Üzerinden tam 1 yıl geçti ve hâlâ Patrick Süskind‘in ünlü romanı ‘Koku’ hakkında bir yazı yazamadım. Bu arada filmini tekrar izlemekle kalmadım; olayın geçtiği birçok mekânı da gezdim. Kısaca, roman yaşanmış gerçek olaylara dayanıyordu ama ben yine de yazamadım. Anladım ki, bu gecikme ya da bekleyiş bilinçaltıma yerleşmiş bir ‘Koku’ yüzünden kaynaklanıyordu. Tanıdığım kadınların hemen hemen hepsi aynı parfümü kullanıyordu çünkü…
Biliyorum; bir kokuyu kelimelere dökmek her zaman zordur. Chanel N°5‘i tanıyan herkes, onun benzersizliğini bilir ve onu hemen bir duygu ile ilişkilendirir. Kısaca; çok çiçekli, zengin ve anlaşılması güç bir kokudur Chanel N°5. Üst nota esas olarak gül yaprakları, portakal çiçeği, bergamot ve linalool kokan bileşenler içerir. Orta/Heart nota ise gerçek karakterini ortaya çıkarır: Yasemin, gül, zambak, iris çiçeği ve ylang ylang. Ayrıca yukarıda belirtilen portakal çiçeği, menekşeler ve tonka fasülyeleri de ona dâhildir. Bununla birlikte, Fransa-Grasse‘den gelen Mayıs gülleri, her Chanel N°5 şişesine katılmaz. Büyük çaplı üretimlerde elbette bu mümkün olmaz.

Chanel N°5’in ilk şişesi, Gabrielle Chanel tarafından tasarlanmış ve o zamandan beri çok az değişikliğe uğramış. Şekil olarak Paris’teki Place Vendôme geometrisini yansıtıyor. Ama onu hâlâ diğer parfümlerden ayıran ve dünya çapında benzersiz kılan şey nedir? Asıl soru bu işte…
Chanel N°5, 1917 Bolşevik İhtilali sırasında Rusya’dan kaçan Fransız parfümcü Ernest Beaux tarafından 1913 yılında geliştirilen “Le Bouquet préféré de l’Impératrice” adlı bir kokuya dayanarak 1921’de Gabrielle Chanel için yeniden yaratıldı. Yeni parfüm Chanel N°5 Batı’da hızla büyük bir başarı elde etti. Ancak Rusya’da yaşanan devrim kargaşasından sonra – terör ve yoksulluk korkusuna rağmen – mütevazı bir lükse ihtiyaç vardı. Ve böylece kökeni Fransız (Brocard) olan şimdi kamulaştırılmış kozmetik ve parfüm fabrikası Brokar & Co, 1925 yılında yeni bir parfüm hazırladı. “Krasnaya Moskva”(Kızıl Moskova) 1927’de Ekim Devrimi’nin onuncu yıldönümünde piyasaya sürüldü.

Chanel N°5 ve Kızıl Moskova neredeyse birebir aynı kokudur, çünkü Çarlık Rusya’sında geliştirilmiş olan aynı tarife dayanıyorlar. Bu ürün, Romanov hanedanının tahta geçişinin 300. yıldönümü vesilesiyle Moskova’da yaşayan bir Fransız parfümcü tarafından tasarlandı ama daha sonra dünyaca ünlü Fransız parfüm sektörünün başlangıç noktası oldu.
1921’den itibaren parfümü geliştiren Ernest Beaux, Gabrielle Chanel‘e çeşitli koku serileri sundu ve O, N°5’i seçti. Beaux ona nedenini sorduğunda; “Bu koleksiyonu beşinci ayın beşinci günü başlatacağım, beş rakamı bana uğur getiriyor” demiştir. Chanel N°5, bugün dünyada en çok satan parfüm markasından biridir. Çünkü koku, parfümcü Ernest Beaux’un Gabrielle Chanel adına yarattığı geleneksel ve klasik biçimiyle var olmuştur. “Kadınlar için kadın kokan bir parfüm” geliştirmek görevi verilmişti ona. 99 yıl sonra, tüm dünyadaki kadınlar hâlâ bu kokuyu satın alıyor ve sürüyorlar. Ve bu artık bir sır değil; biz erkekler, o hoş kokuyu severek içimize çekiyoruz. Chanel N°5 görünüşe göre modası geçmeyecek bir koku. Bu zarif ve seçkin kokudan memnun olmayan bir kadın duyulmuş değil.
99 yıldır var olan ve özgüven anlamına gelen bu koku, aynı zamanda özgürleşmenin bir diğer adı. Coco Chanel modada devrim yaptı ve her zaman bir tasarımcıdan çok daha fazlası olmak istedi. Moda onun için sadece başlangıçtı; aksesuarlar, takılar ve Chanel N°5 ünlü markalara dönüştü. Bu koku ile Coco Chanel, bir duygu ve bir rüya olarak anılacak somut bir dünya yarattı. Chanel N°5 üretim açısından da gerçek bir devrimdi, çünkü ilk kez bir parfümde sentetik madde kullanılmıştı.
“Moda geçer, ama tarz asla”

5 Mayıs 1923’te Coco Chanel ilerde tüm dünyaya yayılacak bir parfüm ile çıktı piyasaya. Tarihte daha başarılı bir koku, daha fazla satılan ve efsanelerle çevrili başka bir parfüm hiç olmadı. Şöhreti gerçekten hak ediyordu. Chanel N°5, Penisilin’e benzer bir şekilde bulunmuştu. Efsaneye göre, stajyer, aksilikler yüzünden ‘aldehid’ maddesini fazlaca dökmüştü… tant pis, voilà. Ve 20. yüzyılın en ünlü kokusu böyle kadınlarla buluştu!
Coco Chanel’in fikrini değiştirmesine neden olan acaba bu koku muydu? Çünkü kariyerinin başında, parfüm kullanan bir kadının saklanacak bir şeyi olduğuna inanıyordu. Ömrünün ikinci yarısında ancak ikna olmuştu: “Koku sürmeyen bir kadının geleceği yok!” diyordu bu kez. Bu yaklaşım bir çelişki mi? Ya da kadınların geleceği belki bu gizemli sanatın kendisinde yatıyordu? Bu arada, yatağına her gece birkaç damla Chanel N°5 damlatan Marilyn Monroe, kimbilir kaç erkeğin uykusunu çalmıştı? Osmanlı sarayındaki uygulamaları düşündüğümde bu olayı hiç yadırgamadım. Erkeğin hayal gücünü baştan çıkarmak asıl ustalık…
Chanel bunu şöyle ifade etmiş: “Yaşam sanatı yerinde kullanmak sanatıdır. Sohbet ile başlar, cazibe ile biter.” Evet, bir kadın çok güzel olmayabilir, ama hiç bir erkek ihmal edilmeye gelmez. O yüzden Coco Channel, bir kadının her gün hayatının aşkını karşılayacak gibi giyinebilecegi rahat ve albenisi yüksek kumaşlar seçmiş ve beğenileceğini hissedeceği elbiseler tasarlamıştır. Cinselliğin sürekli kışkırtıldığı bir çağda gözlerinizi kapatmak ve tatlı bir kokuya dalmak hoş bir isyan değil mi? Hayal gücünün tetiklediği bir aşk ne hoş bir duygu. Coco Chanel, temsil ettiği her şeyle, kadınların mutlaka beklentilerinin olması gerektiğini söylüyor: “En cesur hareket bizzat kendimizin düşünmesidir. Hem de yüksek sesle.”
Koku sadece Gabrielle Chanel yüzünden tanınmadı tabii ki. Marilyn Monroe örneğin, Channel N°5 tutkunuydu. Ayrıca Catherine Deneuve, Lauren Hutton, Nicole Kidman, Vanessa Paradis ve Audrey Tatou onun reklam yüzü oldular. Ancak zamanla, bir kokuya olan talep değişebilir. Yıllar sonra Channel için de değişim zamanı gelmişti. Karl Lagerfeld, Chanel’de göreve başladığında(1983), yeni bir başarıya imza attı: Eau de Parfum ve Eau de Toilette’nin yanı sıra Coco, Allure, Coco Mademoiselle ve Chance gibi yeni kokular geliştirdi.
Son söz:
Kadınları yok sayan bir dünyanın eline ne geçer ki…

Alaattin DİKER
Derkenar: Farkındayım, gezi yazılarım giderek felsefi derinlik kazanıyor. Bu yöneliş benim açımdan bir hazırlık. Çünkü önümüzdeki ay yapacağım iki ayrı gezime Ernst Jünger’in “Orman Yürüyüşü”(1950) ile Martin Heidegger’in “Sapa Yollar”(1950) kitapları eşlik edecekler. Müsadenizle biraz dinleneceğim. Ardından dantel yazılara devam ederiz.

Son Yorumlar