“Renkli Çiçeklerim Var” adını verdiğiniz öykü kitabınız yakın zamanlarda yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Kitabınızdaki on üç öykünün merkezinde Pembe adında çiçekçi bir kadın yer alıyor. Olan biteni Pembe’nin gözünden görüyor okuyucu. Öykülerinizi neden böyle kurguladınız? Bir kadın ve bu kadın çiçek satıyor… Neler söylersiniz?
Bizler birbirimizi görmüyor, duymuyor, önemsemiyoruz artık. Kimsenin kimsenin yüzüne bile bakmadığı büyük şehirlerde hayat akıp gidiyor. Kapital dünya hepimizi bir nesne, bir meta haline getirdi buna ekonomik kriz de eklenince bir boşlukta birbirine değmeyen kar taneleri gibi savrulup duruyoruz. Ama biz insanız, birbirimize güvenmek birbirimizden destek ve çoğu zaman yürek almak zorundayız.
Çiçekçi kadın Pembe de içimizdeki bu insanlardan biri. Görmediğimiz, sesini duymadığımız yok saydığımız… Birbirimize yabancıyız, komşularımıza yabancı… Bu yabancılaşma duygusuzluğu ve yok oluşu da beraberinde getiriyor. Pembe içimizden biri, tanıdık bir yüz, küçük yaşta kuma verilen ailesine yük olan kız çocuklarından sadece biri ve biz birbirimize dokunmak zorundayız kaybolmamak için.
Çiçekçi kadın hayatın hızına ayak uydurmaya çalışan insanlar tarafından görülmüyor. Bunun aksine O, bütün olan bitenin farkında. Kendi görünmemesine rağmen her şeyi görüyor, anlıyor. Özge Hanım bu hız, bir yerlere yetişme telaşı insanı nerelere götürüyor? Neler olup bitiyor?
![]()
Hepimiz koşturuyoruz, Pembe oturuyor seyrediyor, fark edilmeyi bekliyor. Pembe bir durarak bir direnişe aslında önderlik ediyor. Yok olmamak için “Renkli Çiçeklerim Var” diyor. Başka başka dünyalara belki de sevgisiz bir dünyaya doğru evriliyoruz çünkü değişim bir zorunluluk bu zorunluluk bizi belki de Yalancı Yeni Dünya’ya götürecek.
“Yalancı Yeni Dünya” adlı öykünüz Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” kitabını hatırlatıyor. “Cesur Yeni Dünya” distopik bir hikâye. Sizin öykünüz de distopik ögeler barındırıyor. Neler söylersiniz bu öykünüzle alakalı?
Distopik bir öykü, bu günümüze baktığımda gelecekte bunlar başımıza gelebilir gibi geliyor. Verimli topraklarımızdan hâlâ verim alabiliyor muyuz, aşk acısı çekenle dalga geçmiyor muyuz, sanat ve edebiyatla ilgilenenlere boş işler uzmanı demiyor muyuz!.. Çevremize baktığımızda şimdiden her şey plastik. Arkadaşlık çıkar ilişkisine dönüşmüş değil mi, peki ya bu yeni dünyadan en çok kim kazanıyor? Kimya sektörü… Antidepresanlar ve stresin tetiklediği fizyolojik hastalıkların ilaçları en çok satanlarda bir numara.
Öykülerinizde en iyi üniversitelerde okuyup önemli şirketlerde çalışanlarla yerin altındaki madenlerde çalışan işçiler arasında aslında hiçbir farkın olmadığını gösteriyorsunuz. Buradan bakınca modern dünya hakkında neler söylersiniz? Tek düze, sınırları katı çizilmiş bir dünyada mı yaşıyoruz?
Hepimizin ayrı ayrı hayatları var, bu ayrı hayatlarımızda ortak tek bir noktamız var; hepimiz işçiyiz artık. Bir çoğumuz bunu reddediyor ama hayatlarımız iş telaşıyla geçiyor. Adlarımız değişiyor sistem üç aşağı beş yukarı aynı. Hepimiz bir fabrika dişlisinin çarkında dönüp duruyoruz. Diğer taraftan da sınırları kaldıran internet ve sanal ağlar var, bir tarafımız tüm dünyayı görüyor bir tarafımız tamamen kör.
“Bekarlık Hakkım, Engellenemez” ilgi çeken öykülerinizden biri. Birey olamamış insanların öğrenilmiş çaresizlikleri… Burada toplumsal baskıyı ironik bir dille anlatıyorsunuz. Çok ciddi bir sorunu neden ironik bir dille anlatmayı tercih ettiniz? Neler söylersiniz?

En çok da kadınların okullarını bitirdikten sonra ya da okullarını bitirmeden hatta okutmadan tek çıkış yolu olarak evliliğin gösterilmesi hatta bir görev gibi daha doğdukları günden buna hazırlandırılması üzücü, ama mizah bir konunun daha hızlı yayılmasını sağlayan önemli bir araç.
Bu öyküdeki derdim ise; kadınlara bu baskı yapılacak, yapılıyor ve baskı yapılanların tek olmadıklarını, kadınların birbirlerine yurt olduklarını göstermekti. Her kadının başına bu geliyor, gülüp geçin yolunuza bakın, deme şeklim buydu.
Kitaptaki bütün öykülerin başında çok az farklarla çiçekçi kadının seslenmesi yer alıyor. “Renkli, duygulu, güzel kokulu çiçeklerim var; sarı, mor, yeşil kırmızı…” Bu sesleniş kitabın ilk öyküsünde yok. “Yalancı Yeni Dünya” da ise çiçekçi kadın “renksiz, duygusuz, parfüm kokulu çiçeklerim var…” diye sesleniyor. Öykülerin başına neden böyle bir sesleniş cümleleri koydunuz ve bu sesleniş bazı öykülerde değişiyor?
Evet öykünün rengine göre çiçekler ve çiçeklerin rengi de değişir. Yalancı Yeni Dünya da renksiz ruhsuz bir dünya anlatılıyordu.
Öykülerinizde hiç çocuk olamamış kadınlar, atanamamış öğretmenler, fabrika işçileri, sendikal problemler… işleniyor. Genelde bu dönem edebiyatımızda bu tip somut sorunlar pek kaleme alınmıyor. Bu anlamda edebi anlayışınız, edebiyata bakışınız hakkında neler söylersiniz? Hangi pencereden bakıyorsunuz hayata?
Benim edebiyatım haksızlığın olduğu her alanda… Bu, bazen çocuklar bazen kadınlar bazen hayvanlar bazen bitkiler, işçiler, prezantabl eleman öykümde olduğu gibi işini iyi yapan fakat kendini iyi pazarlayamayan çalışanlar… Olabilir. Ben tarafsız değilim açık seçik taraflıyım; haksızlık varsa edebiyatım o haksızlığı insanlara gösterir.
Kimleri okursunuz? Başucu kitaplarınız var mı?
Yaşar Kemal’in toprağından geliyorum, aynı gün de doğmuşum tesadüf. Her yeni romana başlayacağım zaman İnce Memed bana yol gösterir…
![]()
Belli yazma rutinleriniz var mı? Neler söylersiniz genç edebiyatçılara, yazar adaylarına ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Sabahları yazmayı seviyorum, erken uyanıp yazmak beni kendimle yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlar. Güneşi yazarak uyandırdığımı düşünüyorum belki de…
Çok kitap okumak önemlidir ama yazma pratikleri yapmak da önemli. Kendi tarzları ve duruşları olsun, özgünlük her zaman değerlidir.
Son olarak neler söylersiniz?
Birbirimize nazikçe gülümsemeyi ihmal etmeyelim. Dünya savaş alanı, biz birbirimizden vazgeçmeyelim.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Özge DOĞAR
- Adana doğumlu.
- İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini Mersin’de, üniversite eğitimini İstanbul’da tamamladı.
- Sürdürdüğü öğretmenlik mesleği, gelecek kuşaklara sorumluluğunu ve yazı yazma hevesini arttırdı.
- “Emekçi Kadın ve Çocuk Sorunları” üzerine eğitimler verdi. “Minik Parmaklarda Bol Yüzükler” adındaki eğitim seminerlerinde çocuk ve gelin kavramını irdeledi.
- 2013’de çıkarmış olduğu “Meraklı Pandora” kitabı köşe yazılarının derlemesidir.
- Aynı yılın aralık ayında çıkardığı “Aşkzede” romanı; kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinin, onların okutulmamasının doğuracağı sonuçları, töre adı altında sıkışmış hayatları konu alan ilk romanıdır.
- Yazarın; 2014’de yazmış olduğu “Kâğıttan Mutluluklar” romanı, yaşadığımız toplumun bir bütün olduğunu, iki farklı kadın ve iki farklı aileyi işleyerek anlatan, toplumsal ayrışmaların bizleri ilerletmediğini gösteren ikinci romanı ve üçüncü kitabıdır.
- 2015’de yazdığı “Evlilik Anonim Şirketi” evliliklerde süregelen sorunları anlatmaktadır.
- 2015 yaz döneminde Uçankuş TV Kültür- Sanat Programında haftalık çocuk kitabı tanıtmış olan yazar, 2016 yılında yazdığı ‘Sevimli Köpek Maya & Tohumlu Kitap’ adlı çocuk kitabı Türkiye’de kitapla birlikte tohum veren ilk 7 yaş üzeri çocuk kitabı olma özelliği taşımaktadır.
- Aynadaki Sır (2017, Mart), sosyo-psişik bir roman olup medyanın insanlar üzerindeki etkisini ve kitleleri nasıl yönlendirdiğini anlatmaktadır.
- 2020 Pandemi Dönemi Umut Öykü yarışmasında 2. Derecesi,
- 2021 Berlin Kitabevi’nin düzenlediği öykü yarışmasında Kitap Seçkisinde yer aldı.
- Minnina Işıkları Kapama (2021,Ekim) Çukurova topraklarından İstanbul’a uzanan kadın, çocuk ve kültür sorununu irdelemektedir.
- İlk öykü kitabı “Renkli Çiçeklerim Var” Kadın ve yabancılaşma kavramını gün yüzüne çıkardı.
- Yazarın halen sürdürmekte olduğu anne ve babalara yönelik “Eyvah Çocuğum Kitap Okumuyor” devam etmektedir.
- Yazıları ve öyküleri; Bavul, Virüs, Aksi Sanat, Gazete Red, Birgün Kitap ve Birgün Pazar eki’nde yayınlanmaktadır.

Son Yorumlar