Sezai Karakoç 88 yaşında. Bu vesileyle Muaz Ergü’nün yıllar önce Mona Roza şiirinin kahramanı Muazzez Akkaya’nın bir banka reklamında rol alması dolayısıyla yazdığı yazısını yeniden okuyucuların dikkatine sunuyoruz.
Bu aralar televizyon ekranlarında dönen bir banka reklamı birçoğumuzun dikkatini çekti. Bilinçli olarak mı yapıldı yoksa bir tesadüf mü bilemiyoruz ama banka reklamında rol alanlardan biri günümüzün en güzel, en etkileyici, insanı adeta zamandan ve mekândan kopartıp kendi âleminde yolculuğa çıkaran, duygunun bir çağlayana dönüşüp yüreklerimize aktığı, dehşet bir romantizmin içinde eriyip gittiğimiz büyük usta Sezai Karakoç’un Mona Roza şiirine ilham olan, Mona Roza şiirini yazdıran Muazzez Akkaya. Hatırlanacağı üzere bir zamanlar Mona Roza şiirinin matbu baskısı yoktu. Fotokopi yapılıp elden ele dağıtılan, yüreğimize takılan bir büyü, bir muska gibiydi. Aşklarını gerçekten aşk olarak yaşayanların, sevdanın utanmakla direkt bağlantısının olduğunu bilenlerin, mahremiyeti gözetenlerin sevdikleriyle mutlaka paylaştıkları bir şiir anıtıydı Mona Roza. Sanki bu dünyaya, buralara ait olmayan bir yerlerden seslenen ve okuyanı başka âlemlere çağıran bir iksirdi…
Sezai Karakoç, Ece Ayhan’ın deyimiyle Mülkiye’nin mülksüzü… Her şeyin görüntüye, imaja, kuru gürültüye teslim olduğu günümüzde bütün suskunluğuyla, görünmezliğiyle bir medeniyet düşüncesinin titiz yorumcusu… Görselliğin hükümranlığında, yazar, çizer, gazeteci herkesin kendini bir yerlerde gösterdiği kalabalıklarda yalnız başına yürüyen büyük derviş… Modern zamanların insanı boğan ayrıntılarının, insanı yok sayan ikliminin içinde bütün sadeliğiyle parlayan bir düşünce ve şiir yıldızı… Önüne serilen şöhret yollarında yürümeden yalnızlığıyla ıssızlarda dolaşan medeniyet eri.
Şair Cemal Süreya: “Türkiye’de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. Bir başına. Hiç bir ortaklığı girmez. Dışarıda ve yukarıdadır. Düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar. Ama yalnız olması, yalnız kalma anlamında değil, diyorum. Yapısı öyle.” diyordu Karakoç için. Farklı düşünce ve anlam dünyasına mensup olsalar da yine Sezai Bey için şunları söylüyordu Süreya: “Öyle bir Müslüman ki Marks da bilir, Nietczsche de bilir, Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nazım da okur. Sıkıştırılmış deha, alçakgönülle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok”
Mona Roza şiirinin muhatabı Muazzez Akkaya birkaç yıl öncesine kadar bir efsane, bir masal kahramanı gibiydi. Kimsenin bilmediği, tanımadığı… Yalnızca şiirle bağlantılandırılarak yaşatılan bir kahraman… Akkaya, karşılıksız bir aşkın tarafı ve kendi etrafında oluşan durumdan pek de haberdar olmamış. Şimdi belki de Mona Roza şiirini bilenler, okuyanlar tarafından en son ilintilenebilecek bir şekilde, bir banka reklamıyla görünüyor. Onu banka reklamı dolayısıyla tanıyoruz. Ne kadar ironik bir durum. Bir yüce aşk şiirinden banka reklamına düşmek… Mona Roza’nın gizemli perisi…
Aşklar gizli kaldığında güzel oluyordu herhalde. Bugün her yerimizi bankaların, kartların, faturaların, sigorta poliçelerinin, kredi borçlarının çevirdiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. İnsanın bile bir mekanik aygıta dönüştüğü zamanımızda aşk bir reklam nesnesi dışında neyi anlatacak ki? Yalnız Mona Roza’nın gizemli perisi değil banka reklamına düşmüş olan. Hepimiz, hayatımızın bütün alanları bu ruhsuzluğa, tüketim hastalığına, değersizliğe dönüşmüş durumda. İnsan artık yalnızca bir reklam nesnesi, bir dedikodu malzemesi oluyorsa ancak o zaman değerleniyor, biliniyor. Bu herkes için geçerli bir hale geldi. Televizyon ve gazete için her şey artık bir nesne ve tüketilebildiği oranda değerli.
İlerleyen zamanlarda geriye dönülüp bakılınca günümüz için aşkların, hayallerin, büyük sevdaların, mahremiyetin, gizemin mezarı denilecektir sanırım. Öldürüyoruz her şeyi, vahşi bir iştihayla. Tüketiyoruz…
Sezai Karakoç gibi bir düşünce mimarının gençlik dönemindeki aşkının ve şiirlerine ilham olmuş bir durumun bu kadar alenileşmesi çok da hoş olmasa gerek. Çünkü Sezai Karakoç kendini hep aktüel ortamın dışında tutmuştur. Düşüncelerinden ziyade kamuoyuna bu şekilde yansıtılmak O’nun kişiliğiyle örtüşen bir şey değildir. Son zamanlarda özellikle medyada dikkatimizi çeken bir olgu daha var: Sanki Sezai Karakoç sadece Mona Roza şiirini yazmış bir aşk şairiymiş imajı oluşturulmak isteniyor. Aşk meşk konularını sulandırıp oradan malzeme çıkarmakta usta olan medya Sezai Bey’i ve Muazzez Akkaya’yı kullanmak niyetindeler.
İslam medeniyeti etrafında oluşturduğu diriliş düşüncesiyle önemli bir düşünür, özgün bir şair Sezai Karakoç’un bir tek Mona Roza ile hatırlanması ve bu hatırlanmanın da Mona Roza şiirinin kahramanının bir banka reklamında oynamasıyla olması Sezai Bey’e büyük haksızlık olacaktır. Mona Roza şiirinin büyüsünün bozulması, Sezai Karakoç gibi bir modern zamanlar dervişinden magazinel malzeme yontulması bu da bir diğer büyük yanlış.
Bir kez daha görüyoruz ki yaşadığımız zamanlar büyü bozumu zamanları. Mahremiyetin çekildiği, en özel şeylerin bile magazinel malzeme olduğu, yüksek ahlak, algı ve kültürün düşüşe geçtiği zamanlar. Aşkın değil, reklamların büyük olduğu; Konuşulanların değil konuşulan yerin değerli olduğu…
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar