Balıkçı Hayati Amca

Güneş’e bakmak sevaptır derdi, balıkçı Hayati Amca. Göz çevrelerimdeki şu kaz ayakları bu inanmışlığımdan miras olmalı. Gülerken, hayal kurarken, bir de yâre bakarken derinleşir bu yarıklar. Ondandır, sık sık derin düşüncelere dalışım. Yine dalmıştım ki kısık gözlerle güneşe karşı, Hayati Amca seslendi müşfik makamda“Hamid’i beline tak, Özer!” Güneş denizi gıdıklayıp güldürmeye, küçük küçük kıpırdatmaya başladığı zaman, üç kişi sağında, üç kişi solunda belimizle çekerdik, gün doğmadan denize emanet ettiğimiz o koca emektar ağı.

Fatih’ten ilhamla yağlı feleklerden kaydırarak denizle buluşturduğumuz eski kayığın yüküydü, o sökükleri madalya olmuş, gayrı dikiş tutmaz ağ.  “Asılın!”  Islak kuma bata çıka geriye çekerdik denizi çıplak, inatçı ayaklarımızla. Her adım attığımda nasıl da güçlü hissederdim kendimi, diğer beş kişiyi yok sayarak… Zaloğlu gibi, Herkül gibi… Yokluktan kahraman çıkarmak bir çocuğun en güzel eğlencesi, tabi! Yokluğa methiye düzen tek ben diildim ki! Teknesinde makara yoktu rahmetli Hayati Amca’nın. O yüzden makaranın yükünü biz çekerdik. Zaten makarayı da sevmezdi hiç, ciddiydi, pek konuşmazdı.

Ama Öksüz Ali Abi öyle mi?! Ne yakaladığı balina büyüklüğünde sarı kulak kefallerin, ne de orkinostan hallice hamsilerin maceraları biterdi. Bunlar öyle hakikatli destanlardı ki, Ahab’ın beyaz balina öyküleri bile yanlarında çocuk masalı kalırdı. Haa, bir de Perşembeli balıkçıları hiç sevmezdi. Ne zaman bi Perşembeli’nin teknesini görse, yekeyi yerinden söker,  eliyle havaya sallayıp kilosundan ağır küfürleri, bilmem kaç deniz mili öteye ustalıkla savururdu. Öyle kifayetsiz küfür ederdi ki, gariban tekne bile rotasını şaşırırdı. Hatta bi seferinde yine küfürleri havada uçuşurken bedeni denize düşüverdi. İşin hayret verici yanı, hırsını alamamış olsa gerek suyun içine batıp çıkarken bile devam etti sövmeye. İşte o zaman hayatımda ilk kez bir doğa mucizesine tanık olmuştum; su baloncuklu küfür! 

Nasıl da gülmüştük, hay Allah!  “Asılın!”  dedi. “Haydi Bismillah!” Kirpi balığını andıran o kalın halatların sıyırdığı avuçlarımız daha bir coşkuyla tutundu. Güneş’e karşı, kısık gözlerle, elimize belimize kuvvet, ya nasip asıldık… Aslında denizden çektiğimiz bir yırtık ağ diildi. Hayati Amca’nın ekmek parasıydı. Öksüz Ali Abi’nin okuttuğu çocukları… Kiminin düğün masrafıydı, kiminin kefen…

Özer BİLGİÇ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir