha anlamlı hale gelecektir. Her ne kadar yaşadığı felaketler yüzünden şarkı söylemeyi bıraksa da, onun icrasıyla “Meni Candan Usandırdı” adlı eseri, yalnızca bir şarkı olmanın ötesine geçerek, Azerbaycan’ın kültürel ve duygusal hafızasının derinliklerinde yankılarını bulmuş bir yapıttır. Bir sanatçının, bir şairin ve bir halkın kalbinden koparak gelen bu eser, yıllar geçse de, Azerbaycan’ın en değerli kültürel hazinelerinden biri olarak sonsuza kadar hafızalarda yaşamaya devam edecektir.
Doç. Dr. Gunay MAMMADOVA

Son Yorumlar