Ca’ferî ve Eseri Hakkında

Yıllar içinde bir çok el yazması kitap dağılmış, başı ve sonu yitmiş, adı ve yazarı bilinmez olmuştur. Böyle el yazmalarının eğer tanınan, bilinen başka bir nüshası varsa, meçhul eser onunla karşılaştırılarak müellifi ve adı teşhis edilebilir. Bu tür eserlere örneklerden biri de kitaplığımızda bulunan ve aşağıda sunacağım altı yapraklık 14,6×21 cm ebadında, sol üst köşeden biraz yırtık, sahaf diliyle yorgun, perakende bir eserdir. En başta Latîfî‘nin (1491-1582) “Subhatü’l-Uşşâk” (Âşıkların Tespihi) adlı manzum yüz hadis tercümesinin son on hadisi yer almaktadır. Önce Arapçası, altında da iki satır halinde manzum tercümesi vardır. Mevcut hadislerden ilkinin tercümesi:

“Gel igen (çok) tâlib-i gınâ olma / Ki ganîye ölüm musîbetdür
Zillet [ü] fakr ile ölürsen öl / Fukarâ mevti çünki râhatdur.”

Sonuncu hadis ise şudur:

“Ne amelle ölürse bir âdem / Ol amel üzerine haşr olısar
Ölmedin idegör be[d] işleri terk / Her amel çünki sâhibin bulısar.”

(Benim elimdeki nüshada “igen” yerine yanlış olarak “iki” yazılmıştır. Her iki hadis Nihat Öztoprak, “Klâsik Türk Edebiyatında Yüz Hadisleri Hazırlayan Sebepler ve Manzum Yüz Hadisler”, Hazret-i Peygamber’i Sanatla Anlatmak, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Sakarya Kitaplığı/Yayın No: 42, Birinci Basım, Adapazarı 2018, s. 285-341’e göre düzeltilmiştir.)

Bundan sonra “Nazım” başlıklı, müellifinin (şairinin) CA’FERÎ olduğu anlaşılan 13 beyitlik tasavvufî mahiyette bir eser gelmektedir. Eserde kullanılan kelimelerden 16. yüzyıla ait olduğu tahmin edilebilir. Doğum ve ölüm tarihi bilinmeyen ancak 15. asırda yaşadığı tahmin edilen CA’FERİ adlı bir şair vardır (bkz.http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/caferi-mdiki). Acaba bizimki ile o aynı kişi midir? Bu metnin içeriği, bizim şairimizin ayrı bir CA’FERÎ olabileceğini düşündürmektedir.

Eser şudur:

“NAZIM

Yeter bu hâb-ı gafletden uyan hey gözlerim uyan
Ölüm başıŋ ucundadur vakti gözletmede her an
Sakın aldanma dünyâya seriŋ uğratma gavgâya*
Göŋül ver dâr-ı ukbâya vere cennet saŋa Rahmân
Bu dünyâya olan mağrûr sakın sanma olur mesrûr
Kapısından olur mehcûr gerek cinnî gerek insân
Kanı (hani) âbâ kanı ecdâd kanı ihvân** kanı evlâd
Kanı Şîrîn kanı Ferhâd türâbda oldular pinhân
Tefekkür eyle ahvâliŋ şer'[e] uydur ef’âliŋ
Ne deŋlü olsa çok mâlıŋ olursun cümleden hicrân
Bu dünyâ mü’mine mihnet olubdur*** kâfire cennet
Bulayım der ise[ŋ] izzet gece gündüz oku Kur’ân****
Bizi halk eyledi ma’bûd ibâdetdür aŋa maksûd
Umarım olasın mes’ûd rızâsında bulun ey cân
Çün ayrılma ibâdetden***** sakın kendin kabâhatden
Hazer eyle hıyânetden****** ve nâsa eyleme bühtân
Oku Hakkıŋ kitâbını kamu nâsa hitâbını
Bütün ömrüŋ hisâbını suâl eder saŋa Yezdân
Bilir kuluŋ hatâsını umaruz atâsını
Dahi cennet safâsını ede Mevlâ bize ihsân
Kelâm hep hakîkatdür kamu nâsa nasîhatdür
Amel kılsaŋ fazîletdür tefekkür eyleyesüz irfân
Bu bendi eyledi takrîr ve nazmıla edüp tahrîr
Umarım kalblere te’sîr eder bu bendim ey ihvân
Niyâzı Ca’ferî her bâr duâsında eden izhâr
Zünûbın affede Gaffâr her işin eyleye âsân.”

Eser burada sona ermektedir. Bunu “temmet” (=bitti, tamam oldu) kaydından anlıyoruz. Ancak yazılışında hatalar göze çarpmaktadır. Metni bugünkü söyleyişe azıcık uyarlarken ve birkaç yerde parantez içinde açıklamalar yaparken, bu hataları da yıldızlarla işaret edip düzelttik: *Gavyâya gavgâya, **ecvân ihvân, ***olurbdur olubdur, ****Kur’ânı Kur’ân, *****ibadetdür ibâdetden, ****** hıyânetdür hıyânetden gibi.

Nesih hattıyla yazılan “Nazım”ın vezni “mefâîlün mefâîlün mefâilün mefâîlün”dür.

Ardından “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlayan, genel ağda Sunullah Gaybî’ye atfedilen ve ilk iki dizesi bir ilahinin başlangıç beyti olarak okunan şu manzum eser gelmektedir. Ancak öbür iki dizesi söz konusu ilahide yoktur.

“Hüdâ rabbim nebim hakkâ Muhammed’dür resûlallah
Hem İslâm dînidür dînim kitâbımdur kelâmullah
Amelde Ebu Hanîfe mezhebi hem i’tikâdımda
Olubdur ehl-i sünnet ve’l-cemâ’at mezhebi vallah.”

Nispeten uzun olan bu eserin elimizdeki altıncı ve son yapraktaki son satırları şöyledir: “Dahi şer’i muhâlif ne var ise ef’âli akvâlim o hâli mâzîyi terk eyleyüp döndüm li-vechillah/ Muhammed Mustafâ’nın etdügi teblîğ ahkâmı kabûl eyledim/ Edüp (…).”

Görüldüğü gibi altı yaprakta üç eser ve iki (veya üç) müellif vardır. Latîfî’nin eserinin birçok nüshaları vardır. Umalım, öbür ikisinin de başka nüshaları olsun ve CA’FERÎ’nin kimliği ve eseri/eserleri aydınlansın. 

Fethi GEDİKLİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir