Bir Turna Avazı: Sümeyra Çakır

Gökteki yıldızı sayan olur mu?/Benim gibi yâre yanan olur mu?/Benim böyle arada kaldığım/Acep gider yâre ayan olur mu?/Gökteki yıldızın üçü piyade/Yaşım küçük ama derdim ziyade/Niye öyle üzgün üzgün durursun/Anan dahi sevmez benden ziyade. Hem  zehir hem panzehir, hem yara hem ilaç, hem kanat olup ruhumuzu yücelerde uçuran hem kolumuzu kanadımızı kırıp bir köşeye fırlatan, hem umut olan hem de umutsuzluğun karanlık kuyularını seyre çıkaran bir türküdür “Gökteki yıldızı sayan olur mu?”… 

Sümeyra Çakır bu türküyü ve dahi nice türküyü söyler; söylerken içimizi titretir, içimiz titrer, söylerken sesi böğrümüze bir hançer gibi saplanır; paslı bir hançer gibi, söylerken sesi ipince bir sızı olup yüreğimizde dolanır; ipince bir sızı; usul usul, derin derin, sesi içimizdeki isyanı bir dağ ateşi gibi yakan, bir eşkıya atının terkisinde zulme direnen… Büyülü, eşsiz bir sesi var Çakır’ın. Durgun, duru bir yüzü. Gözlerine baktığınızda hüznü okursunuz, hüzün denizine dalmış bir çift göz.  Alnında Anadolu’nun binlerce yıllık kederini taşıyan çizgiler…

“Düşürdün aşkın narına” türküsü… Özellikle “ekin idim oldum harman” mısraını Ondan dinlerken sanki varlık âlemine düştüğünüz ilk ana çekilirsiniz. Varlığın kapıları açılır, aşkla ve hüzünle bir seyre dalarsınız. Sevdiğinizi arzulayış dile gelir; dertle… Ciddiyetten, derinlikten, acıdan, samimiyetten, varlıktan uzaklaşmış yapay, steril, ölümden korkan, bencil, korkak bir zamanın ve insanın ortasına düşüverir; “ecel gelir haktan ferman/can çekilir kalmaz derman/ekinidim oldum harman/savursunlar yele beni.” Her şeyini kazanmaya ayarlamış, kaybetmek kitabında yazmayan, başarı için başkasının omzuna basmayı marifet bilen, bütün duygularını yitirip makineleşen, mekanikleşen insanın kaçtığı her şeyi Onun suratına suratına yapıştırır bu türkü. Ve kim yele savurur ömür sermayesini? Kim göze alabilir elindekileri hiç yoğa satmayı? Kim göze alabilir dünyayı yele vermeyi?

“Allı Durnam” türküsünü söyler Sümeyra Çakır. “Allı durnam bizim ele varırsan/Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle/Ah gülüm gülüm, kırıldı kolum/Tutmuyor elim, durnalar hey/Allı durnam, ne gezersin havada/Kırıldı kanadım, kaldım burada/Ah gülüm gülüm, kırıldı kolum/Tutmuyor elim, durnalar hey/Ne onmadık gulumuşum dünyada/Akşam oldu, allı durnam, dön geri/Ah gülüm gülüm, kırıldı kolum/Tutmuyor elim, durnalar hey” Durna ya da Turna hem dünya hem de bizim kültürümüzde önemli bir semboldür. Saflığı, temizliği, dürüstlüğü, vefayı, sabrı, sadakati, onuru ve özgürlüğü temsil eder. Edebiyatımızda sevgiliyi ve haberciyi, Alevilikte ise Hz. Ali’nin avazını simgeler. Çakır “Allı Durnam”ı söylerken durnalar kanat çırpar ötelerde. Uzak gurbetlerden sılanın sularına dalarız durnalarla. Kaderimize ağlarız kederle. Vuslatın kapısına geliriz en saf halimizle. Durnalar haber verir sonsuz göklerden, sonsuz acılardan…

Sümeyra Çakır: “…Edirne’ de doğdum.” diyor ve devam ediyor: “Babam İstanbul’da çalışıyordu. İstanbul’da büyüdüm. İki erkek kardeşim var. Orta halli bir ailenin çocuğuyum. Daha ilkokul çağlarında müziğe karşı büyük bir isteğim vardı. Müzikle uğraşmak, keman çalmak istiyordum. Ama annem-babam bu isteğimi pek ciddiye almadılar. Bir kız çocuğunun müzik eğitimi görmesi, tabi onlar için pek ciddi bir şey değildi. Müzikle böyle amatörce uğraş içinde olduğumuz yıllar. Fakat ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitede hep şarkı söylemeyi sürdürdüm.

…Müzikle gerçekten ilgilenmeye başlayışım, Ruhi Su’yu tanımakla oldu. Benim okuduğum İstanbul Teknik Üniversitesi’ ne gelir, konserler verirdi. İlkokuldan beri gerçekleştirilememiş müzik tahsili yapma rüyamı, ancak üniversitede öğrenci olduğum sırada Konservatuvarın akşam bölümüne girerek, biraz geç kalmış da olsa, yakalamaya çalışıyordum. Tam o sırada Ruhi Su’yu duydum. “Bebek Türküsü “nü söylüyordu. Soluksuz kaldım. Bu hayranı olduğum Alman romantikleri Schumann, Schubert ve Brahms değildi. Onları söyleyen seslere de hiç benzemiyordu. Fakat onlar kadar güzel, hatta onlardan daha çok insan ve toprak kokusuyla yüklüydü. O günden sonra ben de hep türkü söylemeye başladım. O dönemde ben de konservatuvara gitmeye karar verdim. İstanbul Belediye Konservatuvarı Ses Bölümü’ne devam ettim. İşte hayatımı değiştirecek olan bir kararı da o dönemde vermiştim: Ruhi Su gibi sanatçı olmak…

Bundan sonraki dönemde hep Ruhi Su’yu aradım. Şansım varmış. O’na ulaşabildim. 12 Mart 1971 darbesinin hemen sonrasında ders almaya başladım. O günlerde bir çok arkadaş, gerek politik gerek ekonomik nedenlerle yurt dışına gidiyordu. Bu ara okulda tanıştığım mimar arkadaşımla evlendim. O dönemlerde iş bulma gibi pek çok sorunlarım vardı. Arkadaşlarımın çoğu Almanya’ya gitmişti. Ama biz, Türkiye’ de kalmaya karar verdik, Ruhi Su ile olan çalışmalarım nedeniyle.. Çok yerinde bir karar vermişim, bu kararım için çok mutluyum. Beş yıl süreyle Ruhi Su’ dan ses, saz, türkülerin yorumlanması konusunda ders aldım…”

Evet, Sümeyra Çakır adının geçtiği her yerde mutlaka halk müziğimizin önemli kaynaklarından aynı zamanda opera sanatçısı; sesiyle, sözüyle, bağlamasıyla bizi Anadolu’ya bağlayan, 1912 Van doğumlu, anne babasını doğduktan kısa bir süre sonra yitiren, amca ve yengesiyle Van’dan Adana’ya göç eden, on yaşında yetim yurduna verilen, oğlu Ilgın Su‘nun: “Babamın 1912’de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek” dediği Ruhi Su adı da geçer. Hatta birbiriyle çok özdeşleşen Ruhi Su ile Sümeyra Çakır’ın sesleri birbirine çok benzer. Adeta seçemezsiniz seslerini birbirinden. Çakır 1975’te Ruhi Su tarafından kurulan “Dostlar Korosu”nda yer alır. 1977’de “Dostlar Korosu”nun çıkardığı “El Kapıları” ve ”Sabahın Sahibi Var” albümlerinde türküler söyler.

Sümeyra Çakır müziğin yanında siyasetle de ilgilidir. Toplumsal muhalefetin yoğun olduğu dönemde TKP ve İlerici Kadınlar Derneği’nin saflarında gecekondu da yaşayan insanların özellikle kadınların sorunlarıyla ilgilenir. Maden-İş Sendikasının korosunda yer alır. Şunları söyler Çakır: “…Gerek yurt içinde ve gerek yurt dışında pek çok konserim oldu. Bu sürede Maden-İş korosunu çalıştırmamı istediler. Kabul ettim. Kısa bir zaman sonra bu çalışmayı sürdüremez duruma geldik. Koronun “Enternasyonal” i söyleyerek suç işlediği iddiasıyla dava açıldı ve çalışmalarımız da bu nedenle sona erdi.” 1980’de Doğu Berlin’de düzenlenen “Uluslararası Politik Şarkı Festivali”ne Berlin Senatosu tarafından davet edilen Çakır Almanya’da geleneksel olarak düzenlenen Türkiye Haftası’na iştirak etmek amacıyla gittiği Berlin’de Maden-İş Korosunda söylediği “Enternasyonel Marşı” dolayısıyla hakkında dava açıldığını haber alır. Bundan sonra yaşamına Almanya’da devam etmek mecburiyetinde kalır. Burada Çakır’a kulak verelim: “…12 Eylül faşist darbesinden sonra Berlin’ e geldik. Bir “Türkiye Haftası” yapılacaktı. Oraya geldikten sonra bir Maden-İş Korosu davasından arandığımı öğrendim ve bir daha da geri dönmedim. O zamandan beri yurt dışındayım. Bir yıl Berlin’de kaldım. Bir yıl sonra Frankfurt’a taşındım, Frankfurt’a TC Konsolosluğuna pasaportumu uzattırmak için gittiğimde, pasaportumu konsolosluk elimden aldı. Ve Türkiye’ye dönmemi söylediler. Tabi hakkımda davalar varken, bu baskı ve işkence ortamında Türkiye’ye dönmem düşünülemezdi. Dönmedim, o dönemden beri Frankfurt’ta yaşıyorum. Sayısını hatırlamadığım kadar çok konser verdim. Avrupa’nın birçok şehirlerinde barış örgütlerinin, sendikaların toplantılarına katıldım, tiyatrolarda konserler verdim, kültür örgütlerinin davetlerine katıldım. Plaklar yaptım. Plaklarımın ikisini Avrupa’da doldurdum. Bunlardan “Barış ve Gurbet Türküleri”ni Berlin’de İşçi Korosu’yla birlikte doldurdum. Daha sonra 1983’te “Kadınlarımızın Yüzleri” plağını yine Berlin’de yaptım. Bu plak, Türkiye’nin çeşitli yörelerindeki kadınlardan derlediğim türkülerden oluşuyor ve Nazım Hikmet’ in bir dizesi bu plağın ana fikrini oluşturuyor.”

“Kaşların bismillah yüzün vechullah/Seni öz nurundan yaratmış Allah” türküsünü dinlerken bugünü düşünüyorum. İnsanın değersizleşmesini, sevdanın yitip gitmesini… Bu kadar değerli insanın kolayca öldürülmesi, sürülmesi, sürgün edilmesi ne kadar acı. Memleketlerinden sürülen, mülteci durumuna düşen, denizlerde boğulup kıyılara vuran çocukları gördükçe vicdanım sızlıyor. Maalesef vicdanını yitirmiş, ruhu örselenmiş, duyarlığını derinlere gömmüş bir çağı yaşıyoruz. Kendimizi türkülere vuruyoruz. Türkülerle nefes alıyoruz. Sümeyra Çakır’ın iliklerimize işleyen, kederle demlenen sesine bırakıyoruz varlığımızı.

Her şeyin hızlı, çok hızlı değiştiği, dönüştüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Çocukluğumuz, gençliğimiz hiç yaşanmamış gibi hızla orta yaşa ve yaşlılığa koşuyoruz. Zamanımızı kıymetli kılan büyüklerimiz göçüp gidiyor. Çevremizden göçüp giden her insanla hayat puzzlemizden bir parça eksiliyor. Yaşadığımız anlardan hoşnut olamıyoruz. Yakıcı bir özlemin sarıp sarmaladığı demlerimiz öyle çok ki! Öyle çok özlüyoruz ki! Neyi özlediğimizi bilmeden özlüyoruz. Kopuş… Varlığımız kendini vareden değerler kıtasından kopuyor. Duyarlı yürekler bu kopuşu hissedebiliyor. İşte türküler, mûsiki bu kopuşu hem kulaklarımıza fısıldıyor hem de acımızı dindiren bir merhem oluyor. Yalnızlık… Aslında bir daha olmayacak olanı, gelmeyecek olanı, gerçekleşmeyecek olanı dillendiriyor türküler. Dinlediğimiz türkülerdeki yoğunluğu, aşkı, vefayı, kendini feda etmeyi, yokluğu, varlığı, sevgiyi, dostluğu hayatımızın hiç bir döneminde bulamayacağız. Onlar hep içimizde bir yerlerde durup duracak. Aslında türküleri bir daha hiç bir zaman yaşanmayacak, yaşanamayacak insanî duygularımıza yakılmış birer ağıt olarak dinleyeceğiz. Orada duracaklar, en yalnız, en garip, en çıplak, en savunmasız yerimizde… İşte sesiyle oraya dokunabilenler kıymetli olacak. Sümeyra Çakır da sesiyle, olgunluğun sindiği çehresiyle, hüzünlü bakışlarıyla içimizin en derinindeki özleme, yalnızlığa dokunuyor. Bizi tanrısal bir iklime götürüyor. 

Yurdundan uzakta, Almanya’da kırk dört yaşında kanserden ölen Sümeyra Çakır’a selam olsun!

Muaz ERGÜ

Sümeyra Çakır’ın Plak ve CD Kayıtları

  • “Allı Turnam” (1991): Bir Çift Turna Gördüm, Bir Gözleri Sürmeli, Allı Turnam, Barabar, Alçakta Yüksekte Yatan Erenler, Yine Kısmetimiz Kaldırdı Bizi, Gam Çekme Haline, Gurbet Elde Yad Ellerin Derdini, Gelen Turnalar, Yürü Bre Pınarbaşı, Yine Bir Gariplik Düştü Serime.
  • “Barış ve Gurbet Türküleri” Tahsin İncirci ve Bati Berlin Türk İsçi Korosu ile: Varna Türküleri, Dursun Kaptan, Japon Balıkçısı, Ateşçiler Türküsü, Hürriyet Kavgası, – Barış Türküsü, El Kapıları, Kız Çocuğu.
  • “Ruhi Su ve Sümeyra – Dostlar Tiyatrosu Konseri” (1991): Almanya’da Çöpçülerimiz, Dam Üstünde Çul Serer, Bebek, Bugün Yardan Haber Geldi, Bugün Seyre Çıkmış, Drama Köprüsü, Gam Çekme Haline, Aktaş Diye Belediğim, Eğildim Bir Dolu İçtim, Ağ Deveyi Katarlamış Gidiyor, Onlar Ki, Yine Tuttu Gâvur Daği, Bizim Dostlar, Vay Beni Ağlarım, Yine Bir Gariplik Çöktü Serime, Ah Ela Gözlerini De.
  • “Gülün Elinden” (1991): Derdim Çoktur, Seher Yeli, Salınarak Gelen Dilber, Hoş geldin, Seyre Çıkmış, Yârim Derdini Ver Bana, Dağlar Nidem, Gülün Elinden, Askın Ateşi, Gir Askın Deryasını Boyla..
  • “Vardar Ovası” (1994): Sunayı Da Deli Gönül Sunayı, Havada Turna Sesi Gelir, Gam Çekme Haline, Vardar Ovası, Gökteki Yıldızı Sayan Olur Mu, O Yaylalar Yaylalar, Maçındağı, Ay Dost.
  • “Kadınlarımızın Yüzleri” (1996): Kırmızı Gül Demet Demet, 20. Yüzyıl İnsanlarıyız, O Yaylalar& Güvercin Olsam, Ağ Elime Mor Kınalar Yaktılar, Bulut Kat Kat Olmuş, Gül Ağacı Boğum Boğum, Kapıya Bayrak Dikmedim, Dere Akar Bulanık, Eledim Eledim, Kaleden İniş Mi Olur.
  • “Serçelerin Süvarisi”: Düşürdün Aşkın Narına, Ew Dilber, Hesenik U Ase, Suware Cucikan, LeLe Bejne, Malan Barkır, Hudey, Ji Avan, Hepse Braye Min, Gula Picuk, Li SerStranen Kurd, Cirit. 

Kaynak
https://www.ruhisu.org.tr/gurbette-bir-alli-turna-sumeyra/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir