Kumsaldayım. Kızgın kumlar ayaklarımda… Öyle yakıcı değil. Müşfik bir kucaklamayı andırırcasına sımsıcak. Bu yüzden sıklıkla doğaya koşarım. Şu şehrin devrik cümleleri içimde birikince… Yalınayak hem de. Tüm yapaylıklardan sıyrılarak. Ardıma bakmadan koşarım. Koştukça benliğim tazelenir. Anlamsız kalabalıklara boğulan benliğim nefes alır. O gün de öyleydi. Dalgaların hışırtısı, sahilin sessizliğine notalar besteliyor. Dalgalar kâh coşkun kâh dingin ritimde. Lodos fısıldıyor sağ yanıma. Ansızın sol yanımda bir poyraz esintisi sonra. Lodos ve poyraz raks ediyor bedenimde adeta. Onlar estikçe, tazeleniyor ruhum. Yoldaşımsa bir ağaç kütüğü. Köydeki evin önünde yetişen bir ağaçtı. Zamanla hastalandı. Verimsiz olunca kestiler onu. Ben, ağacı kesilmiş görünce kütüğüne sarıldım. Şaşkın bakışlar üzerimde gezindi bir süre. Sonra kütüğe dokunamadılar. Şehre getirdim ben onu. O da şehri soludu benimle. Evimin salonunda sehpa olarak kullanıyorum. Sabahları kalkınca ilk o selamlıyor beni. Kahvaltı sonrası kahvemi onunla içiyorum. Öyle benden bir parça olmuş ki… Kendim hakkında bir yaşam öyküsü yazsam bu kütükten bahsetmeden tamamlayamazdım. İşte sahilde benimle, öyle ya onu yazarken yanımda olmalı. Uzanıyorum, kumsala boylu boyunca. Bulutlar çıkageldi yine. Grimtırak. Şaşırmıyorum. Dedim ya burası iklimi belirsiz bir ülke. Burası, kışa yenilmiş herkese umut saçar öğle vakitlerinde. Tanrı inancının gölgeye alındığı günler, gökyüzünde sahnelenirken güneşin kıvılcımlarından yazılmış destanlar akar teninize. Sonra belli vakitlerde bulutlar kaplar etrafı. Genelde ikindiye doğru. Sisi içinde taşıyan beyaza aşina bulut kümecikleri kaplar gökyüzünü. Tanrı Helios’u bozguna uğratır sis bulutları. Sanki Tanrı Helios geceye batarken arabası ardından kalan bir yastır bu sis bulutları. Ay Tanrısı Selene, selamlarken akşamı, gökyüzünde çakışır yolları. Mehtap eşliğinde serenat okur gökyüzü bu ikiliye. Biri giderken biri gelir ama asla kavuşamazlar. Biri ışıl ışıl diğeri karamsar bakar dünyaya. Biri geceye meftun diğeri gündüzlere ayan. Zıtlıkların eşiğinde bir aşk onlarınki. Güneş sislerin ardından göz kırparken tanrı Helios kendiyle gurur duyar. Oysa benim tanrının ne doğuşu ne de batışı olurdu. Ama dedim ya o benim tanrım. Helios da bir başkasının. İşte ilerliyor, sevgiliye rastlayacak yolda. Tüm gün bu dakikalara esirdir. Ve zafer onuru yaşar kendince. Bulutların geldiğini duyurur denizdeki dalgalar. Dalgalar bazen öyle hırçın ki bir şeyleri anlatmak için hecelere bürünemeyişinden hırsını almak istercesine hırçın. Ben dalgaların dilini okumaya çalışırım daima ansızın yüzüme sıçrar bazen dalgacıklar. Yüzümde iğne iğne dalgacıklar.
“Dalgacıklar ne anlatmak istiyor?” diye mırıldanarak düşündüğümde hırçınlığı artar. İğne iğne yüzüme dokunuşlarının yerini çapı büyük sıçrayışlara bırakır. Dalgalar kıyıya çekilir sonra tekrar sıçrayış, sonra tekrar. Etrafta ağaç yok ki rüzgârın sesini duyayım. Sadece şu koca kütük var, kesilen ağaçtan arda kalan. Etraf dingin ve karanlık. Oysa güneş ve ay tanrıları nöbet değiştirecek iken akşam kızıllığı etrafa yansıyacaktı. Hani şöyle güneş batarken insanın yüreğine akar ya o manzarayı hayal etmiştim aslında. Güneş ve ay selamlarken birbirini ben de izleyecektim öyle hayal etmiştim. O kavuşmadan mesrur bir esinti ekleyecektim şu kesilen ağaca. Gövdesinden yarılmış içinde nice anlar taşıyan bu ağaç kütüğüne belki yeşil umut eklerdim de yeşile açardı, yeniden. Ama ne mümkün tam bu hengamede bulutlar çıkageldi. Güneşi içine gömen bulut kümeleri… Evet yine grimtırak. Bulutların vakti değildi oysa. Şimdi doğa bulutlara teslim. Bense kesilen ağaç kütüğüne. Temennimse ağacı bir eşyaya yansıtarak yaşatmak, şimdilik tek derdim bu. Hatırı kalbimde kaldı, yok oluşa sürükleyemezdim. Kekeme bir çocukluğun hecelerini yazmıştım onun gövdesine. Dallarında yeşermişti ilk cümlelerim. Masa olarak yansıyacak odamda. Duyuyor mudur o heceler beni? Bulutların ardına saklanan güneş gibi ağacın kütüğüne saklanmış mıdır? Masamın çekmecesinde, yirmi dokuz harf, bilmem kaç hece. Dize dize cümleler… “Elma dersem çık!” diye seslensem çıkar mı? Üç iki bir… Gökyüzünün, Helios ve Selene’ya serenâtı gibi nâme nâme… Sonsuzluk cümlelerim, bulut kümelerine bürünmüş şimdi yağmur zamanı. Usul usul, sonsuzca.
Neslihan KARAHAN

Son Yorumlar