Deus Vult: Tanrı Böyle İstiyor

“Tanrı’nın barışının korunması için Kudüs’e gidin ve inançsızları yok edin. Ölürseniz Tanrı’nın cenneti sizin olacaktır.” (Papa II. Urban, 1095)

1094 yılı Avrupa’sı kuraklığın, açlığın, salgın hastalıkların getirdiği zorluklarla boğuşuyordu. Halk öfkeliydi ve bu yokluk, karanlık kıtasından kaçıp kurtulmak isteyen insanlar çoğunluktaydı. Doğu’nun zenginliği, şaşâsı ile ilgili anlatılan hikâyeler herkesin dilindeydi. Kıta’ya hakim kilise ve politik düzen de pek yolunda değildi. Kırk yıl önce Katolik kilisesi ikiye bölünmüş, ortaya yeni bir mezhep “Ortodoks mezhebi” çıkmış ve Katolik kilisesinin gücü alabildiğine zayıflamıştı. Ayrıca 1071 yılında Malazgirt’te Selçuklu Türklerine yenilen Bizans’lılar sürekli toprak kaybetmeye devam ediyordu. Türkler İstanbul’un burnunun ucuna, İznik’e kadar gelmiş, yerleşmişlerdi. Roma’nın başkenti İstanbul’u tehdit ediyorlardı. Doğu Roma tahtında oturan 1. Aleksios Kommenos Avrupa başkentlerine ve Papa’lığa elçiler göndermiş, Müslüman Türklere karşı acil yardım istemişti.

Papa II. Urban, Temmuz 1095’de doğduğu ülkeye, yani Fransa’ya giderek çeşitli görüşmeler yaptı ve 27 Kasım 1095’de toplanan Clermont Konsili’nde binlerce insanı Doğu’ya doğru harekete geçiren o ünlü konuşmasını yaptı. Papa Urban II, Kudüs’deki Hırıstiyan hacıların gördüğü zulümlerden ve inançsızların, yani müslümanların vahşiliklerinden bahsederek müslümanlara karşı “Kutsal savaş” ilan etti. Bu uğurda öleceklerin de kesinlikle cennete gideceklerini vaad etmekten çekinmedi.

Aslında Haçlı seferlerinin temeli bu konuşmadan çok önce, daha 1086 yılında Papa VII. Gregorius tarafından atılmış ve “Reconquista” yani “yeniden fetih” sloganıyla Endülüs’teki müslümanlara karşı uygulanmaya konulmuştu.

Papa II.Urban’ın “kutsal savaş” ilanı Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. Zaten huzursuz olan halk yığınları, yeni bir kıta, yeni ülkeler ve masallara büründürülerek anlatılan akla-hayale gelmez zenginliklere kavuşmak için yanıp tutuşuyorlardı. Ağırlıklı olarak Fransız, Norman ve Lombardlardan oluşmuş kalabalık bir ordu, bütün Avrupa’daki ülkeler tarafından “Tanrı ve Kudüs adına” yapılan yardımlarla muazzam bir güce kavuştu.

Haçlı ordusu 1097 yılında parça parça İstanbul önlerinden görünmeye başladılar. Bizans İmparatoru 1.Aleksios Komnenos, İstanbul’a gelen bu büyük ordu için hem seviniyor hem de korkuyordu. Onları kendi topraklarına sokmamaya çalıştı. Gelen birlikleri İslam ülkelerine doğru yönlendiriyor ve alacakları Antakya’yı da kendisine istiyordu.

İlk Haçlı seferinin üzerinden 107 yıl geçince, Bizans İmparatoru’nun  korkuları ve öngörüleri gerçekleşecek ve 4.Haçlı seferleri sırasında o azgın ve başı bozuk kalabalık 1204 yılında İstanbul’u işgal ederek binlerce insanı öldürecek ve mezarlıklara kadar soyup Avrupa’ya götürecekti. İstanbul’in işgali ve Haçlı ordularının vahşeti Batı tarihçileri tarafından yüzyıllar boyu anlatılacak ve asla unutulmayacaktı. İngiliz tarihçi John Julius Norwich, “Bizans: Çöküş ve Yıkılış” isimli eserinde Haçlı ordusunun  İstanbul’da yaptığı tahribatı ve acımasızlığı şöyle anlatır:

“Dördüncü Haçlı Seferi daha önceki Haçlı seferlerine kıyasla imansızlık, ikiyüzlülük, vahşilik ve açgözlülük bakımından önceki seferlerden katkat üstünde olmuştur. İstanbul’un talan edilmesi, 5. yüzyılda Roma’nın barbar kavimler tarafından yağmalanmasından, 7. yüzyılda İskenderiye kütüphanesinin ve kitaplarının yakılmasından, bütün dünya için daha çok felaketli olan bir kayıp ortaya çıkarmıştır.”[1]

1095 yılında “Kutsal savaş” adı altında  başlatılan ve 1272 yılına kadar dokuz kez yapılan Haçlı Seferleri’nin sonucunda bir medeniyet tamamen yağmalanmış, yok edilmiş ve İslam dünyası büyük acılara, yoksulluğa, karanlığa mahkum edilmeye çalışılmıştır. Avrupa da bu seferlerin büyük acılarını yaşamış, yüzbinlerce insan kaybetmişti. Ama Müslümanlardan öğrendikleri  çeşitli (kağıt yapımı, pusula, gemicilik, barut gibi) yeni bilgileri geliştirdiler ve rönesansın temellerini attılar.

Etkileşim sadece bilim sahasında olmadı. Batı’daki yiyecek ve içecek düzeni de bu seferler sonucu değişmeye başladı. Doğu’ya özgü çeşitli baharatlar, aromatik sakızlar, şeker kamışı, susam, keçiboynuzu, darı, pirinç, kayısı, kavun, limon, incir, nar, zeytin, şeftali, hurma, portakal, ıspanak, muz v.s. gibi ticari gıdaların her biri Haçlıların ilk defa Doğu’da karşılaştıkları ürünler arasında sıralanabilir. Gıda maddeleri dışında çeşitli kumaşlar, halılar, fildişi, cam, ayna, inci, değerli taşlar, gümüş, emaye, cam ve seramikten yapılan çeşitli ev eşyaları Doğu’dan Batı’ya aktarılan ürünler arasında gösterilebilir.[2]

Kültürel etkileşim açısından önemli bulduğumuz bir takım olgularla konumuzu açıklamayı sürdürmek gerekirse Haçlılar hayatın farklı alanlarında kullandıkları birçok öğeyi Doğululardan öğrenmişlerdir. Örneğin; şövalye ve atlarına ağır metallerden elbiseler giydirmek, posta güvercinleri kullanmak, geceleri haberleşmeyi sağlamak için ateş yakmak, spor turnuvaları düzenlemek, yel değirmenlerini ve nehir suyuyla çalışan değirmenleri kullanmak, çeşitli hayvan figürlerini savaş aletleri, bayrak ve armalar üzerinde kullanmak, Doğu’lu devletlerininkine benzer mahiyette para bastırmak gibi sayabileceğimiz birçok kültür unsurunu doğudan nakletmişlerdir. Haçlıların Doğu’da ilk kez karşılaştıkları ürünler arasında şeker ilk sıralarda yer almaktadır. Doğu’da “şeker” ve “kand” sözcüğü ile ifade edilen şeker kamışı Batı dillerine “sugar” ve “candy” kelimeleri ile geçmiştir. Haçlılar şeker üretim tesislerinin işleyişini kısa zamanda öğrenmişler ve şeker ticareti ile yetinmeyerek bu tesisleri aynen Batı’ya kurarak şeker üretimine başlamışlardır.[3]

Osmanlı’nın zayıflaması, Batı’nın yeni ticaret yolları ile birlikte Amerika’yı keşfetmesi ve sömürü düzenin değişmesiyle birlikte fiili Haçlı seferleri sona ermiş ama iki uygarlık arasındaki düşmanlık ve yarış asla sona ermemiş, sadece biçim değiştirmiştir. Sanayileşen Batı sömürü biçimini değiştirmiş ve dini ayrılıkları pek dile getirmeden tüketim toplumları yaratamak yoluna gitmiştir.

Orhan ARAS

 Kaynak:

[1]  John Julius Norwich, “Byzantium: The Dicline and Fall”
[2]  Yrd.Doç.Dr. Zeynep Güngörmez: “Haçlı Seferleri Döneminde Gelişen Dou-Batı Ticaretinin Doğal Sonucu. Kültürel Etkileşim.”
[3]  Aynı yer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir