Feyha Çelenk’i Anarken Refika Özbayer’i Unutmamak

Sonsuzluğa 17 Nisan 2026’da uğurlanan Feyha Çelenk, ondan on iki sene önce, 5 Ocak 2014’te vefat eden Refika Özbayer’den daha şanslıydı çünkü Özbayer’in ismi, bu dünyadan göçmeden önce de kitleselleşememişti ama devlet tiyatrolarında müdürlük görevini üstlenen ilk kadın olan Çelenk, söz konusu konumu vesilesiyle de olsa kendisini kabullendirebilmişti.

Çelenk ve Özbayer, aradan yıllar geçtikten sonra elbette saygıyla anılacaklar, bunu ziyadesiyle hak ediyorlar ama Özbayer’in, üstelik, sesini Ankara’dan yükselttiği  hâlde geri planda kalması tartışılması gereken bir mesele ve bu mesele tartışılırken odağa alınacak bir isim yok; varolagelen ve her meselede olduğu gibi, sadece, üç beş isim gündeme getirdiği için geniş alanda tartışılamayan düzenek var.

Özbayer gibi Ankara’da yetişen Sungun Bababacan’ın, Ankara yemeği pişirir, İstanbul’a da afiyetle yemek düşer. cümlesini hatırlama ve unutmamanın tam zamanı çünkü vefatından önce Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü olarak çalışan Çelenk, sözü edilen görevi yürütürken vefat ettiği, İstanbul’un midesine indirdiği ekmeği imal eden ve özellikle; Kadıköy-Cihangir-Nişantaşı hattında turlayan, Can Yücel’in deyiminin hakkını verircesine Sanat Seviciliğinde sınır tanımayan; sekterlikle konformizm arasında mekik dokurken, paşa gönlüne göre sekter ya da konformist olan; lümpenlikle elitizm arasında gidip gelirken de elitist makyajlı lümpenlik elbisesi kuşanan akılları milyon karış havadaki yığın tarafından Taşra etiketi yapıştırılarak ötekileştirilen Bursa’da değil, İstanbul’da dünyaya gözlerini açar.

Altunizade İlkokulu ve Üsküdar Türk Kız Koleji’nin ardından, Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden diplomasını 1963 yılında alan ve 1971 yılına kadar Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışan Çelenk, evlendiği eşi tiyatro oyuncusu Ali Cengiz Çelenk’in Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’ne atanınca Bursa Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başlar.

Çelenk’in hemcinsi Özbayer de, Çelenk’ten önce Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesine katılmıştır ama Çelenk gibi koşturmacalı değil, sakin bir hayatı tercih etmiş, son nefesini verinceye kadar Ankara’dan ayrılmamıştır.  

Meslektaşlarının çoğu televizyonda arzıendam etmişlerse de Özbayer kendisini sadece tiyatroya ve artık, eski hâlinin yerinde yeller esen TRT’nin arkası yarınlarına ve radyo oyunlarına adamıştır.

Burada, Rüştü Asyalı’nın sesiyle özdeşleşen Radyo Tiyatrosu vurgusunun yanlışlığı üzerinde de durmak gerekir çünkü türün adı, gün yüzüne çıktığı ilk andan itibaren radyo oyunudur ama Asyalı onu, açılıştaki soğuk ve metalik  müziğe uyarak radyo tiyatrosuna dönüştürmüştür.

Özbayer, sözü edilen bağlamda yalnız değildir: Nurşen Girginkoç, sonraki kuşaktan Özlem Ersönmez, Selma Yeşilbağ gibi isimler de televizyon ya da sinemaya direksiyon kırmamışlardır.

Çelenk’in ilk kadın müdür olması önemli bir ayrıntı ama  söz varolagelen düzeneği sorgulamaktan açıldığında müdürlük bürokratik ayrıntı olmaktan öteye gidemiyor. Zaten, ayrıntısıyla birlikte bürokrasinin varlığı da Özbayer gibi isimlerin, ölüm yıldönümlerinde bile hatırlanmasını engelliyor.

Babacan’ın, taşı gediğine oturtan tespitiyle, Ankara’da pişirilen yemeği afiyetle yiyen İstanbul’un hâlen; kültür, sanat ve edebiyatın başkenti olduğunun sanılması; kültür, sanat ve edebiyatın, başkent şöyle dursun, sınırları belirli herhangi bir yer istemeyeceği hatta beklemeyeceğinin hesaba katılmaması, Refika Özbayer gibi sakin ve mütevazı bir  hayatın izini sürenlerin saf dışında bırakılmalarını beraberinde getirmiştir.

Feyha Çelenk’i ziyadesiyle hak ettiği saygıyla ananlar, Refika Özbayer gibi isimleri hatırlamadıkları ve tiyatronun geleceği, getirtildikleri konumu zerrece hak etmeyen Levent Üzümcü gibi isimlere bırakıldığı müddetçe varolagelen düzenek işlemeye ve bürokratik hantallık tiyatronun içini boşaltmaya devam edecektir.

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir