Kâbe’nin Gölgesinde Kendini Aramak

Orada apaçık deliller İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. İnkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.

(Âl-i İmrân 3/97)

“Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni

Keşfetme arzusu Yunus’u yaktığı gibi her insanın içini de yakar durur. Hayalini süsleyene ulaşma çabası insanı canlı tutar. Paulo Coelho’nun Simyacı eserindeki Müslüman bir billuriyeci, hacca gitmek için işine sadık kalarak çalışması her türlü zorluğa göğüs gererek para biriktirmesi hayalinin peşinden gidenler için iyi bir örnek sayılır. Santiago’nun örnek aldığı hikâyelerden biri de buydu çünkü. Her Müslümanın hayalini süsleyen bir ibadettir hac. Vaat edilen hediyeyi düşündükçe orayı düşlememek akıl karı değil. Sıfır kilometre olmayı kim istemez. Haccın ulvi bir ibadet olduğunu derk etmek gerekir. Zilhiccede ayında savaş yapılmaması hac ibadetinin yapılma sebeplerinden biridir. Saldırı olunmadıkça haram aylarda savaşa müsaade yoktur. Kastımız sadece fiziksel bir savaş değil. Kimseyle kavga etmemek, herkesle barış içinde olmak önemli bir kural.

Meçhul hac yolcusu! Ruhsal bir gezintiye çıkarken yapman gereken ilk adım kuşkusuz niyettir. Niyet öyle bir şey ki eşyanın mahiyetini değiştirir. Sadaka vermek yahut zekât vermek sevap kazandıran bir ibadet iken “Ne kadar cömerttir.” Dedirtmek için yaparsan sevabın günaha gark olur. “Hacı” desinler diye yapılan bir ibadet sana sadece içi boş bir unvan kazandırır. Oraya gidiş-gelişin bir seyahatten öteye geçmez. O yüzden kişinin sağlığından ve parasından önce niyeti gelir. Bu niyet daha kurada isminin çıkmasından evvel zihninde oluşan hac anlayışıdır. “Oraya gideyim de bana hacı desinler, hürmet göstersinler.” Mantalitesinde olan birinin bu kadar meşakkat çekip, paralar harcayarak oraya kadar gitmesine hiç lüzum yoktur. “Ey zamandan ve mekândan münezzeh olan Rabbim senin temsili evine gelmek için yanıp tutuşuyor, pişmanlıklarımı sana sunmak ve senden gayri her şeyi geride bırakarak huzuruna gelmek istiyorum. Ne olur bu mukaddes yolculuğu bana nasip et.” Niyetiyle yola çıkmak gerekir. Niyet halis olduktan sonra gerisi bir nasip meselesi… İbadette bile olsa sakın hırs gösterme. Sırf oraya gitmek için bir takım düzenbazlıklara tevessül etme. Unutma senin oraya hile yolu ile gitmen bir başkasının hakkına girmen demektir. Milyonlarca hacı adayının içerisinden hac sana nasip olmuşsa buna şükret. Daha oraya gitmeden hazırlıklarına başla. Hazırlıklardan kastım hurma, zemzem, takke, tespih vesaire ayarlamak falan değil elbet. Seni manevi olgunluğa ulaştıracak merdivenin basamaklarına tırmanmaya çalış. Herkesle helalleş. Üzerinde kul hakkı olanlar varsa hakkını öde. Haklı dahi olsan küskün ya da kırgın olduklarınla barış. Bilirim bunun ne kadar zor olduğunu. Ancak hac her şeye rağmen her şeyi terk etme işidir. Affetmemenin acısı affetmekten çok daha fazladır. Gurur ve kibir atına binersen bedenin Kâbe’de de olsa gideceğin menzile ulaşamazsın. Niyâzî-i Mısrî’nin sözünü kulağına küpe ederek yola revan ol.

“Savm u salât u hac ile sanma biter zâhid işin

İnsân-ı kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş”

Mikat sınırlarına/hac sınırlarına girerken ya da öncesinde hac niyetini getir, sonra kimliğinle/karakterinle özdeşleşen elbiselerini çıkarıp kefeni andıran iki parçalı ihramını giy. Bencilik eğilimleri giydiğin ihramınla yok olur. Hac zaten bir yok olma işi değil midir? Senin sen olduğunu tespit edebilecek bir işaretten yoksun olduğuna göre artık insanlar gibi insan heyelanında akıp gidebilirsin. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innelhamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîkelek.” diye başlayan telbiye hac boyunca yoldaşın olacak. Tüm hacılarda aynı duygularla seslenir yerin ve göğün sahibine. “Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur!

Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.” Ey Rabbim her şeyi geride bırakarak huzuruna geldim. Kendimi unuttur, gerçek evimi hatırlattır bana. Ruhum, bedenim, malım, mülküm, evlad-ı iyalim hepsi senin. Senin emanetlerini senin yolunda kurban etmeye hazırım. Sana teslim oluyorum buyruğun başım gözüm üzerine. Mikat’ta namaza durarak kimseye rükû ve secde etmeyeceğini bir kere daha tescillendir.

Meçhul hac yolcusu! Beytullah’ı ilk defa gördüğünde mahviyetle üç defa “Allah u Ekber!”de. Bu söylemde içinin titrediğini hissedeceksin. Tıpkı şairin dediği gibi “Kâbe’ne siyahlar yakışmamıştır Ya Muhammed Bugünkü kadar” diyerek selamla Kâbe’yi. Bunca insan arasında seçildiğin için secdeye kapanarak şükret. Dünyalı kardeşlerinin dillerinde yankılanan “Lebbeyk” sesleriyle hayalini kurduğun Kâbe’nin karşısındasın işte. Görüyorsun ki oranın ne bir süsü, ne bir yazısı ne de ışıltılı bir hali var. Gösterişten uzak olabildiğince sade olmasına rağmen görkemli. Sadelikteki ihtişamda üstüne yok Kâbe’nin. Sende onun gibi doğallığını koru. Sadelikte vakarını bul. Orasını taşlarla örülü, siyahlara bürünen bir mekân zannetme. Eğer sesine kulak verirsen taşların ruhunu duyabilirsin. Tüm hacıların bulundukları yönleri fark etmeksizin tek ilaha yöneldikleri yönün adıdır Beytullah. Dünya Müslümanlarının kalplerini, inançlarını, akıllarını duygularını, dillerini, renklerini, birleştiren bir kavşak noktasıdır Kâbe… Her devletin vatandaşı orada ordusu olur ümmetin. Ölülerin bile yöneldiği Mescid’ül Haram’a dikkatle bak. Hazreti peygamber arkadaşlarıyla birlikte Kâbe’de tevhidi yerleştirmek için nasıl putları kırmışsa sende egonun, tutkularının ve şirkin putlarını kır. Abdest al, Allah’ın evinde namaza dur ve duaya yönel. “Allah’ım yeryüzündeki temsili evini nasıl şereflendirmişsen, benimde şerefimi arttır. Bu beldenin eminliğini sağladığın gibi benimde tüm Müslümanlarında eminliğini sağla” Süslü duaların peşine düşme. Bildiğin dualarla birlikte içinden nasıl geçiyorsa öyle seslen yaratıcına.

İşte tavafın ile kozmosun döngüsü başladı. Yıldızların, gezegenlerin galaksilerin etrafında döndüğü gibi ihramınla dönmeye başla. Dönerken elektronların çekirdeğin etrafındaki dönüşünü/hareketini hatırla. Nasıl elektronlar çekirdeğin çekim merkezine bağlılarsa sende Kâbe’nin çekim merkezine bağlı ol. Fanileri bırakıp “Allah’ın sonsuz yörüngesinde” dönüşünü tamamla. Tavafta hem bireyselliği tadacaksın hem çoğulculuğu. Haraketli ol ahenge katıl, insanların arasında kaybol. Bak nasıl da herkes aynı kıyafette. Hatta giydiğin kıyafet bile değil dikişsiz ve cepsiz bir örtü sadece. Ancak herkesi eşitleyen, makam, mevki, statü, şöhret, mal, mülk hepsini sıfırlayan bir örtü. Beyaz örtüyü bedenini ve ruhunu temiz tutmanın bir işareti olarak gör. İhramın ölümü hatırlatmalı sana. Kabrinde de böyle bir örtüyle kalakalacaksın ve sonra bir üfleyişle kalkacaksın. Kâbe’nin etrafında döndüğün gibi çıplak ayaklarınla amellerin sana gösterilmesi için döneceksin. Uzun bir yolculuğa çıkacaksın sonra. Şimdilik kabir ve haşir âleminden sıyrıl ve dönmeye devam et. Dönerken Hacerü’lEsved’i selamlamayı unutma. Onu siyah bir taş olarak görme. Hazreti İbrahim’in Kâbe’nin bir köşesine yerleştirdiği emaneti olarak gör. Peygamberimizin elinin bu emanete değdiğini hatta öptüğünü düşün. “Ben senin taş olduğunu, bir fayda ve zarar veremeyeceğini biliyorum. Şâyet Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in seni öptüğünü görmeseydim, ben de öpmezdim.” Diyen Hazreti Ömer gibi davran. Bugün o siyah taşı öpmek isteyenlerde hep aynı duygu vardır. O mübarek dudaklara yakın olmak… Yalnız o taşı öpeyim diye insanlara eziyet etme. Eziyet etmeme gerekçesiyle öpemiyorsan inan ki bu senin için daha hayırlıdır. Tavafı tamamladıktan sonra mümkünse Makam-ı İbrahim de iki rekât namaz kıl. Ama orada da kılmak için hırs gösterip insanlara eziyet etme. Burası İbrahim’in ayak izinin bulunduğu bir yerdir. Kâbe’yi inşaya buradan başladı İbrahim. Sende kalbinin inşasına buradan başla.

Mekke’de tavaf ziyareti yapılıp iki rekât namaz kıldıktan sonra Safa ve Merve Tepesi seni bekliyor. Yedi kez gidip geldiğin (sa’y) bu mesafeyi bir yürüyüş parkuru olarak görme. Her bir ritüelin arkasında derin bir mananın olduğunu hatırla. Kendini bulmaya çalışan birinin yürüyüşü olarak gör orayı. Hızlı hızlı yürürken tarihi hatıraları gözünde canlandırdığında o kuru arazide Hacer’i, İsmail’e su ararken göreceksin. İman, kaybetme yeri değildir. İman umuttur, umuda koşma işidir. Yedi defa koşar Hacer umudunu kaybetmeden ve sonunda eylemle birleşen duasıyla kapılar açılır. İsmail’in ayağının altından su fışkırır. Kana kana içer Hacer ve yavrusu. Zemzem denilen su hâlâ akıp gitmektedir. Merve ve Safa Tepesindeki gidip- gelme hayatın zorlukları karşısındaki mücadeleye benzer. Sa’y, bizlere başarmak için çabayı öğütler. “Asla pes etme” der. Zemzem başarının ödülüdür. Sen Hacer olduğunda İsmailler suya kanacak. İçtiğin iman suyu tüm çorak arazileri sulayacak.

Sabah namazından sonra Arafat’a geçeceksin. Güneş batıncaya kadar Rabbinle baş başa kalacaksın. Tövbe etmek için epey zamanın olacak. Peygamberimiz, “Hac Arafat’tır.” Dediğine göre ibadetin kalbi hacdır. Âdem ve Hava burada nasıl buluşmuşlarsa sende Rabbinle burada buluş. Buluşma yeri olan Arafat’ta Araf’ta kalma. Kalbini netleştir. Masivadan ilgini kes ve kendini O’na aç. Namazla, Kur’an’la, telbiyeyle, tehlille, tekbirle, tespihle zikirle, salavatla ve dua ile vaktini geçir. Öyle ki ellerin karıncalana kadar dua et. Zihnin yoruluncaya kadar tefekkür et. Arafat herkesin aynı beyaz kefene benzeyen ihramlarıyla kabirlerinden çıkışının ve sonrasında mahşere doğru yürüyüşünün bir provasıdır. Kalabalıklar içerisinde yalnızlığın resmini Arafat’ta görebilirsin. Affın zirve noktasında bulunduğunu hesap ederek Rabbine içten yakara yakara niyazda bulun. Perde kalkacak, af kapısı açılacak gözüyle saniyelerini bile heba etme. Arafat’ta vakit sınırlı. Senin hayatında sınırlı. Ona göre burasını ganimet bilerek davran. Müzdelife’ye geçince sessizliğe bürün, orada akşam namazı ile yatsı namazını birleştirerek kıl. Zira bu sünnettir. Yine duaya sarıl ve bolca namaz kıl.

Mina’nın harcında taş, bıçak ve dua vardır. Mina aksiyon sahasıdır. Bayram gününde Şeytanla savaşa hazırlan. Çünkü senin savaşın bayramın olacak. Silah niyetine aldığın taşlarla saldır ona. Öyle atış etmelisin ki bir daha sana saldırma cesareti gösteremesin. Şeytanı taşladığın her taşla aslında kendi zaaflarını hedef aldığını bilmen gerekir. Şeytana atılan taşlar içindeki kibre, vesveseye ve tutkulara atılan taşlardır. Mina, Hazreti İbrahim’in oğlu körpe İsmail’i kurban etmeye götürdüğü yerdir. Senin de mutlaka kurban edebileceğin bir İsmail’in vardır. Nefsi arzularını, malını, mülkünü, rütbeni, çocuklarını her şeyini kurban etmeye var mısın? Zor bir soru sorduğumu biliyorum. Ama kural böyle. Ya İsmail’le ya da İsmailsiz devam edeceksin. İtaatin seni hür yapacak. İsyanın ise köle. Birinde huzur bulacaksın, diğerinde fitne. Bayram günü kestiğin kurban senin de affedilme bayramın olacak. Yalnız terk ettiklerinin yakanı bırakacağını zannetme. Onlarla ama onlarsız olmayı göze alabilmelisin. Mina’nın toprağı teslimiyet kokar. Burada şeytanın fısıltılarına kulak asmayan İbrahim gibi davran. O nasıl her türlü zorluğa rağmen sınavı başarabilmişse sende başarabilirsin. Burada tıraş ol ve saçını kısalt. Temiz bir bedenle yoluna devam et.

Mekke’ye döndüğünde haccın tavafını yapmak için Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmeyi unutma. “Niçin yedi” diye sorma. Yedi bir tılsım. Tıpkı yedi kat ve gök, yedi gezegen, tasavvuftaki yedi nefis mertebesi, yedi gün, yedi ayetten oluşan Fatiha, Hazreti Yusuf’un rüyasında gördüğü yedi yıl kıtlık, yedi yıl bolluk, yedi cehennem kapısı, hacda yedi kez şeytanı taşlama ve yedi say gibi tüm yedilerin bir anlamı vardır belki. Belki bir tamlıktır belki bir denge…

Kâbe’de veda tavafı yaparken Ebrehe’nin ordularını yıkan ebabil kuşlarını selamla. Onlar aslında her yerdeler yeter ki sen o kuşlarla ol. Kâbe’yi putlardan arındıran tevhidi sağlayan solmayan gülü (sav) ve arkadaşlarını selamla. Memleketine dönerken kazanmış olduğun manevi halini devam ettireceğini, Ebubekir’in teslimiyetini ve sıdkını, Ömer’in adaletini, Osman’ın edebini, Ali’nin ilmini ve cesaretini bir hayat felsefesi olarak kabul edeceğinin sözünü vererek ayrıl oradan. Çünkü imtihan senin için bundan sonra çok daha çetin geçecek.

Necati İLMEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir