Bir Müzik İnsanı: Bayram Bilge Tokel

Bayram Bilge Tokel… Ülkemizde özellikle halk müziği ile uğraşan, bu müziği icra eden, dinleyen herkesin aşina olduğu bir isim. Aslında ilgi ve ihtisas alanı halk müziği olmasına rağmen Tokel sanat müziği ile teori ve nazari anlamda da ilgileniyor, emek sarfediyor. Daha doğrusu genel anlamda O Türk Müziğiyle hem akademik hem pratik hem de icra anlamda uğraşıyor, çalışıyor. Birde herkese nasip olmayan bir özellik var Bayram Bilge hocamızda. O da Bayram Bilge Tokel adı anıldığı zaman her yerde hatırımıza, bozlak, uzun hava, türkü, ağıt deyince aklımıza düşen, gönlümüzde müstesna bir yeri olan, gönül telimizi titreten, içimizde turnalar kanatlandıran, özlem ve vuslat atını dörtnal koşturan garip gönüllü Neşet Ertaş gelir. Ertaş’la özdeşleşmiş Tokel. Bu boşuna olmuş bir durum da değil. Yirmi beş yıllık Almanya gurbetinden sonra Neşet Babayı yeniden hatırlatan, halkıyla kucaklaştıran, ülkemizin her yerindeki Onun konserlerinde emeği olan bir insanın Ertaş’la özdeşleşmesi tesadüfü değildir asla. Ve saydığımız bu olguları Neşet Ertaş dile getiriyor, Tokel hocanın karşı çıkmasına rağmen. 

Tokel’in hayatına biyografik anlamda baktığımızda kısaca şunları görürüz: “1957’de Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinin Müftükışla köyünde dünyaya geldi. 1979’da Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu. 1986’da profesyonel müzik hayatına Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Topluluğunda saz sanatçısı olarak başladı. ABD Maryland Üniversitesi Etnomüzikoloji bölümünde ve Gazi Üniversitesinde halk müziği ve bağlama dersleri verdi. Bugüne kadar TRT ve çeşitli özel kanallarda yayınlanan Gönül Dağı, Salkım Söğüt, Bozkırın Nefesleri ve Can Özünden adlı halk müziği programlarını hazırlayıp sundu. TRT’den bir ekiple Neşet Ertaş’ın hayatını ve sanatını anlatan Bozkırın Tezenesi; Ürgüplü Refik Başaran’ın hayatını anlatan Şen Olasın Ürgüp adlı belgeseller hazırladı. Editörlüğünü yaptığı Orta Anadolu türkü ve bozlak ustaları Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Nida Tüfekçi, Refik Başaran ve Bayram Aracı’nın albümleri Kalan Müzik Arşiv Serisi’nden yayınlandı. Bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında pek çok solo konser ve resitaller verdi. Türkü formunda besteleri ve çok sayıda derlemesi vardır. 2004-2007 yılları arasında Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü olarak görev yaptı, 2007’de emekli oldu.”

Bozkırın Tezenesi belgeseli, Neşet Ertaş Kitabı ve tv programlarıyla ülkemizde yeniden tanınmasına büyük katkı sağladığı Neşet Ertaş, Tokel’e “her şeyin sorumlusu aha bu gara suratlı Bayram gardaşım” diyerek Onunla aralarındaki bağın derinliğini göstermiştir. Neşet Babanın gara suratlı Bayram gardaşı bir dönem “Gönül Dağı” adlı bir televizyon programı yapmıştı. Türkülerimizi, tarihimizi, kültürümüzü, bu toprakların bağrı yanık insanlarının hikâyelerini anlatan bu programın her bölümü birbirinden kıymetliydi. Efsane bir yapım da diyebiliriz. Hele “Gönül Dağı”nın bir bölümünün konukları aynı toprakların insanı, iki büyük değerimiz Abdurrahim Karakoç ve Mahzuni Şerif‘ti. Ayrı iki ideolojiye mensup iki insanın dostlukları, derin muhabbetleri, toprak kokulu sözleri çoğumuzun kafasındaki şablonları yerle bir etmişti. Hele bir de Neşet Ertaş’ın programa telefonla katılması ayrı bir lezzetti.

Bayram Bilge Tokel duru, su gibi berrak sesiyle; söylediği türküleri yaşatan hissiyatıyla ve çalışmalarıyla kalitesini ortaya koymuş bir değerimiz. Babacan bir tavrı var. Bu topraklara özgü bir tebessüm ve ciddiyet… Nezaketi, samimiyeti ve mütevazılığı insanı şaşırtacak derecede. Hepimizin malumu olduğu üzere bugün televizyonlarda, sosyal medyada sanatçı, şarkıcı, türkücü adıyla bir çok soytarılığa, ciddiyetsizliğe tanık oluyoruz. Derin bir yozluk ve yozlaşmaya… Türküler, şarkılar teknolojinin de etkisiyle özünden uzak bir formatta. Acı yok, sevgi yok… Tekno bir gürültü… Stüdyolarda sesleriyle oynanan ve piyasaya sürülen showmenler sanat yapıyor güya. İşte tam böyle bir vasatta Bayram Bilge Tokel gibi bir elin parmağını geçmeyecek gerçek adamların değeri bir kez daha ortaya çıkıyor. Tabiki değerden anlayanlar için. 

“Osmanlı döneminde mûsiki hayatı”ndan “türkülerin gayri resmi tarihi”ne, “zengin mûsiki içeriği”nden “tarihsel kırılmalarun mûsikiye etkisi”ne, “gökkubbeye salınan çığlık: Bozlak”tan “barak ve maya”ya, “bir bozlak ustası: Muharrem Ertaş’tan Neşet Ertaş ve bozlaklar”a, “Keskin’li Hacı Taşan”dan “Kırşehirli Çekiç Ali”ye bir çok konuda ustaca kalem oynatan Tokel kültür dünyamıza birbirinden değerli yazılar bıraktı. “Sarayın Sesi Halkın Nefesi” ve “Neşet Ertaş Kitabı” mutlaka okunmalı. 

Tokel’in “Bayram (The Vorld Of Musıc-ABD)”, “Yanık Havalar”, “Türk Folk Ezgileri”, “Ben Bir Köroğluyum (Köroğlu Festivali)” albümleri dikkatle dinlenmeli. Bağlamanın, türkülerin tadına doya doya varılmalı.

Müziğimize emek veren, çalışmalarıyla yeni ufuklar açan Bayram Bilge Tokel’e sağlıklı bir ömür dileriz. Çalışmaları durmadan devam eder umarız. Yazımızı Onun sözleriyle bitirelim: “Mûsiki konusu bizde genellikle ya siyasi/ideolojik bir tartışma ya da dövüş/kavga konusu olagelmiştir. Bunun erken Cumhuriyet dönemindeki tezahürlerini, uygulamalarını az çok herkes bilir. “Musıkide Devrim” kararıyla keskin bir viraj alan bu radikal savrulmanın 1932-1934 arasında getirilen ‘musıki yasağı’ ile zirve yaptığını biliyoruz. O yıllarda, Atatürk’ü anlattığı şiirini kendisine okumak için Sivrialan köyünden kalkıp aylarca süren yolculuktan sonra Ankara’ya gelen Aşık Veysel’in, kılık kıyafeti ve elindeki sazı ile “Çağdaş Cumhuriyet Başkenti”nin görüntüsünü bozduğu için zaptiyelerce Ulus’tan uzaklaştırılması esnasında sazının kırıldığını da meraklısı elbet biliyordur. Bunlar, Batılı kültür, sanat ve medeniyet değerleri ile donanmış “asrî” bir toplum olmak uğruna yaşanıyordu. Bu konuların Osmanlı asırlarındaki devlet yöneticileri ve okumuş-yazmışlar nezdindeki karşılığından ve o zamanki resmi uygulamalarından pek haberdar değiliz. Mesela Kanuni döneminde bir ara ciddi bir musıki yasağı söz konusu olur ve Nişancı tarihinde bu şöyle anlatılır: “… kopuzların kulakları buruldu, tanburun kılları kırıldı, santurun defteri dürüldü, nayiların nefesleri tutulup sineleri delindi, şeştarların bağırları dilindi, kemançeciler okun attı yayın astı, bilcümle harâbatilerin hali harab olup…” Fakat şurası bir gerçek: Osmanlı zâdeganlarının ‘etrâk-ı bî idrak’’diyerek özellikle dilini, sazını, sözünü, türküsünü küçümsediği; Cumhuriyet elitlerinin cahil ve yobaz diyerek sadece dilini ve müziğini değil, giyim kuşamını, hayat tarzını, hatta inançlarını bile horladığı Türk halkı, kendini devletine bir türlü beğendiremedi. Tanzimat aydınlarının milletin değerlerine uzaklıkları malum.. Muallim Naci bir yazısında, elinde sazı ile İstanbul’da bir kahvehaneye gelen Anadolulu köylüsü bir halk ozanına şöyle dediğini yazar: “…Burada saz şairleri ötemezler, ötseler de dinleyen olmaz. Buraya gelenler hep kalem şairidir anladın mı kuzum, burası tavuk pazarı değildir…” Fakat türküler tarihi süreç içinde karşılaştıkları onca baskı, inkar, yasak ve zulme rağmen bugün dimdik ayaktalar. Bunu, devletin koruması kollaması, sermaye desteği, medya kayırması, akademik katkı vb. olmadan, kendi öz dinamikleri ile sağlamıştır. Türkülerin bu yönünü çok iyi tahlil ve analiz etmemiz gerekir. Tanpınar’ın “halkımıza ve hayatımıza ne kadar yaklaşırsak o kadar mesut olacağız. Biz bu türkülerin milletiyiz” sözü çok yerinde ve önemli bir tespittir.”

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir