Dinler Arası Çoğulculuğun Manifestosu Olarak Kur’an

Yedinci Asırda nüzul etmiş Kuran tazeliğini yirmi birinci asırda bile hissettirebilen mucizevi bir kitaptır. Ve Kuran dinler arası ilişkiler konusunda küresel bir barışın tüm ilkelerini bizlere vermeye yeteneklidir. Yeter ki onu hakkıyla okumayı bilelim.

I.

Aşağıdaki ayetler Allah’ın tek Allah’a inanan her dinin merkezi mabedini ve o dinin ritüelini kutsadığını beyan etmek için nazil olmuştur. Bu mabed Müslümanlar için Kabe, Yahudiler için Süleyman Tapınağı, Katolikler için Vatikan, Hindular için Ganj Nehridir, vs:

HACC 67. Biz her ümmet için bir ibadet yolu yapmışızdır ki, onlar onun abidleridir. Şu halde bu işte seninle asla tartışmaya girmesinler; ve sen Rabbine davet et; çünkü sen muhakkak doğru olana götüren, doğru bir yoldasın.

HACC 34. Her ümmet için Allah’ın kendierine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine (Allah’ın) adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin tanrısı bir tek tanrıdır; onun için yalnız O’na teslim olan Müslümanlar olun. İtaat eden alçak gönüllü kimseleri müjdele!

HACC 40. Onlar: “Rabbimiz Allah’tır.” demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz içinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.

Aşaşıdaki ayet Allah’ın tek Allah’a inanan farklı dinlerin şeriatlarını, temel yasalarını ve onları Allah’a vardıran yöntemlerini ayrı ayrı kutsadığını beyan içindir. Ayete göre farklı din mensupları bu temel farklılıklarını korumalı ve birbirleriyle hayırda yarışmalıdırlar:

MAİDE 48.  Sana da önünde bulunan kitapları doğrulayıcı ve onlara bir şahit olmak üzere bu hak kitabı indirdik; onun için sen de aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, sana gelen gerçekten ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme! (Ey farklı din mensupları!) Her biriniz için farklı bir kanun ve bir yöntem tayin ettik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı işlerde yarışın. Nihayet dönüşünüz hep Allah’adır. O zaman O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

Kuran sadece mabed, ritüel, şeriat ve yöntem farkılılıklarını değil, farklı dinlerin Allah’ı tanımada birbirlerine karşı sahip oldukları metafizik farkı da kutsar. Bir Müslüman’ın, bir Hıristiyan’ın, bir Budist ya da Taocu’nun Tanrı’yı tanıma biçimi birbirinden farklıdır. Kuran’a göre bu metafizik fark, her bir dinin farklı bir yönelimle Tanrı’ya bakıyor olmasından doğar. Ve Kuran için bu metafizik fark kutsaldır. İlgili ayetler şöyle:

BAKARA 115. Bununla beraber (ey farklı din sahipleri), doğu da Allah’ın batı da! Nerede yönelseniz, orada Allah’a durulacak yön vardır! Şüphe yok ki Allah’ın rahmeti geniştir ve O, her şeyi bilendir.

BAKARA 142. İnsanlardan beyinsiz takımı: “Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?” diyeceklerdir. De ki: “Doğu da batı da Allah’ındır. O, dilediği kimseyi doğru bir caddeye çıkarır.

BAKARA 148. (Farklı din sahiplerinden) her birinin yöneldiği bir yön vardır, o ona yönelir. Haydi hep hayırlara koşun, yarışın! Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki, Allah herşeye gücü yetendir.

Kuran’ın Hıristiyan, Yahudi, Konfüçyüsçü vs farklı din mensuplarından istediği kendi dinlerini bırakıp İslam şeriatına tabi olmaları değil, aksine kendi dinlerini samimiyetle yerine getirmeleridir. Aşağıdaki ayetler bu hususu düzenler:

MAİDE 44. Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat’ı indirdik. Kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları da Allah’ın kitabını muhafaza etmekle görevli olmaları ve üzerine şahit olmaları dolayısıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin! Ey hakimler, her kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir. 46. Arkadan da o peygamberlerin izleri üzerinde Meryem’in oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı bir doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik. 47. İncil’e inananlar da Allah’ın onun içinde indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar dinden çıkmış günahkarlardır.

Bir küresel çağ kitabı olarak Kuran’ın farklı din mensuplarından istediği ikinci husus ise, onların birbirine saygılı olmaları ve birbirlerinin mescidlerini ve dinlerini yok etmeye girişmemeleri zorunluluğudur. Aşağıdaki ayetler bu emri beyan için inmiştir:

BAKARA 113. Yahudiler: “Hıristiyanların dayandığı bir şey yoktur.” Derken, Hıristiyanlar da: “Yahudilerin dayandığı bir şey yoktur.” dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi diyorlar. Bu yüzden Allah ihtilaf ettikleri bu hususta kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. 114. Allah’ın mescitlerinde, Allah’ın isminin anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimselerden daha zalim kim olabilir? Bunların oralara korka korka girmekten başka çareleri yoktur. Bunlara dünyada zillet, ahirette de büyük bir azap vardır.

Kuran’a göre hangi din mensubu olursa olsun dininin gereğini samimiyetle yerine getiren insanın ahirette gideceği yer cennettir. Bu kişi Müslüman olmasa bile bu böyledir. Aşağıdaki ayetler bu düşünceyi aktarmak için nüzul etmiştir

NİSA 123. O, ne siz Müslümanların kuruntularınıza, ne de Kitap Ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır ve Allah’tan başka da ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulabilir. 124. Erkek olsun, kadın olsun her hangi bir kimse mümin olarak iyi bir iş yaparsa, işte böyleleri cennete girerler ve zerrece hakları yenmez.

BAKARA 62. Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükafatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır.

II.

Kuran’a dair bir önyargı, Kuran’ın yazarının Yahudi ve Hıristiyan Ehl-i Kitap geleneğini bildiği fakat Mezopotomya-dışı dini geleneklerden bihaber olduğudur. Oysa küresel çağın kitabı olarak Kuran Çin, Hint, İran, Roma gibi dini geleneklerdeki Tanrı tasarımını da kuşatan bir muhtevaya sahiptir. Yani Kuran, farklı dinlerdeki tüm tanrıları tek tanrı kılan bir muhtevaya sahiptir. Bu konu Kuran’da şu ayetlerle ifade edilir:

SAD 4. İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kafirler: “Bu bir sihirbaz, yaman bir yalancı” dediler. 5. (Farklı dinlerin) ilahları(nı) bir tek ilah mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak birşey, çok tuhaf!

Bu iddiamızın ispatına devam etmek için öncelikle Kuran’a göre her kavme bir hidayet edicinin geldiğini ve her kavmin hidayet edicisinin o kavmin dilini ve kültürel altyapısını veri alarak konuştuğunu bilmek gerekir. İlgili ayetler şöyle:

RAD 7. O küfredenler diyorlar ki: “Ona Rabbinden bambaşka bir mucize indirilse ya!” Sen ancak bir uyarıcısın; ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.

İBRAHİM 4. Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle her şeye galip, tam hüküm sahibidir.

Zerdüşt diniyle başlayalım. Zerdüşt dini için Tanrı göklerin ve yerin nuru ve ışığıdır. Aşağıdaki ayet bu tanrı kavrayışını ifade ediyor:

NUR 35. Allah göklerin ve yerin nurudur.

Ve Zerdüşt dinine göre evren ve tarih, Tanrı (Ahura Mazda) ve İblis/Şeytan (Ehriman) arasındaki mücadeleden ibarettir. Aşağıdaki pasaj Kuran’a göre evrenin Tanrı’nın yandaşları ile İblis’in/Şeytan’ın yandaşları arasındaki bir kavgadan ibaret olduğunu anlatıyor.

MÜCADELE 19. Şeytan kendilerini istila etmiş ve kendilerine Allah düşüncesini unutturmuştur. İşte onlar ‘şeytanın yandaşları’dırlar. Uyanık ol ki, ‘şeytanın yandaşları’ hep hüsrana düşenlerdir. 20. Allah’a ve peygamberine hudud yarışına (onların koyduğu sınırlardan başka sınırlar koymağa) kalkanlar, en alçaklar arasındadırlar. 21. Allah: “Andolsun ki, Ben yenerim Ben ve peygamberlerim!” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah güçlüdür, daima üstün gelendir. 22. Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun Allah’a ve peygamberine karşı kanunlar koymaya kalkışan kimselerle sevişir bulamazsın; … Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, ‘Allah’ın yandaşı’dırlar. Uyanık ol ki, ‘Allah’ın yandaşları’ hep kurtuluşa erenlerdir.

Tanrısız bir din olduğu söylenen Budizm de aslında Tanrı’ya inanır. Fakat Budizm’in Tanrısı Yahudi-Hıristiyan geleneğinin aksine insan-biçimli değil, soyut ve mücerreddir. Budizm için Tanrı, bizlerin Nirvana yoluyla eriştiği bir Mutlak Bilinç’tir. Ki bu Mutlak Bilinç ya da Nur Herşeyin Başı-Sonu-Dışyüzü-İçyüzü’dür. Kuran aşağıdaki ayetlerde bu Tanrı tasarımına işaret eder:

HADİD 3. O, ilk ve sondur; görünen ve görünmeyendir. Hem O her şeyi bilendir!

Budizm için bu Mutlak Bilinç Nur’dur/Işık’tır ki insan-biçimli bir tanrı gibi yaratmaz. Aksine evrende tezahür eder. Tanrı’yı Işık/Nur olarak tanıtan Kuran’ın aşağıdaki ayeti, Tanrı-Evren ilişkisine bakmanın iki meşru yolu olduğunu söyler: ister bir yaratım olarak isterse de kozmik Nur’un/Işık’ın tezahürü olarak:

EN’AM 1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve Nur’u getiren Allah’a mahsustur. Yine de hakkı tanımayanlar bunları kendilerini yaratana denk tutuyorlar.

Kuran Hindu geleneğinin Tanrı tasarımına da işaret eder. Hindu gelenek için de Tanrı Budizm’deki gibi Evvel-Ahir-Zahir-Batın olarak Mutlak Bilinç’tir.

Fakat Hinduizm için bu Tanrı’nın üç vasfı daha vardır: Tanrı Brahma ismiyle yaratır, Şiva ismiyle yarattıklarını parçalar ve Vişnu ismiyle parçaladığı yaratıkları yeniden bütünleştirir. Kuran aşağıdaki ayetlerle Allah’ın bu üç vasfını dile getirir: Allah (yani Yaratıcı), Kahhar (yani Parçalayıcı) ve Vahid (yani parçaladıklarını yeniden birlik ve bütünlük haline getiren:

YUSUF 39. Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı birçok tanrılar mı, yoksa hepsinden üstün Vahid ve Kahhar olan tek Allah mı daha hayırlıdır?

Kuran Hinduların reenkarnasyon döngüsüne de işaret bırakır. Hinduizm için mesele doğum-ölüm çarkından kurtulup Nirvana’ya, kalıcı yaşama ve mutluluğa ermektir. Kuran için de müminler sadece bir defa ölüp Cennet’e kavuşurken, kafirler en azından iki defa ölür ve dirilir. İlgili ayet şöyle:

MÜMİN 10. O küfredenlere muhakkak şöyle bağırılacaktır: “Kesinlikle Allah’ın gazabı, sizin kendinize karşı olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana davet ediliyordunuz da küfrediyordunuz.” 11. Diyecekler ki: “Ey Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün, iki kere de dirilttin, şimdi günahlarımızı anladık; acaba çıkmanın bir yolu var mı?”

Kuran, yine Tanrısız olduğu söylenen Tao dininin temellerine de işaret bırakır. Zira Taoculuk da tanrısız değildir; Taoculuk, Yahudi-Hıristiyan geleneğinin aksine, Tanrı’yı mücerred, soyut ve kavranamaz bir biçimde tanır. Taoculuk için Tao,  herbirimizi yaratan, besleyen, eğiten ve koruyan kollayan güçtür. Yani Alemlerin Rabbidir. Toplum için hükümdar neyse, evren için Tao odur. Yani Tao ilahtır/uluhiyete sahiptir/Allah’tır. Ve Tao herbirimizin Babası gibidir (yani Rahman’dır) ve herbirimizin Anası gibidir, Yani (Rahim’dir). Ve herbirimizin esas vazifesi Tao’ya saygı duymak, onu sevmek, ona hizmet etmek ve onun vasıflarıyla vasıflanmaktır. Aşağıda herbirimizin zaten biliyor olduğu ayetler Taoculuk’taki bu Tanrı kavramına göndermedir:

FATİHA 2. Hamd o alemlerin Rabbi olan Allah’a, 3. O Rahman, Rahim’e…

Taoculuk için, Tao’nun yarattığı evrenin işleyişi Yin-Yang ilkelerine dayanır. Yani Taoculuk’ta ışık ve karanlık ilkeleri, yok edici ve yaratıcı ilkeler birbirinin içine girerek, birbirini tamamlayarak evreni şekillendirirler. Kuran’da çok sık geçen ve evrenin işleyiş yasasını bildiren aşağıdaki ayet Yin-Yang ilkesinin bir dile getirilişidir.

LOKMAN 29. Görmedin mi Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor.

Kuran Stoacılığa da işaretler bırakır. Stoacılar Logos olarak, Kozmik Akıl ve Bilgelik olarak Tanrı’ya taparlar. Kuran’ın Allah’ı sürekli Alim ve Hakim sıfatlarıyla zikredişi, Stoacıların bildiği haliyle Tanrı’nın bir dile getirilişidir.

(Burada Konfüçyüs geleneğine ayrı bir yer ayırma gereksinimi duymuyorum. Zira Konfüçyüsçüler zaten Gök Tanrı’ya inanır. Ve Gök Tanrı Konfüçyüs’ü toplumu ıslah etsin diye görevlendirmiştir. Yani Konfüçyüs bir resul ve peygamberdir.)

Hint, Çin, İran, Roma, vs bu dinlerin tamamında insanı ölümsüz bir hayat bekler. Zerdüşt için bu ölümsüz hayat Cennet ve Cehennem’dir. Konfüçyüsçüler ölünce atalarına kavuşur. Ölüm, Taocular ve Stoacılar için Tao’ya ve Logos’a kavuşmaktır. Budistler ve Hindular için Nirvana’ya ererek ölümden kurtulmaktır, vs. Yani bu dinlerde bir öz olarak Tanrı tasarımıyla beraber insanı bekleyen ölümsüzlük düşüncesi, yani ahiret düşüncesi de temeldir.

III.

Bir Müslümanın farklı dinlerle müspet diyaloğunu engelleyen temel hususlardan biri bu dinlerde Tanrı’nın oğlu, yeryüzünde dolaşan Tanrı-İnsan gibi kavramlara çokça müracaat ediliyor oluşudur. Oysa Kuran’a göre Allah’tan başka her şey yaratılmıştır ve O’nun kuludur. Kuran en başta Hazret-i İsa’nın şahsında Tanrı’nın oğlu ve Tanrı-İnsan kavramına savaş açar.

Oysa Kuran’ı derinlemesine okuyacaksak Kuran’ın bu hususta söylediği daha inceliklidir. Zira Kuran bir yandan “İncil ehli İncil’e uysun” derken, bir yandan da İncil’in en temel mesajı olan bu kavramlara savaş açması görünüşte bir çelişkidir. Çelişkinin çözümü yine Kuran’da verilir. Zira Kuran’a göre Kitab’ın bir kısım ayetleri müteşabih ve semboliktir. Bu sembolizmayı zorlamak ve bu sembolizmadan olmadık manalar çıkarmak dine zulümdür. Kuran’a göre Hazret-i İsa’nın kullandığı bu ibareler de kendi sembolizması içinde anlaşılmalıdır. Ayet şöyle:  

ALİİMRAN 7. Sana bu muazzam kitabı indiren O’dur. O’nun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece anlamı benzeşiklerin ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: “İnandık, hepsi Rabbimizdendir.” derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez.

Zaten Kuran’ı dikkatle okuyacaksak sadece İncil’ göre değil, Kuran’a göre de Hazret-i İsa bir yandan beşer bir yandan Tanrı’dır. Zira İsa’nın Havarileri ona ‘Tanrı’ diye hitap etmiştir. Ve Kuran, Havarilere bu hususta bir eleştiri getirmeden onların bu cümlesini aynen zikrederek İncil’deki Tanrı-İnsan kavramını onaylamış olur. Ayet şöyle

SAFF 14. Ey iman edenler, Allah yardımcıları olun! Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere: “Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir?” dedi. Havarileri: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız.” dediler Bunun üzerine İsrail oğullarından bir grup iman etti, bir grup inkar etti. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik o suretle onlar üstün gelip yüze çıktılar.

Zaten bu hususu tartışan Maide Suresi, Havarilerin istediği gökten inen sofra yoluyla, İsa’nın bu yarı insan-yarı tanrı çifte doğasını teyit eder. Tüm Hıristiyanların bayramı olan Gökten İnen Sofra, başka hiçbir şey değil, ama ekmek-şarap ayini, yani İsa’nın eti-kanı ayinidir. Yani Kuran’a göre beşer olan İsa’nın kanı ve eti gökten, yani Tanrı katından inmiştir. Ayet şöyle:

MAİDE 112. Bir vakit Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de İsa da: “İnanıyorsanız Allah’tan korkun!” demişti.

113. Onlar: “Biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve onu -Allah’ın indireceği sofrayı- bizzat görenlerden olalım.” dediler.

114.  Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı: “Allah, ey bizim yegane Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve kudretinden bir nişane olsun! Bizleri rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!”

Kuran için buradaki mesele, Tanrı’nın oğlu, Tanrı-İnsan gibi sembolik kavramların kullanım amacından sapmaması; örneğin, bu sembollerin kötüye kullanımı yoluyla Tanrı’ya yaratmak için acziyet ya da cinsel arzu atfetmemek ya da bu kavramlar yoluyla İsa’nın vekili olan kiliseyi insanların karşısına Tanrı gibi egemen kılmamak lüzumudur. 

Tanrı-İnsan, Tanrı’nın Oğlu gibi kavramlar hakkındaki buradaki çıkarımımız Hindu geleneğinde Tanrı-insan olarak anılan saygın insanlar için de geçerlidir.

IV.

Müslümanların başka dinlerin kutsal metinlerinden, en başta Tevrat’tan uzak durmalarının bir sebebi Tevrat’ın Davud, Süleyman gibi peygamberlerin günah işlediğini söylemesidir. Oysa kelam ilmimize göre peygamberler günah işlemez. Fakat meseleye Kuran’dan bakacak olursak peygamberler günah işleyebilir. Zira şeytan onların arzularına karışabilir. Ayet şöyle:

HACC 52. Biz senden önce bir resul ve bir nebi göndermedik ki, o bir şey yapmak arzu ettiğinde, şeytan onun arzularına kuruntular karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, ayetlerini güçlendirir. Allah, bilendir, hikmet sahibidir. 53. Bunu, şeytanın karıştıracağı kuruntuları kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimselere bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Çünkü zalimler haktan uzak bir ayrılık içindedirler.

Kuran’ı ve Tevrat’ı mukayeseli okuyacaksak Kuran Hazret-i Davud’un günah işlediğini teyit eder. Zira aşağıdaki ayet tam da Davud’un işlediği günahın Tevrat’taki anlatımının bir özetidir:

SAD  21. Birde davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı. 22. O zaman Davud’un yanına giriverdiler de onlardan telaşa düştü. Ona ” Korkma!” dediler, biz iki davacıyız, birimiz diğerinin hakkına tecavüz etti. Şimdi sen aramıza doğrulukla hükmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar. 23. “Şu benim kardeşim, onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken; “Onu da bana bırak” dedi. Ve beni söyleşmede (tartışmada) yendi.” diye anlattı.24. (Davut) dedi ki: “Doğrusu senin bir dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten karışıkların (bir toplum içinde yaşayanların) çoğu birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az. Davut kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ederek (Allah’a) yöneldi. 25. Biz de bu hatasını kendisine bağışladık. Gerçekten ona, yanımızda bir yakınlık ve akibet (dönüş) güzelliği vardır.

Aşağıdaki ayet ise Süleyman’ın Tevrat’ta işlediği söylenen günahının teyididir. Ayetteki taze kısraklar, başka hiçbir şey değil, fakat Süleyman’ın gönül verdiği güzel kadınlardır. Süleyman’ın tahtına oturmuş ceset ise Süleyman’ın gönül tahtına kurulmuş bir müşrik kadından başka bir şey değildir.

SAD 30. Bir de Davud’a Süleyman’ı ihsan ettik; ne güzel kuldu. O tesbih edip Allah’a yönelirdi. 31. Kendisine akşamüstü taze kısraklar gösterildiğinde: 32. “Bu güzelliklerin sevgisi, Rabbimi anmaktan beni alıkoydu.” Nihayet (kısraklar) perde arkasına gizlendi. 33. “Geri getirin onları bana” dedi ve tuttu bacaklarını, boyunlarını ovmaya başladı. 34. Andolsun ki Süleyman’ı fitneye düşürdük ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tevbe ile önceki haline döndü 35. “Ya Rab, beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz bütün dilekleri veren Sensin, Sen.” dedi.

Müslümanların İncil’den uzak durmasının bir sebebi ise Kuran’ın İsa’nın çarmıha gerildiğini reddetmesi, İncil’in ise bir esas olarak İsa’nın çarmıha gerilmiş olduğu itikadını vaz etmesidir. Oysa Kuran’ı dikkatle okuyacaksak Kuran bu konuda İncil’le çelişmez. Zaten “İncil ehli İncil’e uysun” dediği bir kitapla nasıl çelişebilir ki? Bu zahiri çelişkinin çözümü şöyledir. Allah, Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyi yasaklar. Ayet şöyle:

BAKARA 154. Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, hayır diridirler, fakat siz sezmezsiniz.

Ve Allah İsa’nın ancak öldükten sonra kendi katına yükselmiş olduğunu teyit eder:

ALİİMRAN 55. O vakit ki, Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa, gerçekten seni öldüreceğim, seni kendime kaldıracağım, seni o inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar, o inkarcılardan üstün kılacağım.

İsa’nın çarmıha gerilmediğini iddia ettiğine inandığımız ayet ise şöyle:

NİSA 157. Ve: “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük.” demeleri yüzünden. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat kendilerine öyle gösterildi. Onda anlaşmazlığa düşenler bundan dolayı şüphe içindedirler, o hususta tahmin peşinde gitmekten başka hiç bir bilgileri yoktur. Kesin olarak O’nu öldürmediler.  158. Doğrusu Allah, O’nu kendine doğru yükseltti. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

Buradaki ibarenin edebiyatını doğru anlayacaksak şu örneği verme lüzumu duyuyorum. Büyük bir İslam düşünürü olan Seyyid Kutup idam edildi, Cemal Abdünnasır tarafından. Fakat Seyyid Kutup’un idamı onu bir anda İslam ölçekli bir kahraman yaptı ve Seyyid Kutup’un mesajı tam da bu idam yüzünden pek çok kalpte kökleşti ve Seyyid Kutup ümmet ölçekli bir kahraman mevkiine yükseldi. Eğer bu çağda vahiy inseydi ve Cemal Abdünnasır şunlar söyleseydi: “Ben Seyyid Kutup’u öldürdüm. Ve onu darağacına astım,” Allah Abdünnasır’a şöyle yanıt verirdi: “Aksine…. Sen Seyyid Kutup’u ne öldürdün. Ne de darağacına astın. Sana sadece öyle gösterildi. Bu eylem yoluyla biz onu uluslararası bir kahramana çevirdik. Onun mesajlarını kalplerde kökleştirdik ve onu kendi katımıza yükselttik.” Anladığım kadarıyla İsa’nın çarmıha gerilişinin Kuran’daki edebi dile yansıması da budur. Yani görünüşte İsa çarmıha gerildi ve büyük acı çekti. Fakat Allah onu bu çarmıh yoluyla büyük bir efsane makamına yükseltti ve İsa’nın mesajı ancak bu çarmıh yoluyla kalplerde kökleşti ve yayıldı.

Kuran Hıristiyan itikadındaki teslisi reddeder. Fakat zaten İncil dikkatle okunduğunda, teslis’in İncil tarafından vaz edilmemiş olduğu görülür. Teslis, sonraki Hıristiyan ilahıyatçılarının bir icadıdır. Fakat yine de Kuran teslise inanan dürüst ve samimi Hıristiyanların da ahiretteki yerinin cennet olduğunu söyleyerek sahtekarca ve çıkar güderek değil, samimi bir niyetle teslise inanan Hıristiyanların mazereti olduğunu kabul eder. Ayet şöyle: 

MAİDE 116. Ve Allah şöyle buyurduğu zaman: “Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara “Beni ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin.” diyen?” “Haşa, dedi, sen her türlü eksikliklerden münezzehsin ya Rab! Benim için gerçek olmayan bir sözü söylemem bana yakışmaz. Eğer söylemiş olsaydım elbette Sen bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem! Şüphesiz Sen, gizlilikleri çok iyi bilensin. 117. Sen bana ne emrettinse, ben onlara sadece onu söyledim. Hep “Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!” dedim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde kontrolcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, onları gözetleyen yalnız Sen kaldın. Zaten Sen her şeye şahitsin. 118. Eğer Sen onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan yine şüphe yok ki sen çok güçlü ve hikmet sahibisin.” 119. Allah buyurur ki: “İşte bu, dürüstlere, dürüstlüklerinin fayda vereceği gündür. Onlar için, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan. İşte o büyük kurtuluş budur.

V.

İçinde yaşadığımız çağda bir güncelliği yok ama tarihbilimciler için söyleyeyim, Kuran’da Sümer, Asur, Babil, Mısır, Hitit, Fenike, Yunan’ın vs panteon tanrılarına da işaretler vardır. Zira Kuran için evrendeki işlerin yönetildiği bir En Yüce Konsey (Mele-i A’la) vardır. Ve bu Yüce Konsey’de tartışmalar da olur. Ayet şöyle:

SAD 69. Benim bir bilgim olmazdı, (insanın yaratılışı hakkında) melekler En Yüce Konsey’de tartışırlarken. 70. Fakat ben açık bir uyarıcı olduğum için o bilgi bana vahyolunuyor.”

Kuran’a göre ‘demir,’ yani ‘savaş’ da gökten, yani Mele-i A’la’dan indirildiğine göre Mele-i A’la’da savaşlar da cereyan etmektedir. Ayet şöyle:

HADİD 25. -Andolsun ki, Biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik; beraberlerinde kitap ve mizan (terazi, ölçü) indirdik ki, insanlar adaletle tutunsunlar. Bir de demiri (savaşı) indirdik ki, onda hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için birçok faydalar vardır. Çünkü Allah kendisine ve peygamberlerine gıyabında yardım edenleri belli edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, üstündür.

Kuran’da İsa’nın kanı olan şarap da gökten, yani En Yüce Konsey’den indiğine göre, En Yüce Konsey üyelerinin içtiği kutsal bir şarap (ambrosia) da vardır. Ayet şöyle:

MAİDE 112. Bir vakit Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de İsa da: “İnanıyorsanız Allah’tan korkun!” demişti. 113. Onlar: “Biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve onu -Allah’ın indireceği sofrayı- bizzat görenlerden olalım.” dediler. 114.  Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı: “Allah, ey bizim yegane Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve kudretinden bir nişane olsun! Bizleri rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!”

Bu ayetlerden hareketle bakıldığı zaman geçmiş kavimlerin panteon dinlerinin de metafizik hakikatle ve Kuran bilgeliğiyle ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu konuda tarihi bilgiler sağlam olmadığı için daha derin bir tefekküre giremiyorum. Söylemek istediğim sadece Tanrı’nın panteon dinlerinde kavrandığı dönemlerde de; yani Sümer, Asur, Babil, Mısır, Yunan, Hitit, Fenike, vs dönemlerinde de insanların hakikate ve hak dinin belli bir varyasyonuna kayıtsız sayılmamaları, metafizik ve ilahi hakikatin bu medeniyetlerde de ışıldamış olduğu gerçeğidir.

VI.

Kuran bir yedinci asır insanının, Hazret-i Muhammed’in ufkuyla sınırlı bir kitap değildir. Aksine Kuran tüm çağları gözleri önüne getiren bir yaratıcının, Tanrı’nın kelamıdır. Ve Kuran içinde yaşadığımız çağda da, yani küresel çağda da, bizim toplumsal ihtiyaçlarımıza yanıt verecek bir bilgeliğe ve hikmete sahiptir. Yeter ki Kuran edebiyatının hakkını verelim.

Bu yazıda küresel çağın en önemli problem alanlarından biri olan dinler arası barış hususunda okuyucuya bir ufuk kazandırmak istedim. Budizm, Hinduizm, Taoizm, Hıristiyanlık vs hepsi tahrifattan arındırılmaları şartıyla hak dindir ve müntesipleri de saygıya layıktır, demek istedim. Mezopotomya dinlerindeki gibi olmasa da Buda, Lao Tzu, Konfüçyüs, Zerdüşt vs birer peygamberdir, demek istedim.

Bir yandan da bu yazı vesileliğiyle Kuran’ın çağlarüstü bir mucize olduğu hususuna bir işaret bırakmak istedim. Dinler tarihi disiplini Tanrı’yı insan-biçimli kavrayan Hıristiyan dünyada neşet etti ve kendi insan-biçimli tanrısını göremediği Doğu dünyasında iflas etti. Yerini metafizik hakikatlerini yitirmiş seküler din bilimlerine bıraktı. Oysa sanıyorum Kuran’ın dinler hakkındaki perspektifini merkeze yerleştireceksek, dinler hakkında yeni baştan daha önce hiç düşünmediğimiz kuramlar yaratmak zorundaymışız gibime geliyor. 

Esat ARSLAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir