Bir şeyin tarihini bilirsiniz, saygı duyulur. Felsefesini bilirsiniz, amenna. O’nun geleceğine şekil vermek başka bir şeydir ama. Yeniden yorumlamak, hayatın ve bilimin kesişim ve kaçamak noktalarını tespit ve teşhis etmek ayrı bir çaba, dert, yetenek, süreç ister.
Bir sosyal bilimi bilmek en evvel onun çevresini, uzaklaştıkça flulaşan, saydamlaşan, aman benim üzerime kalmasın diyerek entel yığının kaçtığı alanları teşhis edip onların üzerine gidebilmekten geçer.
Yüzünüze gülüp gaz veren, ardını dönüp “Bu da manyak ya” diyen yığının içine girmemek, başlı başına nitelikli bir cesarettir. Entel yığının bağnazlıkları sosyal kitleden çok daha saf ve sert bir kompozit alaşımlı malzemeden mamuldür.
Okumuş cehaleti kurşun işlemez tank zırhından sert nükleer reaktör çeperinden kalındır. Bilimin esas düşmanı da bu bilim ameleleridir.
Entel yığınlar nicel çalışırlar. Makalesinin kitabının sayısı önemlidir konusu ya da içeriği değil. Onları okumak işkencedir. Bir cümlenin mefhumunu bin deve yükü kelimeye taşıtırlar. Ufukları ve gayeleri unvanları kadardır. Prof olana kadar her üste yalanmak, olduktan sonra başta kendi akademi camiası olmak üzere yetiştiği çalıştığı bütün kurumları tahkir ve tezyif vazgeçilmez zevkleridir. İnşası için emek vermedikleri düşünce dünyasına bit dinamit de onlar koymak isterler ellerine geçen prof. çekiciyle.
Ürettikleri cümleler yoktur. Cümle üretmek için dert ateşinde yanmalı düşünce tezgahında uzun zaman geçirmeli insan. Ama onların tercihi bir yerine iki makale yazıp daha çok puan toplamak, daha çok ek ders alıp para kazanmaktır. Hakikat, hani araba alacaktık diye susmayan surat asan ruhu fakir karısını razı etmek için ruhunun kapısını çarpıp gitmiştir çoktan.
Eziklik ruhlarına o denli işlemiştir ki ezecek adam ararlar. Asistan bulunca utanmasalar ayakkabı boyatırlar. Ucunda dekanlık rektörlük hissederseler en bayağı ruhların kapısında yatarlar.
Bilmezler. Ezberlerler sadece. Bir yerde bulur yazarlar, kaynakça şişirirler ama niye yazdıklarını bilmezler.
Mirasları düşünceleri, yöntemleri, kitapları olsun isterler belki ama beceremezler. Bilirler, ürettikleri içeriksiz, niteliksiz, sahte, ucuzdur. Derine dalacak nefesleri de aletleri de yoktur. Entelektüel akvaryumun çöpçü balıklarıdır. Artıkları emer tükürürler. Bilginin ağız tiryakileri bir nevi. Ciğerlerine düşüncenin acısı dokunmamıştır. Uyutmayan dertleri, yazmayınca geçmeyen bunalımları olmaz. Geçmişi anlamayan geleceği kurgulamayan rüzgar nereden eserse oraya yalpalayan yapraklar gibi. Köksüz özsüz rotası garip bir varlık. O yüzden yığılırlar hep. Yığın olmadan yerleri belli olmaz.
Köksüzlük direnmelerine mani olur. Neye tutunacaklar bir defa? Ağaçlar filizlenmeden toprağın altında gizlice düşünür uzun müddet. Orada kendince bir amaç edinir. Hedef belirler. Büyük çınarlar büyük köklerine güvenir. Orada demlenir, sonra kendini gösterir.
Hemen olmak derdine düşen aceleci mantarlar gibi ilk kitabı Nobel alsın ilk makalesi yüzbin okunsun derdine düşer bu yığınlar. Mantarlar gibi kolonilerle yaşarlar. Sen bana atıf yap ben sana. Ben iyisini yazayım kimse okumasın isterse diyemezler.
Dilenerek zengin olma hayali kurarlar. Ağlak üslupları mıymıntı adımları eğri omurgaları dışarıdan görünür. Dik durmak kitaplarında vardır hayatlarında yoktur. Kıyam nedir anlatırlar ama simalarından secdeleri belli olmaz.
Bilgi dininin münafıkları dense yeridir. Yüzlerce sayılır bir tane etmezler. Bir gün ellerine mikrofon verilse “Hadi bütün ülke seni izliyor” denilse konuşamazlar. Anlatacak hiçbir şeyleri yoktur. Onaylayan kafaları araba maskotları gibi sallanır her yazılana, söylenene.
İlk rüzgarda dağılır o yığınlar. Değişim depremlidir, rüzgarlıdır. O yüzden bütün yığınların bir diğer adı muhafazakâr.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar