Hüseyin KILIÇ: “Herkes Kahraman Olabilir. Kimi Bir An, Kimi Her An…”

“Küçük Bir İhtimal” adlı bir öykü kitabınız var. Hayatın içinden, sıradan, her insanın başına gelebilecek olayların, ihtimallerin öykülerini yazmışsınız.  Kitabınızın adıyla öykülerinizin bu bağlamda bir ortaklığı var mı? Gördüğünüz, konuştuğunuz, haberdar olduğunuz her insanın öykü kahramanınız olması ihtimal dâhilinde. Ne dersiniz?

Doğrusu kitabın ismini veren dışındaki diğer hikâyelerde de “Küçük İhtimaller” söz konusu olsa da böyle bir ortaklık düşünülerek verilmiş bir isim değil. Söylemesi kolay, sıradan ama sık kullanılan, akılda kalıcı diye düşündüm sanırım.

Sorunun ikinci kısmına gelirsek, evet, herkes kahraman olabilir. Kahramandır da, kimi bir an kimi her an. Bir an olan kahramanlıkları yakalayabildiğimde daha iyi hissediyorum elbette ve bunları bulmayı ve yazmayı istiyorum. İyi fotoğrafçının yakaladığı anlar gibi, doğru ışık, doğru mekân, doğru açı herkesi fotojenik yapabiliyor.

Hayatın içinden öyküleri bazen gerçekçi, bazen büyülü gerçekçi bir dille anlatıyorsunuz. Öykü üslubunuzla ilgili neler söylersiniz?

Yazmaya başlarken şöyle yazayım, şahıs şöyle olsun, tarz böyle olsun diye başlamıyorum. Çoğunlukla bir cümle ya da bir kelime grubu etkiliyor ve “burada bir şey var” dedirtiyor. O noktada akış nereye giderse öyle yazıyorum.

Büyülü gerçeklik denir mi bilmiyorum ama fantastik unsurların olduğu hikâyelerde gerçeğin dışına çıkmak hareket esnekliği sağlıyor, kahraman her şey yapabilir, yazar her şeyi yazabilir. O rahatlığı seviyorum sanırım.

Öykülerinizi okurken alttan alta bir mizah, bir ironi okura kendini hatırlatıyor. Yazmaktan daha çok anlatır gibisiniz. Sözlü kültürle irtibatınız nasıl? Öyküleriniz bir meddahın, bir anlatıcını dilinden dökülüyor sanki. Ve okuyucular da birer dinleyici… Neler söylersiniz?

Birçok yazar söyleşisinde okuduğum gibi anneanne babaanne anlatılarıyla büyümedim aslında, babaannemin iki cümlelik meselleri vardı belki o kadar. Ama iyi ve meraklı bir dinleyici oldum hep.

Kim ne diyor? Ne neymiş, ne nasıl oluyormuş? Bunların çoğunu da aklımda tuttum. Çok dinleyince onları aktarmak da istiyor insan tabii, bunların bir kısmı da bu hikâyelere dönüşmüş olabilir. Neden olmasın:)

İlk öykünüzün adı dede. “Koku” öykünüzün önemli kahramanlarından biri de dede. Dedenin hayatınızda önemli bir yeri var diye düşünüyorum. Dede ne ifade ediyor sizin için?

Pek de bir şey ifade etmiyor aslında, keşke etseydi. İsmi verilen dedem ben doğmadan ölmüş, diğeri öldüğünde 11 yaşındaydım ve hayal meyal hatırlıyorum. Babamın dedeliğini gördüm ama o da torunlarıyla benimkine benzer bir yaşta ayrıldı gitti bu dünyadan. Hikâyelerde bu anlamda özel bir seçim değil ama bu kategoriler anlatıma bir kat açmak için kolaylık sağlıyor, çocuk, baba, dede, dedebaba vs hepsi ayrı bir katman değil mi soyağacında? Onlara ait satırlarda istediğin katı çık, kimse kaçak bu demez.

Hem “Dede” hem de “Bol Naneli” öykülerinizde ölü karakterler var. Ve bunlar sanki yaşayan, gerçek karakterler gibi anlatılıyor. Ne söylersiniz bu öykülerle ve ölü öykü karakterleri kullanmakla alakalı?

Ölüm var, evet. İlk cümleyi tevriye olarak da okuyabilirsiniz. Ölüm var ve çok doğal, çok gerçek, en gerçek, dolayısıyla elbette hikayede de olması en doğal şey de bu. Hikaye yazıcılığı haricinde ölümün olması çok sarsıcı bir şey öte yandan. Hem unutmaman gereken hem de işi tadında bırakıp yaşamayı bilmen gereken bir mefhum. Ölüm var yahu! Bir de kurgu açısından işleri kolaylaştırıyor, “- Eee noldu?* Öldü”:)

Her yazarın mutlaka çok sevdiği, üslubundan, tarzından etkilendiği yazarlar vardır. Sizin etkilendiğiniz yazarlar kimler?

Gerçekten şudur diyebileceğim birisi yok, zihnimde tasnif yapmayı ya da etiketlemeyi sevmem. Bildiklerimin çoğunu parça parça yeri geldiğinde çıkarabiliyorum ancak. O yüzden şu yazardan etkilendiysem bile farkında değilim. Beynin algıladığı her uyarandan etkilenmişimdir elbette. Çok net bildiğim bu kitaba ismini veren Küçük Bir İhtimal’i yazdığım dönemde Thomas Bernhard’ı çok okumam, bir de ilk kitapta Huzur Hakkı’nı bir Oğuz Atay kitabı sonrasında yazmam. Gerisini birileri analiz edip bana söylerse hak verebilirim, hak verirsem söylerim.

Öykülerinizde “güm, horrr, dıt dı dıt, şşşşş, gulp gulp” gibi yansıma kelimeler kullanıyorsunuz. Neden yansıma kelimeler?

Hiç üzerine düşünmemiştim. Yansıma olarak yazamadığım şimdi de anlatamayacağım için üzüldüğüm sesler aklıma geldi, üzüldüm. Film değil ki o sahne zihnimden geçen sesi direkt aktarayım, tiyatro ya da sesli kitap da değil. Yansıma güzel bir şey ya, ve şimdi bildiklerimiz çok normal gelse de aslında yaratıcılık isteyen kelimeler. Sevelim.

Yine öykülerinizde “sebebi bumuş demek ki, beyefendi çok kızacaklar, acaba hiç mi gelmeyecekler, milli envanter…” gibi italik yazı ve “GÜNAH ÇIKARMAK İSTEYEN DEDE, ZATEN SEN HİÇ SEVMEDİN Kİ KIZIMIZI!, O ZAMAN BOŞANALIM!” gibi büyük harflerle yazılmış cümleler var. Bunun sebepleri hakkında neler söylersiniz?

Yazılı bir eserde formla oynamak çok mümkün değil tabi. Mesajın ve kurgunun tamamı harflerle ve noktalama işaretleriyle aktarılıyor alıcıya. Ama bu küçük, belki başarılı belki başarısız form değişiklikleriyle “Bak önemli bir şey bu, sinirlendi şimdi, farklı bir şey söylüyor” gibi bir nöron hareketini tetiklemek istiyorum sanırım. Benim hikâyelerde anlatıcının yoğun olduğu söyleniyor, bu da anlatıcının kendini gösterdiği bir alandır belki de.

Şu an neler yapıyorsunuz? Kitap çalışması var mı halihazırda?

En başa maişet tabii. İşe gidip gelmeye devam. Sonra yazıyorum, ud çalmayı öğrenmeye çalışıyorum, karakalem çizimi öğrenebilir miyim merak etme aşamasındayım her an girişebilirim buna da:) Kitap işi kolay, en azından şimdilik, ilhamlar fena değil bu aralar:) Yayıncılar basmak istesinler yeter ki:)

Son olarak neler söylersiniz? 

Teşekkür ederim. Size, dibace.net ve okurlara, vaktini aldığım ya da vaktinin bir kısmını benim yazdığıma/söylediğime ayıran herkese teşekkür ederim. Beni okumaya devam ediniz lütfen:) 

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Hüseyin KILIÇ

    • 1983, Ankara doğumlu.
    • ODTÜ İşletme bölümünden 2006’da mezun oldu.
    • Kamuda uzman olarak çalışıyor.
    • İyi derecede İngilizce, orta seviyede Fransızca biliyor.
    • İlk öykü kitabı Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz 2022’de, ikinci öykü kitabı Küçük Bir İhtimal ise 2024’te okurla buluştu.
    • Ayrıca çeşitli kolektif kitaplarda öyküleriyle yer aldı.
    • Bunların yanı sıra Gerilla Telesatış: Müşterilerinizi Telefonda İkna Etmenin Yolları ve Moda Tasarımı kitaplarını Türkçeye çevirdi.
    • İstanbul’da yazmaya, çalışmaya, yazmaya çalışmaya devam ediyor.

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir