İçimizden biriydi Zeki Bey…
Yaklaşık on iki yıl, aynı kurumda çalışmıştık onunla.
Kısa boylu, gözlüklü, sakin, candan tavırlarıyla dikkat çeken bir dost, bir abi idi o.
Belki mali işlerle ilgili bir birimde çalışması, belki tevazu sahibi bir insan olması nedeniyle; onun şiirle bu kadar yakından ilgili bir kişilik olduğunu fark edememiştik o yıllarda.
Ne olduysa 2004 yılında olmuştu…
Beraber çalıştığımız Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan birdenbire ayrılmış, başka bir devlet kurumuna geçmişti.
Ama ne geçiş…
Sessiz, suskun, kendi hâlinde bir memur olan Zeki abimiz, yorgun yakamozlarla süslü bir akşam vakti birdenbire batışa geçen dargın bir güneş gibi kayboluvermiş; sessiz sedasız bir yükselişle, şiir semamızın parlak yıldızlarından biri olarak doğuvermişti.

Şair, Zeki Soyuduru’dan bahsediyorum.
Yazdığı şiirlerde ve yayınladığı üç şiir kitabında kullandığı adıyla, Ümit Zeki Soyuduru üstadımızdan…
Derin duruşlu, ağır olduğu kadar rahat, tutkulu bir dış görünüşü vardır onun…
Ancak iç coğrafyası oldukça aktif ve hareketlidir…
Kimi zaman bulutlu ve şimşekli, kimi zaman ışıl ışıl ve güneşli, kimi zaman da bir kelebeğin kanadından daha zarif ve nazik inceliklerle bezeli ve renklidir.
1956 yılında, Yozgat ilinin Sarıkaya ilçesine bağlı Kadılı mahallesinde doğmuştur Ümit Zeki Soyuduru.
Kadılı mahallesi İlkokulu, Yozgat İmam Hatip Lisesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunudur.
Edebiyat hayatına, ortaokul yıllarında amatör olarak yazdığı şiirlerle başlamıştır.
2012 yılında “Seni Bana Verseler”, 2015 yılında “Sevgi Sensin”, 2017 yılında da “Sana Geldim” başlıklarını taşıyan üç adet şiir kitabı yayınlanmıştır.
Ayrıca onun, Kelâmi Akdemir ile ortak “Sevdamız Sarıkaya Şiir Antolojisi” adlı bir çalışması vardır.
Bütün bunların yanında, Senden Kalan ve Sözün Özü adında iki şiir kitabı daha basıma hazırdır.
Birçok basılı ve elektronik antoloji ile edebiyat ve kültür portalında yüzlerce şiiri, onlarca biyografisi yayınlanan Ümit Zeki Soyuduru’nun, Mehmet Çetin tarafından seslendirilen “Aşk Beklemez” adlı albümde de, dört güftesi yer almaktadır.
Tam bir aşk ve anlam ozanıdır Ümit Zeki Soyuduru…
Aşk; kıymetli bir maden, bir altındır onun için.
Bundan böyle onun poetikasının nabzı, yalnız sevgi için atar desek, konuyu abartmış sayılmayız.
Zira sevgi; aynen Karacaoğlan’ın, Yunus’un ve Mevlana’nın dizelerinde olduğu gibi; varlığın can suyu, yaratılışın mayasıdır onun şiirlerinde.
Dahası, insani sevgiden ilahi sevgiye, beşerî aşktan süperi aşan aşka yelken açan bir denizdir…
Mana hamurunun karılması için su ve maya ne kadar lazımsa, varlık âleminin anlaşılıp kavranması için de, sevgi ve muhabbet o kadar lazımdır, gereklidir.
Birbirinden güzel şiirlerinde, hep bir sevgili arar Ümit Zeki Soyuduru…
Karacaoğlan kadar rint tütsülü ve tutkulu, gürül gürül akan çağlayanlar kadar duru ve coşkulu bir arayıştır bu…

Âdeta dermanı derdinde, tadı çilesinde, hazzı ulaşılmaz oluşundadır…
Bir güzeller güzeli çıkagelse, al işte geldim, benim o aradığın dese…
Kim bilir, belki de “İstemeeem!” çığlıklarıyla yankılanır yer gök, dere tepe…
Çünkü sınırlı ve sonlu bir aşkın temsilcisidir onun karşısına çıkagelen…
Oysa onun peşinden koştuğu sevgi; hudutsuzluk, sonsuzluk ve ulaşılmazlık kadar büyüktür.
Bundan böyle o, Karacaoğlan misali “Acep ela gözlüm var’mola” deyip Bor’u ve Niğde’yi gezse de… Ankara’dan Koçhisar’a gitse de… Hasan Dağı’nın ardından dolaşıp gelse de… En nihayet Trablus’a, Halep’e ve koca Mısır’a seyahat etse de, aradığı sevgiliyi bir türlü bulamaz…
Her ne kadar tarihî ve coğrafi açıdan birbirlerinden bir hayli uzak yaşasalar da, yazdıkları şiir ve dizeler itibariyle birbirleriyle çağdaş denecek kadar yakındır onlar…
Sadece farklı olan, belki de Ümit Zeki üstadımızın elinde saz olmaması, bir de şiirlerinin sonuna genellikle “Ümit” mahlası koymasıdır.
Bu iki farklılığın dışında; duyguları, coşkuları, sevgiliye olan vuruluş ve teslim oluşları; neredeyse Karacaoğlan ile hep aynıdır onun.
Hatta sevgiliye olan deruni aşklarının, psikolojileri üzerinde oluşturduğu toplumsal baskıya kadar…
Bundan böyle Karacaoğlan bir koşmasının sonunda:
“Karacaoğlan der ki ismim överler/ Ağu oldu bildiğimiz şekerler/ Güzel sever diye bühtan ederler/ Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var” dizelerini kullanırken, Ümit Zeki Soyuduru da:
“Zindanda Yusuf’un düşüdür aşkım/ Aslı’nın, Şirin’in aşıdır aşkım/ Her yerde her şeyin başıdır aşkım/ Mevla için çalar sazım sultanım!” mısralarını sayfalarına aktarır.
Hem aşk, hem halk, hem Hak şairidir Ümit Zeki Soyuduru.
Onun yazdıklarının yaklaşık yüzde doksanı, aşk temalı şiirlerden meydana gelmiştir.
Az da olsa onun bazı şiirlerinde; “Hem dini yaşamayız hem de bekleriz nusret/ Bu gidişle felaha hasret kalırız hasret!” dizelerinde olduğu gibi, Mehmet Akif’in içtenlikli üslubunu çağrıştıran bir retoriğin dayanılmaz serzenişleri görülür.

Bazı şiirleri ise, tıpkı “Oğul” şiirinde olduğu gibi; Doğu’nun klasik öğüt türlerini akla getiren didaktik ve samimiyet dolu mesajlar içerir:
“Boş geçirme gençlik en güzel çağın!/ Adaletten şaşma batar ocağın/ Türlü belalarla dolar kucağın/ Boğazına haram dizdirme oğul!”
Kısacası, Ümit Zeki Soyuduru; duvar gibi örülü şiirleri, lirik deyişleri, zengin kafiyeleri ile ünlü bir şairdir.
Bundan böyle Ankara Sanat Platformu 2015 yılı “Başarı Onur Ödülü” ile Türk Dünyası 2015 yılı “Hizmet Şeref Ödülü” başta olmak üzere çok sayıda dernek, kuruluş ve sivil toplum örgütü tarafından plaket ve belge ile ödüllendirilmiştir.
İnternetin, dijital teknolojinin ve sosyal medyanın ülkemizde hızla yaygınlık kazanması, Ümit Zeki Soyuduru’nun tanınırlığını daha da artırmıştır.
Bir nevi o; dijital çağın, dahası modern zamanların Karacaoğlan‘ıdır.
Güzel ve uzun bir ömürle daha nice yıllar yaşaması, Türkçemizin dil lezzetine daha çok eserler ve şiirler kazandırması; yazdıklarının karaca, yaşadıklarının akça olması dilek ve duasıyla.
Mesut ÖZÜNLÜ

Son Yorumlar