Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Yazarlık yolculuğum büyük kararlarla başlamadı. Zaten kendime “yazar” demekten çok “yazan biri” demeyi daha yakın buluyorum. Yazarak düşünen, anlayan, kendine eşlik eden biriyim her şeyden önce. Yazmak, bu dünyada bulunma biçimim sanırım. En azından şimdilik. Kurmaca benim için bundan sonra geliyor. Belki de mevcut hayatın yetmeyişinden; onu zaman zaman eksik, zaman zaman saçma bulmaktan, insanlığın gidişatındaki pek çok şeye anlam verememekten. Kurmaca, benim için dünyaya yeniden, dikkatle, daha uzun bakabilme imkânı.
Çocukken sabahları evde herkesten önce uyanır, balkondaki salıncağa koşardım. Kendi başıma uzun uzun sallanırken evin havasından uzaklaşır, kendime başka sesleri duyabileceğim bir yer açar, sabahın ilk saatlerinde günü karşılayan herhangi biri olurdum. O anın güçlü bir şey taşıdığını hissederdim. Aslında o anda farkında olmadan kendime başka seslere kulak kabartır, kendime yeni bir alan açardım. O duyguyu, bugün yazıyla kurduğum ilişkiye benzetiyorum. Yazı, kendi sınırlı hayatımı genişletip insanın ortak hikâyesine yaklaşabildiğim bir alan. (Gezgin olmak da böyle benim için.) Hem yalnızlığımı hafifleten hem de hayatın gürültüsü içinde kolayca gözden kaçan ayrıntılara dikkat kesilmemi sağlayan bir şey. Yazı, aynı zamanda içimdeki anlam ve adalet arayışının da bir sonucu…
Yazdığım ilk metinler, geride bıraktığım şehirlerde, arkadaşlarıma yazdığım mektuplardı. Sanırım yazı, benim için en başından beri bir mesafeyi aşma; birine, bir yere ya da belki kendime ulaşma çabasıydı. Mimarlık eğitimi ise yapı kurmayı ve insanı mekândan bağımsız düşünmemeyi öğretti bana. Bugün dönüp baktığımda, çocukluğumdaki o salıncağı küçük, geçici bir yuva olarak görüyorum. Belki bu yüzden banklar, boş arsalar, bekleme salonları, koridorlar gibi ara mekânlar hep ilgimi çekiyor. İnsanın kalıcılık yanılsamasına meydan okuyan bu yerlerde oyunlar kurmayı, anlatmak istediğim insanları bir araya getirmeyi seviyorum. Belki de bu yüzden hâlâ yazıyorum. Bu dünyada yaşamanın daha iyi bir yolunu henüz bulamadığım için.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Tek bir sorunun peşinden gittiğimi söyleyemem. Sanırım ben daha ziyade soruları takip etmeyi seven biriyim. Belki yazmak da benim için cevap vermekten çok, doğru soruları bulma ve onlarla yaşamayı öğrenme biçimi.
Yine de dönüp baktığımda, bütün o soruların aynı yere çıktığını görüyorum: İnsan böyle bir dünyada nasıl yaşar?
Bu sorunun etrafında başka sorular dolaşıyor. Belki de her soru, yeni sorular doğuruyor:
İnsan çocukluğunu nasıl taşır? İnsan olmanın hangi yanlarını koruyabilir? Söylenmeyen şeyler nereye gider? Bir şehrin hafızası nasıl silinir? İnsan gökyüzüne bakmayı ne zaman bırakır?
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Alkım DOĞAN
- ODTÜ Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, yüksek lisansını İTÜ Mimarlık Bölümü’nde tamamladı.
- Meslek yaşamına Toronto’da başladı.
- Doğan Egmont, DEX, İthaki, İş Kültür ve YEM Yayınları için kitap çevirileri yaptı.
- Öykü ve yazıları Varlık, Atlas, Magma, B+, Arka Kapak ve Pera Sinema’da yayımlandı.
- TRT’nin Eksik Parça belgeselinin metin yazarlığını ve sunuculuğunu üstlendi.
- İlk öykü kitabı Dünya Sakin Bir Yermiş Gibi 2023’de Ayrıkotu Yayınları tarafından yayımlandı.

Son Yorumlar