Sait Faik Abasıyanık deyince çoğu kişinin aklına insan sevgisiyle yoğrulmuş öyküler gelir. İnsanı, insan sevgisini merkeze alan yazarın bunu en açık vurguladığı öykülerden biri Kumpanya kitabından “Kriz” adlı öyküsüdür diyebilirim.
Öykü karakteri Necmi, devam ettiği üniversitede hiçbir dersle alakadar olmaz. İçini kemiren acayip bir rahatsızlıkla İstanbul’un sokaklarını dolaşıp durur. Bu hastalık, bir şey yapabilmek hastalığıdır. Mesela birdenbire zengin olmak, meşhur olmak gibi.

Sait Faik Abasıyanık
Arkadaşlarıyla toplanmayı, tartışmayı seven Necmi yine böyle bir arkadaş meclisinde bir soru yöneltir babasının Süleymaniye mi insan mı sorusunu hatırına getirerek.
“Size bir soru soracağım. Meclisimizde bu kadar sanatkâr, eleştirmen, şair ve tarihçi var. Bu sorumu önce birine sordum cevap vermedi, şaşırdı. Size de sorayım. Luvr yanmak üzere… Halk kapıları sarmış. Heyecan içindedirler. Birden siyah şapkalı ve lavalyer kravatlı adamlar Jokond’u, Jokond’u diye bağrışıyorlar. Bir genç adam, alevler içine kendini atıyor. Jokond’un bulunduğu salona giriyor. Fakat tam orada bir küçük zenci çocuğu görüyor. Gözleri dehşetten büyümüştür. Gelen adama kollarını uzatıyor. Düşünmeye zamanı yoktur. Jokond bir on adım ötededir. Ya çocuk ya Jokond’u kurtarmalıdır. Siz olsanız hangisini kurtarırsınız?”
İki şairden biri hiç düşünmeden Jokond’u… Bundan tabii ne olabilir. İnsaniyetin en büyük eseri Jokond veyahut bir heykel… Bir Musa heykeli, der.
İkinci şair Jokond’u kurtarmak demek, Leonar dö Vinci’yi kurtarmak demektir. Jokond ile bir Arap çocuğu karşısında değil, Leonardo da Vinci ile bir çocuk karşısındayız. Böyle sorulunca da tabiatıyla Leonardo da Vinci, der.
Eleştirmen ben insanı kurtarırım, deyince Necmi hiç sevmediği bu adamı birdenbire sevip neden insanı kurtardığını sorar.
İnsanı kurtarırsak o insanın bizzat kendisinden veya neslinden birçok şey bekliyoruz demektir. Yarın bu çocuğun çocuklarının da değil bir, bin bir Jokond yapmayacakları ne malum diye açıklar nedenini.
Şairler istikbali bilemeyiz. Belki de hırsızlar, katiller gelecektir çocuğun neslinden, diyerek tartışmayı yönlendirirler. O esnada tarihçi arkadaş gözlüklerinin camını silerek çocuğu kurtarırım, sadece insan olduğu için, der.
İki şair, kendi fikirleriyle birleşen eleştirmenle tarihçinin üzerine saldırırken Necmi şarap parasını ödeyip masayı terk eder. Yürürken sadece insan olduğu için çocuğu kurtaran sessiz, sakin tarihçi arkadaşını düşünüp sever.

Sorunun cevabı Necmi’de nettir aslında: Koşulsuz insan sevgisi. İnsanı, sırf insan olduğu için kurtarmaktır asıl olan. Eleştirmenin ilk başta insanı seçmesi umutlandırıcı gelir. Gel gör ki gerekçesini açıkladığında saf çıkarcı olduğunu anlarız. Şair yüreği merhametli olur insanı seçer diye düşünürken onların heykeli kurtarmaktan yana olması şaşırtıcı gelebilir. Tarihçi de tarihi bir esere daha çok kıymet verir diye düşünürken onun da çocuğu sırf insan olduğu için kurtarmayı tercih etmesi ters köşe bir durumdur. Sait Faik’in bu sürprizlerini, okurunu şaşırtmasını sevmemek elde değil.
Bu öyküyü okurken biz insanları, sevdiğimiz insanları niçin seviyoruz sorusunu sorabilirsiniz kendinize. Koşullu bir sevgi mi duyumsadığımız yoksa koşulsuz bir sevgi mi?
Öykünün sonunda üniversiteyi boşlayan Necmi’nin sevdiği kız Leman’ın seni seviyorum açıklaması üzerine ertesi gün üniversitedeki derslere rahat ve huzurla yeniden başlaması da sevginin gücünü, yola getiriciliğini gösteren bir ayrıntıdır.
İnsanı anlatmak iyidir.
İnsanın anlatılanı anlaması daha iyidir.
İnsanı anlamak daha da iyidir.
En iyisi de çıkarsız, koşulsuz insan sevgisini yüreğine mühürlemek olsa gerek.
Kumpanya kitabındaki “Kriz “ adlı öyküde bu mührü bulabilirsiniz.
Süheyla Karaca HANÖNÜ

Son Yorumlar