Barışın Çocukları

“Gözlerine bakarken,
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma.
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde,
kayboluyorum…”
N. Hikmet

Avrupa’nın en büyük şehirlerinde aniden ellerinde renkli bayraklarıyla gençler ortaya çıkıyor. Viyana’da, Berlin’de, Paris’de, Hamburg’da, Köln’de, Düseldorf’da… Heyecanlı, başları dik, saçları dalgalı bu gençlerin dillerinde sadece bir sözcük var, o da toprak… Bu toprak herhangi bir toprak değildir. Bu toprak acılar, gözyaşları ve buram buram hasret kokan topraklardır. Otuz yıl önce babalarının, annelerinin zorla kovuldukları toprakları artık bu gençler Avrupa’da ellerinde renkli bayrakları ve barış türküleriyle çağırıyorlar. Yıllarca onların babaları, dedeleri, nineleri o topraklardaki ağaçları, kuşları, börtü böcekleri özlediler. Dağlara, taşlara şiirler yazdılar, acı acı türküler okudular, ağladılar…

Şimdi o hasret ve özlem dolu gözyaşlarından bambaşka bir gençlik doğdu. Bu gençler hasretin ve barışın gençleridir. Avrupa’da sokaklara dökülürken dillerinde savaş naraları, zulüm türküleri yoktur. Hepsi sadece “toprak” diye haykırıyorlar ve toprağın insanları, barışa, güzelliğe çağırdığını çok iyi biliyorlar.

Yıllar önce Azerbaycan için toplantılar, yürüyüşler düzenlemek istediğimizde o gençler burada değillerdi. Belki de hiç doğmamışlardı. Biz o gençler gelecek, bizleri güçlendirecek diye ümit ediyorduk. Onlar geldiler. Kimi hukuk, kimi tıp, kimi matematik, kimi kimya okumaya geldi. Ama Avrupa’da yüreklerindeki o toprak hasretiyle yaşadılar.  

Babalarının, annelerinin acılarını, yenilmişliklerini, hasretlerini, işgal edilmiş o topraklarda kalan dedelerinin mezarlarını unutmadılar. Bir gün, evet bir gün yine Şuşa’da, Fuzuli’de, Cebrayıl’da, Hankendi’nde, Ağdam’da türküler söylemek arzusu ile yandı tutuştular.

Artık Azerbaycan deyince Azerbaycan’ı hiç görmemiş insanları değil de o çocukları aramak geçiyor içimden. Onları görünce yüreğim Şuşa’nın dağlarına, Murov’un yüksekliklerine dönüyor.  Bir yerde bir toplantı mı var hemen aklıma Selahattin Halilov Hoca‘nın kızı Türkan, yazar dostumuz Ejder Ol‘un kızı Aysun, Altay Rüstemli, Süleyman Sadıkoğlu, Tuncay Hesenli gibi gençlerimiz geliyor. Onların mitinglerde barışı, adaleti çağıran fotoğraflarını gördükçe geleceğe yönelik inancım daha da güçleniyor. Bu çocukların eliyle adalet gerçekleşecek, bu çocukların gülüşleriyle barış gelecek, bu çocukların türküleriyle tarafgirlikler, karalamalar, yalanlar bitecektir. The Times, Guardian, Sputnik, Die Zeit ve bilumum büyük(!) medya temsilcileri ne yazarlarsa yazsınlar… Gerçekler ve adalet bu gençlerin Avrupa ve Amerika’daki meydanlarda taşıdıkları rengarenk bayraklarda dalgalanacaktır. Füzelerle vurulan evler, daha dünyaya yeni gözlerini açmış çocukların kefene sarılan bedenleri o gençlerin dillerindeki barış sloganlarıyla yeniden can bulacaklardır.

Herkes bir tarafı tutabilir. Herkes savaş için bir bahane bulabilir. Herkes propaganda araçlarını çok iyi kullanabilir. Ama kimse adaleti yok edemez. Barışa çağıran türküleri susturamaz.

O toprağın kokusu çocuklarını yeniden yanına çağırdı:

“Gelin, bahar gelecek,” dedi.

“Yeniden buradaki ölü tarlalar yeşerecek, güller açacak dağlarda,” dedi.

“Viran edilmiş evler yeniden canlanacak, mezarlıklarda yeniden dualar okunacak,” dedi.

Toprağın sesini dinleyin! Koşun, çocuklar koşun! Viyana’dan, Berlin’den, Paris’ten o toprağın sesini duyun! Barışa, bahara, çiçeklere, dualara hazırlanın!

Hani Üstad Nazım Hikmet yıllar önce ne güzel söylemiş:

“Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz…”

Orhan ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir