Kaybolan…

Yaşamın  karmaşasında kayboldu cümlelerin. Kaybolduğunun farkında bile olmadın.

Habire konuşuyordun, çok gür çıkıyordu sesin, en üst perdeden, dilinden dökülen ses  öbeklerinin nasıl dizgeler kurduğunu, hangi derdine derman olup, hangi meramını dile getirdiğini anlamadan konuşuyordun.

Dinleyenlerin ağzından çıkan her sözcüğü sorgulamadan, anlamaya çalışmadan ‘anladık’ gibi yapmalarını  anlayacak idrak ve ferasetten uzaklaştıkça daha gür çıkıyordu sesin, daha bir yankılanıyordu avazın  dağlarda, bayırlarda, meskun ve gayri meskun mahallerde.

Konuşan sen miydin yoksa senden içerû bir sen mi vardı? Anlamadın. Anlamak meşakkatli bir işti, yormadın kendini, yormaya gayretin olmadı.

Konuşmanın anlamaya ve anlaşmaya mecbur mahiyetini  ıskaladın hep. Her sesin konuşmaya dönüşmeyeceğini, sözlerinin onlara anlam  ve ağırlık kazandıran kimliğin ve kişiliğinle bütünlük arz ettiğini idrakten kaçındın hep.

Üst perdeden konuşmanın sözlerine güç katacağı vehmine kapıldığından beri bağırıp çağırmayı büyüklük  belledin.

Oysa ne kadar yükseltebilirdin ki sesini  sana üstünlük bahşetsin?

Dağların doruklarına ulaştırabilir miydin, okyanusların derinliğine eriştire bilir miydin, uçsuz bucaksız çöllerin uğultularına götürebilir miydin sesini?

Ya gökyüzüne, yıldızlara, arzın derinliğine?

Yağmura, rüzgara, uçan kuşa, börtü böceğe sesini yükselttikçe onlarla  daha mı çok ünsiyet kurarsın sandın?

Bir kelebeği korkudan helak eden sesin, bir serçeyi uykusundan uyandıran dehşetin  kime ne faydası vardı?

İnsan yüreğine değmeyen sözlerinin, acının, hüznün, inancın ve aşkın limanına demir atamamış tiratlarının kaç kuruşluk kıymeti harbiyesi olabilirdi?

*

İşte kayboldu cümlelerin hayatın karmaşa ve kaosu içinde.

Yaşama  bir anlam katamayan, güzellikleri çoğaltamayan sesinin, sırtına yüklediği kibir yükünün ağırlığı altında kaybolup gitti bütün sermayen.

Hiçbir hükmü olmayan sözlerin darmadağınık olup uçtu  göz açıp kapayana dek. Sadece sesten ibaret tesirleri yok olup  gitti, yaz güneşine tutulmuş kar misali eridi heybetli naraların. Onlara heybet katan varlıklarından sıyrıldı bir bir cümlelerin. Kuru ve anlamsız bağırtılara dönüştü.

Kelimelere ve isimlere dönüştüremediğin sesler boğazına takılmaya, nefesini daraltmaya başladı.

Mana ve ehemmiyetini ıskaladığın her sözcük demirden bir ağırlık bürünüp kuşattı kalbini. Çepeçevre muhasara edildi zihnin. Bütün çıkışları kapatılmış yüreğinin yalnızlığında ayaza tutuldu, tipiye yakalandı, kar boran kesti yollarını cümle duygularının.

*

Kayboldu, hiç oldu, kibrinde boğuldu, sesinde yok oldu  cümlelerin alıp başını gitti.

Giderken beraberinde seni de götürdü, varlığından iz bırakmadı geriye. Seslerle birlikte  kimliğin ve kişiliğin de buhar olup karıştı yokluğa.

Sesten ibaret benliğin karıştı hiçlik deryasına, gür sesin engin dalgaların uğultusunda  kaybolup giderken yitirdiklerinin yasına yetecek sözcüklerin de  kalmamıştı artık.

Fadıl KARLIDAĞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir