Aydaş

Yazılarımı takip edenler, gelenek ve kültürümüze ilişkin değerleri sözcükler üzerinden okumaya çalıştığımı fark etmiştir. Gelenekte muteber olan ritüeller, kurallar ya da yaptırımlar, modern hayatın baskısı altında sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedir. Maalesef bu baskı, bazen sadece geleneksel ritüellerin bazen de bu ritüellerle birlikte onları taşıyan sözcüklerin de unutulmasıyla sonuçlanıyor.

Yörük kültüründe aydaş sözü ve bu söze ilişkin gelenekteki uygulamaları anlatmak için önce sözlüklere bakmakla başladım, işe. Türk Dil Kurumunun genel ağ sayfasından sözlüklere ulaşmak çok kolay artık. Üzülerek belirtmeliyim ki aydaş sözü kayıtlı değil, Güncel Türkçe Sözlük’te. Arama motoru, yazım bakımından aydaş sözüne benzeyen olası sözcükleri sıraladı. Bunlar arasında ilginç bir öneri dikkatimi çekti: oydaş.

‘Aynı düşüncede, aynı inançta olan, aynı düşünceyi savunanlardan her biri, düşündeş, fikirdeş.’ anlamı verilmiş, sözlükte oydaş için. Açıklamadan sonra herhangi bir örnek yok. Kuvvetle muhtemel ki verilecek bir örnek bulunamamış, yazılı metinlerimizde.

Vatan-daş, yurt-taş örneklerinde olduğu gibi biçim bakımından doğru olan bu sözcüğe itiraz edecek değilim. Hatta /y/ ve /ş/ seslerinin sağladığı uyum kulağıma çok hoş geldiği için sevdiğimi de söyleyebilirim, sözcüğü. Burada bana asıl tuhaf gelen, itibar edip oydaş’ı kayıt altına alan Güncel Türkçe Sözlük’ün, aydaş kelimesini göz ardı etmiş olması.

Şükür ki imdadıma yine aynı sayfadan ulaştığım Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü yetişti. Farklı bölgelerden derlenen örneklere göre sözcük şu anlamlara gelmekte: ‘Zayıf, cılız; bacakları çarpık; yaşına girmemiş çocuk; aynı ay içinde doğan çocuklar; anormal doğan çocuk; şaşı; gelişmeyen cılız bebek; sakat, çirkin kimse.’ Açıklamalardan anlaşılacağı üzere sözcüğün bütün anlamları olumsuz… Yine kayıtlara göre sözcük; Adana, Afyon, Ankara, Antalya, Balıkesir, Budur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Edirne, Eskişehir, Isparta, Kastamonu, Kayseri, Konya, Manisa, Maraş, Mersin, Muğla, Niğde, Ordu, Samsun, Sinop, Tekirdağ ve Yozgat’ta kullanılmaktaymış. Tabi bu kayıtlar, sözcüğün başka yerlerde bilinmediği anlamına gelmez; mesela herhangi bir kayıt olmasa da Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır’da da kullanıldığı duydum, ben.

Bahşiş Yörüklerin dilinde daha özel bir anlamı vardır, sözcüğün. Genelde ‘yaşına göre yeterince gelişememiş ve zayıf kalmış çocuk’ için kullanılan sözcük, özelde ‘Annesi yeniden hamile kaldığı için sütten kesilen’ çocukları tanımlar. Çok çocuğun itibar ve güç sayıldığı eski dönemlerde ardı ardına çocuk sahibi olmak, oldukça yaygındı. Özellikle kırsalda büyüyen orta yaşın üzerindeki hemen herkes, yıl geçer geçmez arkası arakasına doğum yapan çok kadın görmüştür. Nenem bu tür kadınlar için ‘Kocasının ceketini üstüne örtse hamile kalıyor.’ derdi; sanki kocalarının olayda hiçbir dahli yokmuş gibi.

Şaka bir tarafa, iki üç aylık bebeğine süt emzirirken yeniden hamile kalan kadınların vücudunda birtakım biyolojik değişmeler meydana gelir. Bu değişikliğe bağlı olarak tadı bozulan sütü almamaya başlar, henüz birkaç aylık olan bebek. Sağlıklı anne sütünden mahrum kalan yavrucak, doğal olarak zayıflar ve bu çocukların hastalığa yakalanma riski artar. Yörüklerin dilinde aydaş sözü, işte bu tehlike altındaki çocukları tanımlamak için kullanılır.

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Evliliğimiz ilk yıllarında, gençlik ateşiyle insana yatırım yapmaya(!) heves etmiş; ardı ardına iki çocuk sahibi olmuştuk. İkinci hamilelik haberini alan nenem, doğacak olan bebeğimize sevinmiş ama daha süt emen ilk kızım için üzülmüştü. Dediğine göre eşimin sütü kelerecek (bozulacak); bu kel sütü (bozulmuş süt) emen zavallı kızım da emmeyi bırakacak ve aydaş olacakmış. Gerçekten de nenemin dediği çıktı; hamileliğin ilk aylarında büyük kızımız sütten kesildi. Maalesef hiç istemediğimiz halde mamaya erken başlamak zorunda kalmış; çocuğu aydaşlıktan kurtarmak için ağız sütü yedirmek, türlü türlü sebze püreleri çıkarmak gibi tedbirlere başvurmuştuk.

Bizim hissettiğimiz kaygı, geçmişte atalarımızı da tedirgin etmiş olmalı ki aydaş bebeklerin sağlığını korumak ya da bu çocukların kilo almasını sağlamak için yüzyıllar içinde birbirinden farklı onlarca gelenek oluşmuştur. Konuyla ilgili halk edebiyatı uzmanları tarafından yapılmış olan çalışmalara genel ağ üzerinden ulaşılabilir.

Bahşiş yörükleri arasında en yaygın gelenek, dört yolun birleştiği bir kavşakta, bizimkilerin deyişiyle bir yol çatında, herkesin göreceği bir noktada aydaş çocuğu çimdirmektir (yıkamak). Törensel bir yıkamadır bu; çırılçıplak soyulan aydaş çocuğun üzerinde birkaç defa su dökülür. Yıkamada kullanılan suyun da konu komşudan istenmesi makbuldür. Bu durum, bir anlamda el âlemden su isteyecek kadar zor durumda olduğunu itiraf etmektir. Umulur ki bu acziyet, yaratıcının merhametini celbetsin. Konuyla ilgili farklı yörelerde daha başka geleneksel ritüeller de vardır: aydaş aşı pişirmek, aydaş olan çocuğu mezarlıkta ya da aydaş tekesinde yatırmak, ocaklı (aydaş ocağı diye bilinen yaşlı kadın) birinin yakasından geçirmek, delikli taştan geçirmek, daha önce aydaşlıktan kurtulmuş birinin gömleğinden geçirmek vb…

Bunlar arasında aydaş aşı, Akdeniz bölgesinin nerdeyse tamamında bilinir. Aydaş aşı ya ocaklı diye bilinen ya da köyün tecrübeli ve yaşlıları arasından seçilmiş bir kadın tarafından pişirilir. Burada pişirmekten kasıt, eksiğini tamamlamak ve olgunlaştırmaktır. Göstermelik bir pişirmedir, bu. Yine bir yol çatına kurulan kazanın içine aydaş olan çocuk oturtulur. Kazan, tahta çomçayla (kepçe) temsili olarak karıştırılır. Kazanın altına göstermelik konulan odunlar yakılmaz. Yoldan geçenlerin kazanın altına odun ya da çalı çırpı koyması gerekir. Bütün bu işlemler sürerken bazı bölgelerde dualar okunur bazı bölgelerde ise tekerlemeler söylenir. Mesela Türkmen asıllı olan tahtacılar, tekerlemeye benzeyen şu sözleri söyler:  ‘Odun vurun, iyi pişsin; karpuz gibi iyi şişsin’ ya da ’Pişirelim aydaş aşını; sağa sola döndürelim başını; yolda koyalım hastalığını, derdini, yoldaşını.’

Toparlayacak olursam aydaş sözü ile ilgili kişisel tecrübelerim ve okuduklarımdan edindiğim bilgiler şöyle: Öncelikle sözcük, ülkemizin hemen hemen her bölgesinde bilinmekte. Yine sözcük, Balkan Türkleri tarafından da kullanılmakta; Anadolu’da olduğu gibi Balkanlar’da da aydaş çocukların iyileşmesi için hemen herkesin riayet ettiği birtakım geleneksel uygulamalar bulunmaktadır.

Sözlüklerde kaydedilmemiş olsa da aydaş olmak, aydaşlık, aydaşık olmak ifadeleri halk arasında iyi bilinir. ‘Zayıflamak, zayıf düşmek’ anlamında aydaşı çıkmak deyimi de yaygındır, Bahşiş Yörükleri arasında.

Anadolu’da bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış; hatta Türk’le birlikte Anadolu Türkçesinin ayak bastığı Balkanlar’a taşınmış; onlarca geleneksel ritüelin oluşmasına zemin hazırlamış olan bu kelimeyi sadece ağızlar sözlüğüne hapsetmek hiç doğru gelmiyor bana. Kaldı ki Güncel Türkçe Sözlük’te ‘halk ağzında’ (Bu ifadeyi komik bulduğumu belirteyim.) ya da ‘eskimiştir.’ açıklamasıyla onlarca sözcük bulunmaktadır. Mesela ‘halk ağzında’ açıklamasıyla okuntu; ‘eskimiştir.’ açıklamasıyla da tabasbus sözcüklerine yer verilmiştir. Hal böyle olunca, insan, ‘Aydaş’ın suçu ne o zaman?’ demekten kendini alamıyor, doğrusu. Sizce de aydaş sözcüğü, en az oydaş kadar Güncel Türkçe Sözlük’e girmeyi hak etmiyor mu?

Mustafa SARI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir