Hata-Akıl-Merhamet: II-III

II

Günümüz dünyasında dindar deyince çatık kaş (diyene de bak) bir surat akla gelmesinde merhametsizlik doğrudan neden değil. Bazılarının karınca incitecek art niyeti yoktur fakat zihinlerindeki din imgesinin hatadan beri olduğu düşüncesi, hatalarla dolu sosyal hayata karşı önyargılı bir tepki doğurur dindar-din âlimi tipinde.

Din hatalıdır bunu en baştan kabul etmek zorundayız. Çünkü insanındır, insanadır, insan içindir. İnsan da hatalı olduğundan onun eline düşen her şeyin onun rengine bulanması kadar doğal bir durum yoktur.

Din hatalıdır, o yüzden Allah dindarlara din öğretmiştir. İstisnasız bütün peygamberlerin düşmanları katı dindarlar, yobaz, yoz sofular olmuştur.

Peygamberimizi hatırlayalım. O terk-i dünya eyledikten sonra kaç sene sürdür kurduğu düzen? Ömer gibi bir deha ardından gelmeseydi kaç sene daha sürebilirdi?

Hocalar, Kuran’ın mucizeliğine o kadar kendini kaptırmıştır ki bu dinin ana kaynağı gibi her bir sonucunun da en az onun kadar mükemmel olacağına peşin inanırlar. Halbuki tam aksini ispat eden iki kitap var ortada. Tevrat ve İncil. Onlar da Allah kelamıydı ama insanın eline düştükten sonra tanınmaz hale geldiler. Kuran’ın mükemmel olması ona inananların da mükemmelleşeceğini garanti etmez, etmiyor, etmemiş bugüne dek.

Dindar akıl merhametsiz, çünkü inandığı kaynağın hatasızlığından kendine pay çıkarıyor. Ben de hatasız olmalıyım deyip işlediği her günaha cehennemden yer beğeniyor. Bu tip kendiyle sorunlu yani. Hem anlatıyorsun hem de aksini yapıyorsun. Evet, ben öyle yapıyorum. Bildiğimi söylüyorum, içimden geleni yapıyorum. Sen de öyle yap. Korkma. Yeter ki doğruda buluşalım anlaşalım. Yanlışı kurumsallaştırmayalım. Utancımızı içimizde, gururumuzu toplumda dile getirelim.

Dindarlar, hocalar da günah işleyebilir, işler. Benim günahlarım var ama kime ne? Kimseye anlatmak gibi bir mükellefiyetim olmadığı gibi başkasının işlediği halt da benim gündemimi kirletemez. Meğer ki o halt erdem olarak sunulmaya kalkışılmasın. Buna teşebbüs edenin karşısında dimdik dururum. O haltı ben gizlide işlesem bile.

Din dilinin, fıkhın hitap tercihlerinin merhametten muaf olmasının ardında yatan şey hatasız din inancıdır. Ebu Hanife‘nin, Ahmed b. Hanbel‘in, Buhari‘nin hata yapabileceği aklına gelmez çoğunun. Ama hatalıdır hepsi. İş yapan hata yapar, kanundur. Maaşlı işi için sabah erken kalktığından bütün dünyaya sövüp sayan biri, bir hadis için yerini yurdunu terk eden Buhari’nin hatasını dile getirip erdeminden bahsetmiyorsa insanlığı tehlikededir.

Merhametli bir din dili için hepimizin anlaştığı ortak bir dil kurmamız, o dilin de insani ve hatalı olacağını kabul etmemiz gerekiyor.

III

Din deyince akla geleneğin gelmesinde, gelenekçilerin daha diğerlerinin daha seküler ve din dışı algılanmasının ardında yatan şey akılsızlık değil, hata yapma korkusudur.

Her hüküm için bir yerlerden kaynak arayan, akletmeyen, düşünmeyen, yorumla(ya)mayan bu faaliyetleri dinin dolayısıyla da hayatın bir parçası saymayan kişi aklını kullanmaktan korkuyordur. Bu şekilde hata yapacağına, hatanın da affedilmeyeceğine peşinen inandırılmıştır.

Kekemelik hastalığını düşünelim. Bu tür konuşma bozukluğu olan insanlar, şarkı ya da şiir söylerken dili tutulmaz. Çünkü bu tür faaliyetler için düşünmeye gerek yoktur. Konuşma, anlatım zihnin üretimi olduğundan her durumda hataya açıktır. Hatasız konuşmak isteyen susmak zorunda kalır.

Gelenek her şeyden önce insana hatadan uzaklaşma hissi verir. Bu, ortalık zelzeleye giderken kendi sağlam binasında yıkımı izleyen kişinin güven duygusudur. Oh herkes yıkıldı ben ayakta kaldım hazzını yaşar fakat dışarıya çıktığında hiçbir şey ayakta değildir artık.  Sağlam kalmanın hazzı ancak paylaşılırsa anlam ifade eder. Benim sağlamlığımı besleyecek kaynaklar tükendikten sonra bana kalacak ümitsiz bir ölüm beklentisi olacaktır.

Din diline aklın sokulmaması, dinden konuşanların yorum yapmaktan kaçınmasının ardındaki sebep Allah’ı yanlış tanımak, onun hatasızlık istediği hissine, kanaatine kapılmaktır ki bunun putperestliğin tetikleyici ve koruyucu değeri olduğunu bu serinin ilk yazısında ifade etmiştim.

Allah harici her şey hatalı ve kusurludur. Onun kelamını anlayan uygulayan peygamber bile kusur işlemiş, aynı kitapta düzeltilmiştir. Peygamberin kaçamadığı bir sonuçtan bizim kaçarak kurtulabileceğimizi düşünmemiz en büyük hatadır.

Yapabileceğimiz en makul hata, aklımızı kullanarak mümkün doğrulardan en doğruyu mantıklı, normlu, ölçülü konuşmak tartışmak olacaktır. Geleneğe sarılarak geleceği inşa etmekten kaçınırsak, inşa etmediğimiz boşluk bizi değil belki ama bizden sonrakileri yutacaktır.

Ahmet BAYRAKTAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir