Lütfi Bergen’in eğitim üzerine birbiriyle bağlantılı iki yazısını okuyucularımızın dikkatine sunarız:
Eğitimde herkese aynı süreci uygulayan model, “eşitlik” doktrini açısından tutarlı ise de ülkenin “insan kaynaklarını seferber etme” potansiyelini zayıflatan bir kaplumbağa yürüyüşüne neden oluyor.
Her toplumda istisnai denecek bir insan kaynağı toplumsal vasatın üstünde bir istidat (yetenek) ile doğar. Eğitimde eşitlik bu istidatları değerlendirmeyi imkânsız kılıyor.
Özellikle covid-19 sonrasında eğitim sistemi artık değişti. Bu çerçevede artık “fizikî sınıf eğitimi” devri kapandı. O halde eğitimde yeni bir vizyon gerekir.
Ders geçen öğrencinin önünü açan bir sistemle 12ay/360gün eğitime geçilmelidir. Eğitim bu tür öğrenciler için 3 sömestr olarak değerlendirilmeli ve öğrenci istiyorsa 2,5 senede fakülteyi bitirebilmeli. Senede 3 sömestr uygulaması lise-orta öğretimde de uygulanmalıdır. Böylece Türkiye’de orta-lise eğitimi 15 yaşında bitirilebilecektir.
“Bunu niçin yapalım, eğitimde fırsat eşitliğine aykırı olur.” itirazına yeniden aynı cevabı vereceğim: her toplumda bazı kişiler doğuştan genelin çok fevkinde bir istidatla yaratılırlar. Türkiye bu tür istisnai insan kaynaklarının önünü açarak eğitim sürecini 30’lu yaşlardan 18-19’lu yaşlara çekmelidir. Bunun yolu senede 3 sömestr uygulamasıdır.
Senede 3 sömestr uygulaması öğrenciler arasında bir rekabet uyandıracak ve bazı genç arkadaşlar öne çıkarken geniş öğrenci yığını bu istisnai kabiliyetleri yıllarca beklettiklerini göreceklerdir.
Toplumlar kaplumbağalar “hızlı yürüyor” görünsün diye niçin atları gemlemektedir?
Bazı öğrenciler 18 yaşında lisans eğitimini tamamlarken geniş öğrenci kesimin kendini gerçekleştirme alanının üniversite olmadığı belki ticaret, zanaatkârlık, çiftçilik olduğu da anlaşılacaktır. Fârâbî bugün doğsa onu 4+4+4 (orta öğretim) + 4+2 (lisans+y.lisans) eğitimden geçirecek miyiz? Bu cinayet olacaktır. Nitekim Namık Kemal 25 yaşında iken 3 dil biliyor ve bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu.
Bugün eğitim sistemi 30 yaşında yüksek lisansta çabalayan ve dil bilmeyen öğrencilerle yürüyor. Türkiye’nin bu vasatta bir öğrenci potansiyeli ile üretim/bölüşüm problemlerini çözmesi mümkün değil.
Niçin iki sömestr ile eğitim süreci uzatılmaktadır? Bu sorunun iyi tetkik edilmesi gerekir. Sanıyorum eğitim sürecinde 3 aylık tatil fikri, turizm sermayesinin iktisadî çıkarları için işlev kazanmaktadır. Oysa ilimde tatil yoktur. Eşitlik doktrini atları gemleyip kaplumbağa hızında yürümeyi irade eden bir yetenek durdurucusudur.

Çırak Aranıyor (Niçin Üniversite Okumak İçin Israr Ediyorsunuz?)
Çoğu kişi üniversite okumakla elde edeceğini umduğu maaşı ve/veya sosyal statüyü kazanamayacağının farkında değil.
Özellikle Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ihtiyacı uzmanlık gerektiren ara mesleklerde insan kaynağıdır.
İş arama sitelerinde üniversite mezunlarına verilen maaş düzeyleri ile ara mesleklerde “vasıflı eleman” pozisyonundaki kişilere verilen maaş düzeyleri hemen hemen aynı.
O halde neden 1 yıl hazırlık+ 4 yıl üniversite eğitimi ve öğrenim kredisi borçlusu olmayı tercih ediyorsunuz?
Üniversite mezunları işe girebilmek için bir de yüksek lisans yapmak zorunda kaldılar. Bu ise yüksek lisans kredileri ile öğrenim borcunun 60-70 bin bandına yükselmesi demektir.
Meslek lisesi mezunu bir kaynak ustası 30 yaşına gelinceye kadar ayda 3000 TL alsa dahi (30-18= 12 yıl) x 12 ay x 3000= 432.000 TL gelir elde ederken üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış biri karşısında “yarım trilyoner” olarak önde duruyor.
Üniversite bitireyim diyen gençlik yüksek lisansı da bitirdiğinde en az 70.000 TL borçlu iken, ailesi de bu genç arkadaşa yaklaşık her yıl asgari 1500×12= 18.000 x 7 yıl= 126.000 TL harcamış oluyor.
Yüksek lisansı bitirmiş bir genç hayata 200.000 TL borçlu başlarken, meslek lisesi mezunu bir genç ayda 3.000 TL alarak 30 yaşında (aldığı ücreti sabit tuttuğumda bile) 430.000 TL para kazanmış olmaktadır.
Herkesin okuması hem Türkiye’ye hem ailelere bir külfettir.
Türkiye’de işsizliğin temel nedeni herkesin birbirine benzer nitelikte eğitime razı olması.
Oysa piyasanın ihtiyacı bu değil.
Demek ki sorunun kaynağı devletin her üniversite mezununa iş bulmamasından değil (kaldı ki üniversite mezunu olmak iş garantisi vermemektedir) halkın üretmeden maaş almak yönündeki ısrarından doğuyor. Oysa Kâtip Çelebi’den beri biliyoruz ki devletin adalet çarkının çevrilebilmesi için esnaf/zanaatkâr/çiftçi tabakanın korunması gerekir. Bu kadar üniversite ve bunca mezun varken, herkesin öğretmen/mühendis/mimar olması, mümkün değil.
Üniversiteyi bitireyim diyen yüzbinlerce genç aslında ailelerine bir daire parasına yakın bedel ödetiyor.
Oysa meslek lisesini bitiren genç aynı sürede en az 2 daire alacak kadar para kazanmış oluyor.
Üniversite gençliği piyasaya uyuyor. Onlara “kitap okuyun” deniyor.
Anne ve babalar, esnaf/zanaatkâr/çiftçi olduğu için evlatlarını mimar/mühendis/öğretmen olarak yönlendirmektedir.
Oysa bu yöneliş ana-babalara beher evlat için bir konut bedeli kadar maliyet oluşturmaktadır.
Üstelik mesleklerini bıraktıkları için ara meslekleri göçmenler aldı.
Türkiye’de aydınlara bakın….
Bu aydınların hepsi gençliğe “kitap okuyun” demektedir.
Piyasadan habersiz olan bu aydınlar binlerce kitap okumuş gençlik yetiştireceğim derken Türkiye’nin ara eleman ihtiyacına cevap verecek fikirden uzaktadır.
Türkiye’de muhafazakâr kesimin aydınları “adam okutalım” diyerek iktisadî hayatın ihtiyacı olan meslek adamlarını (usta, kalfaları, vasıflı elemanları) kaybetmektedir.
Oysa ticareti olmayan bir milletin varlığı da olmayacaktır.
1980’de muhafazakâr kesimde başlayan kamusal alan mücadelesi üzerinden 40 yıl geçti.
Bu kadar sürede muhafazakâr kesimin aydınlarından biri dahi çıkıp da “kardeşim artık zekât fonlarını öğrencilere vermeyelim” demedi.
Binlerce STK, halkın zekât fonunu işsiz-mezunlar için savurdu.
Muhafazakâr aydınlar 1000 kitaplık listeler okutuyor.
500 filmlik listeler hazırlıyor.
Bu çabalar beher genç başına 200.000 TL borç demektir.
Aileler artık meseleyi görmelidir.
Musluk tamircisini, demir doğramacı ustasını, berberi hor görmeyin abiler.
Çırak uyanıyor…

Lütfi BERGEN

Son Yorumlar