Geldim. Yanındayım. Görüyorsun değil mi? Eskidiğini göremeyeceğim dediğin ayakkabıları ben gördüm Ayşe ve sana geldim ki anlatayım eskiyenleri ve eskimeyenleri. Yazdım sana aslında uzun uzun ama olmadı, yalan dünyanın gerçek hikâyelerini… Kalem, elimde kaldı ve ben, seni görmek istedim zarif kelebeğim. Menekşeler açmış bağrında, toprak kokulu toprağında, görüyorum, kuş kanadı kalbini. Yine Allah, Allah diyor Ayşe’m. Kalbini dinlemeyi severdim, biliyorsun. Ağır ağır adımların, yeri incitmeksizin yürüyüşün, gittikçe yavaşlamaya başladığında… Ve sen hep “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” ayetleriyle teselli ettiğinde beni, melekleri görmedim ben… Melekleri göremedim Ayşe.
Kızlar gülüşüyorlar, gördüm. O sabah çığlıkla uyandıklarında, hani o soğuk, karlı kış gününde: “Hayır, hayır baba, uyanmayalım, ne olur, sonsuz uyuyalım, bizi uyandırma” dediklerinde Ayşe’m… Sen yoktun. Kar yağışını severdin oysa, kar yağıyordu o gün de bugün de kar yağıyor, bak. Yağsın. Allah, der yağan her damla. Yağmur yağıyor Allah, hava çok sıcak, Allah… Pazara çıkayım, Allah… Saçlarını tararken gül yanaklı, cennet kokulu, ay yüzlü kızlarının Allah… Allah Ayşe’m Allah…
Koluma girsene demiştin, hatırlıyor musun? Koridorda yürüyüş yapalım biraz. Karnını tutuyordun. Allah’tan diyordun, Allah’tan… Psikologlar gelmiş o gün, seni dinlemişler. Sesin şifa olmuştur onlara, eminim. Sonra da senin bize ihtiyacın yok deyip ayrılmışlar odandan. Sen anlat, ben seni hep dinlerim meleğim. Hastanelerin değil, şifahanelerin çağında yaşarız biz seninle Ayşe. Şifa, bizdedir. Lokman, devadır ruhumuza. Allah, Allah, Allah…
Okulun bahçesindeydim. Çiçeklere ilham olmuştun. Motif motif çiçekler açmıştın. Üzerinde krem rengi ve rengarenk motifler yerleştirilmiş inceden bir şal vardı. Elinde de bir tükenmez mavi kalem. Ben tükenmişim, kendimle bankta oturuyordum. Öyle mutlusun ki kıskanıyordum seni. Allah’tan. İtiraf etmeliyim, ben seninle hasbıhal etmeyi severken sen, her fırsatta mescide gidelim, Allah ile söyleşelim, istiyordun ya içimde bir şeyler oluyordu, tarif edemeyeceğim. Aklında, fikrinde, gönlünde hep O. Yalnız Allah olsa yine kıskanmayacağım. Beni dinliyorsun, Ya Hakk… Elini yüreğine koyuyorsun, ya Hayy, gülümsüyorsun ya Vedud… Gözlerine gülmeyi hangi mektep öğrettiyse… Ceylanlarla büyümüş gibisin, ahulara yoldaş olmuş gibi. Gözlerime baktın ve gittin Ayşe. Sen burada nöbet tutmaya devam et, dedin. Gitme, diyemedim sana. Diyemezdim. Kalem, elimde kaldı öylece. Uyandım. Ah, Ayşe’m dedim. Demek gidiyorsun.
Hastane koridorlarını sevmem ki ben Ayşe. Sen nasıl sevebiliyorsun böyle. Yürüyorduk ya o gün, uzun ince bir yoldu, şubattı. Kar yağıyordu ama ben baharı yaşıyordum. Uzun ince susmuştum hani. Şiir dinler gibi dinlemiştim seni. Uzun ince iç çeke çeke ağlarken içim, uzun ince gülümsemişti dudaklarım. Hastane odasında bir çift yeni ayakkabı… Ayakkabılara dalıp da ne güzel ayakkabılar, dedin. İnci gibi döküldü yaşlar, yanaklarına. Hem kahverengi, deri ve sivri uçlu ayakkabıları ilk defa giyecek sevdiğim ve ben göremeyeceğim, dedin. Allah, Allah, Allah… Allah, gökten yağıyordu. Şiirdin. Ki hamuşane ağlıyordu havada karlar. Masal gibiydin. Gökten kar taneleri yüzünü aydınlatıyordu. Anneler, bir güneş gibi duruyordu başucumuzda. Öpüyor, kokluyor, avutuyordu yorgun dünyayı. İyileş artık anne ve dön diyen, bacasından dumanların yükseldiği yuva resimleri… Hastane odasında en kıymetli tablolarındı senin. Bak, benim için resim yapıyorlar hep, dedin. Kızların sana en nadide eserlerini gönderiyordu. Para, mal, mülk, makam, mevki, altın, gümüş, marka… Dünya bizim neyimize Ayşe’m?… Bu resimler, cennet ya Hu… Kendi şarkısını söylerken eşini kaybeden kuşlar gibi kar… Hep şiir, niye?… Yağdı, yağdı, yağdı…
Karın duru, durası yok, sen artık gitmelisin, demiştin. Tamam, ben giderim ama sen sakın bu odadan bir yere gitme!… Diyemedim. Gitmesi gereken giderdi, vakti saati yok, derlerdi. Gitmenin. Rahmet, işte duru durası olmayan kar gibiydi, yağardı üstümüze. Üstüme yağdı. Ben pencereden sana bakarım, sen arkana bakma sakın, dedin. Bakmadım. Pencereden bana baktığını gördüm. Gönlümün gözüyle. “Ah bu gönül şarkıları”… “Pencereden kar geliyor.” Dünya, dar… Sadrımıza genişlik… Yağdı ha yağdı.
Toprağına dokundum, ayrılışımızın ilk gününde. Ayakkabı giymeyi unutmuş bir adam gördüm, seni uğurlamaya gelmişti. Ayakkabılar eskir miydi Ayşe?… Adamın ayakları eskimişti, sana gelirken. Bana git, sana kal diyemedik değil mi? Allah… Gökten yağan emrine şükür, dedik. Kaderi yazan bilirdi, biz nerden bilirdik, ne yazacak ömür dediğimiz defterimize?…
Defter tutmuyorum Ayşe. Kalemi tutuşturdular elime. Yaz, dediler. Başındaki tahta parçasına, adı, soyadı ve vefat tarihini yaz mevtanın. Kafi. Ben sayısız Allah ekledim bu kısa hikayeye, okudular mı bilmem. Gittiler ama Ayşe’m. Bir adam ki sevdiğindi, ayağında yeni ayakkabılarla, mezar taşlarının arasında çamurlara bata çıka gitti kızlarına. Yanında bir başka adam, sevginin yalın ayaklı tezahürüydü, ayakkabı giymeyi unutmuştu. Başbaşa kaldık nihayet. İki gün önce hastanedeki gibi ve o gece gördüğüm rüyadaki gibi. Bir gün aramış ve “Zaten bize dünyada ne kadar kaldığımız sorulduğunda, bir gün veya daha kısa kaldık, demeyecek miyiz?” Demiştin. Allah, diyelim… Allah…
Yıllar geçmedi mi Ayşe? Mevsimler değişmedi mi? Dünyalar… Ne çok şey biliyoruz değil mi? Allah mı diyelim? “Bir kez Allah dese aşk ile lisan/Dökülür cümle günah misl ü hazan.” Dökülüyorum güzel gözlüm. Kızların gülüştüklerini gördükçe… Gülüyordun. Evet, o gün, sana tatlı gelmişti uyku. Ameliyattan uyanamamıştın. Ama o gece kızlarına çok acı gelmişti uykular, onlar da uyanmak istememişti. Şimdi görsen, öyle güzel uykulara uyuyorlar, öyle güzel uyanıyorlar ki… Biliyorum, her şeyi biliyorum, diyorsun. Yine de yüzünde kar beyazı bir gülümsemeyle dinliyorsun beni. Evde bıraktığın huzur, öylece duruyor, Ayşe. Kızlara anne, sevdiğin adama yoldaş geldi eve, aynı sen, biliyorsun. Yarım kalanları Allah tamamlarmış, biz göremezmişiz onu. Ama sen görüyorsun işte, aleni.
Kar yağıyor şimdi Ayşe, beklenen kar geldi diyen de var, kar esareti diyen de, fakirleri hiç düşünmüyorsunuz diyeni de, hava durumu takip eden de, hep kar edebiyatı diyenler de… Herkes mi haklı? Haklı olamayıp mutlu olanlar da var mı? Hava kaç gündür kar topluyordu zaten. Kalemi elime verip gittiğin günden beri… Daha akşam bile olmadı.
“… Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına/Allah aşkına, gök, deniz aşkına/ Yağsın kar üstümüze buram buram”… Şiir dinliyorum kar yağarken ve sen bir kez daha gidiyorsun. Gülümsüyorum. Kızlar, gülüşüyorlar Ayşe. Resimler yapıyorlar. Hızla dönüyor dünya, hızla değişip dönüşüyor artık, yeni bir haller var dünyanın başında. Büyü yaptırmanın başka çeşitleri… Ne olsun ki başka? Hilal var, gören gönle.
Hay Allah… Ayakkabılar eskiyor Ayşe. Kar yağıyor. Ayakkabılar eskiyor. Pencereden bakacağım sana, sen arkana bakma olur mu, diyorsun. Uzun ince yürüyorum içimin derinliklerinde… Vay yalan dünyada…
Kelimeler bile eskiyor. Her şey eskiyor da gidişin hiç eskimiyor Ayşe. Allah, Allah, Allah. Gökten yağıyor!
Şubat, hiç eskimiyor!…
Yasemin KULOĞLU

Son Yorumlar