Fırının önünde, taze ekmek kokusunun havaya sindiği o tanıdık, huzur veren atmosferde sıramızı bekliyorduk. Öğle saatleriydi. Herkesin elinde, dumanı tüten ekmeklerle bir an önce eve dönme telaşı… Fırıncı Bekir abi, yılların tecrübesiyle, hem çevik hem güleryüzlü bir şekilde herkese yetişmeye çalışıyordu.
Sıranın ortalarında, on beş yaşlarında, güleç yüzlü, sempatik bir genç duruyordu. Gözleri parlıyordu, yüzünde çocukça bir muziplik. Sıra ona geldiğinde, Bekir abiye doğru eğilerek, biraz şaka, biraz da sitemle şöyle dedi:
“Bekir abi… Şu sıcacık ekmeği veriyorsun ya… Eve gidince annem yine bayat olanı yedirecek bana. Hiç değilse senin elinden, payıma düşenden şöyle kıyıdan köşeden bir parça koparayım da içim ısınsın.”
Bekir abi, bu içten ve komik yakınmaya kahkahayla karşılık verdi.
“Oğlum,” dedi gülerek, “annen de haklı, bayat ekmek de nimettir. Ama senin de dediğin gibi, sıcak ekmeğin tadı bir başka. Al bakalım, şöyle bir köşesinden kopar da gönlün şenlensin.”
Genç, Bekir abinin uzattığı sıcak ekmeği ellerine alırken gözleri parladı. Kısacık bir teşekkür fısıldadı. O an, fırının önünde birdenbire filizlenen o içtenlik ve samimiyet, hepimizin yüzünde bir tebessüme dönüştü. Sıradaki diğer müşteriler de bu keyifli diyaloğa ortak oldu; gülüştük, birbirimize bakıp başımızla selamlaştık.
İşte o küçücük an, bize mahalle fırınının sadece ekmek satılan bir yer olmadığını bir kez daha hatırlattı. Orası, yeri geldi mi bir çocuğun gönlünün ısındığı, yeri geldi mi bir tebessümün nice yorgunluğu unutturduğu, koca mahallenin kalbi gibi atan sıcak bir buluşma noktasıydı.
Aysel ÖZDEMİR

Son Yorumlar