Kuyu’dan

Kuyudaydım. Biliyordu. Biraz sonra gelip alnımdan öpecekti. Kanadından yaralı bir serçe gibiydim. Hissediyordu. Kuyu’dan gökyüzüne kanatlanılmazdı. Öyle güçsüzdü ki bacaklarım.

Alnımdan öptü. Sağ ayağımın baş parmağına bir muhabbet kuşu kondu. Parmağımı hafifçe gagalıyordu ki alnımdan bir kez daha öptü. Titriyordum.  Başım kalabalıktı. İç havale, diyorlardı. İflah olmaz, ateşi çok yüksek olduğu için üşüdüğünü zannediyor, diyorlardı. İniltiler eşliğinde, örtün beni, örtün, diyordum. Sakın ola, sakın ha sakın üstünü örtmeyin, diyorlardı. Herkesi ve her şeyi bir anda bırakıp gidesim vardı. Olmuyordu. Ölmüyordum.

Annem beni yüreğimden öperdi. Yüreğimin yarasını bilirdi. Bütün acım, hasretim dinsin diye. Dinmezdi, dinmedi. Arada bir gözlerimi açıp beni alnımdan öpeni görmek istiyordum.

Kuyudayken mehdi beklenmezdi, mucize de ama bekliyordum işte.

Buralarda gidenin yeri hemen doluyordu. Gitmek istiyordum. Ben gidince dağlara küssünler istiyordum. Dağlarsa meskenim olsun, beni sarsın, sarmalasın istiyordum annem gibi. Ama gidersem yerim dolsun istemiyordum.

Beni alnımdan öptükçe gölgesine sığınmak istiyordum.

Kuyuydu bu. Kuyudaydım. Dipsiz bakışlar gibi derin ve büyüleyici. Ateş gibi, beklemek gibi.

Ruh güçlenince beden zayıflıyormuş meğer. Günden güne eriyor, yitiriyordum kendimi. Gözlerim hep aynıydı. Gözlerimden tanınırdım nasıl olsa. Dünyayı kurtarmak için.

Kuyudaydım. Kervan yola koyulmuştu çoktan. En koruyucu Allah… Ve merhametlilerin en merhametlisi yine Allah!

Birazdan bir kova düşer önüme, suya dönüşürüm. Kurtulurum kuyudan. Sultan yüreğine sultan olurum.

Olamam. Sarsıyorlar beni, uyutmak istiyorlar, narkoz veriyorlar bir yandan. Allah’tan ümit kesilmez nakaratlı bir serenad başlıyor, baş ucumda.  Nefes alıp veriyor, yaşıyor hala, diyorlar. Yaşamak, onurlu bir yaşamak oluyor bir anda. Suçu üzerimde kalıyor. Ucunda yaşamak vardı yaşadıklarımın. Yaşamak’tı. “ne çok acı var” dı. Ruhumuz dar bir şeridin içinden sızılarla geçiyordu. İçimiz dolap değildi ki açıp bakalımdı. Adam, acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü önüne eğmişti. Ve koşarken başka şeye bakmazdın.

 

Biraz önce biri geldi, alnımdan öptü, diğeri de sağ ayağımın baş parmağımdan, deyip susacaktım aslında. Kalbimi tanıyamıyordum.  Kendime ağırdım. Halbuki Yaşamak’ta idi yine : “Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız/Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları. Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları.”

Deprem gibiydi uzaklar, sarsıcı. Göçükte kalmış gibi halime yanıp yakılıyordum.

Hayat, sana güzel, diyorlardı.

Açıyordum yorgun gözlerimi uykudan.

Hayat, bana güzeldi. Rüyaydı.

Kuyudaydım.

Bir çift muhabbet kuşu… Aşık, alnımdan öpüyordu. Maşuk ise sağ ayağımın baş parmağımdan… Hüznüm ve tasam yalnız ve yalnız Allah’a ve dönüşüm de…

Kuyulardan…

Yasemin KULOĞLU

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir