Moskova’da Bir Efsane Adam: Ramiz Abutalıbov

Yıllar önce Banin’in kitaplarını okurken ve onun ilginç hayatı konusunda araştırma yaparken karşıma Ramiz Abutalıbov adı çıkmıştı. 1981 yılında onunla görüşen ve sohbet eden ilk Azerbaycanlı olarak Ramiz Beyi gerçekten de kıskanmıştım.

Sadece Banin mi? Almanya’daki Azerbaycan’lı lejyonerler, muhacirler, Azerbaycan Demokratik Halk Cumhuriyeti kurucuları Mehmet Emin Resulzade, Ali Merdan Topçubaşı ve Azerbaycan için çok büyük öneme sahip diğer şahsiyetler hakkında da hangi kaynağa baksam hep karşıma aynı adam çıkıyordu: Ramiz Abutalıbov.

Doğrusu onun hayatı hakkında yaptığım araştırmada da pek fazla bilgiye sahip olamamıştım.

Vikipedia ansiklopedisinde  onun hayatı hakkında kısa bir bilgi verilmişti ve eserleri ile ilgili ise hiç birşey yoktu.

Kafamın bir köşesinde ismi duran Ramiz Hoca ile nihayet Prof. Cengiz Abdullayev’in aracılığıyla 2018 yılında İçerişehir’de kısa bir görüşme yapabildik.

Etrafımızdaki kalabalık, gürültü ve havanın aşırı sıcak olması onunla başbaşa görüşmemizi engelledi ve hâlâ o görüşme aklıma geldiğinde üzülürüm. Şansızlıktan orada cep telefonları ile çekilmiş fotoğraflar bile karanlık çıkmıştı.

Ama o görüşmenin bir yararı oldu. İkimiz de birbirimizin email adreslerini aldık ve zaman zaman yazışmaya, bilgi alış verişinde bulunmaya başladık. Ramiz Hoca’nın ne yazık ki eserlerinin büyük bölümü Rusça yayınlanmıştı ve ben Rusça bilmiyordum. Türkiye’ye gittiğimde elde edebildiğim tek eseri Türkiye’de “Ateş Ülkesi” adıyla yayınlanmış kitabıydı. Kitabı ilgi ve hayranlıkla okudum. Giorgi Mamulia ile birlikte hazırladıkları kitap, 1920 yılı ile 1945 yılları arasındaki Azerbaycan Siyasi Muhacareti Tarihi’ni anlatıyordu ve ilk elden elde edilen arşivlerden derlenerek büyük bir emek mahsulu olarak ortaya çıkarılmıştı.

Alman oryantalist Prof. Udo Steinbach’la Berlin’de görüştüğümüzde kısaca aydınlar üzerine de biraz sohbet etmiştik. Udo Steinbach ilginç bir söz söylemişti:

“Ne yazık ki bu dönemde dünya hem siyasetçi kıtlığı hem de aydın kıtlığı çekiyor.”

Gerçekten de on dokuzuncu veya yirminci yüz yıl aydınları gibi, donanımlı, cesur, yeni düşünceler üreten aydınlar sadece bizim ülkemizde değil, dünyada da eksikliği hissedilmektedir. Ramiz Hoca’nın çalışmalarına ve yayınlanmasına yardım ettiği kitaplara baktığımda onda on dokuzuncu yüz yıl aydınının sabrını, bilgisini, çalışkanlığını görüyorum. Belki de bunu Fransızlar da hissettikleri için ona, “Ordre national de la Legion d’honneur” yani,  şeref nişanı (Fexri legion) vermişlerdir.

Gerçek aydın dünyadaki farklı kültürleri yakından bilerek, tanıyarak onların arasında kendi kültürünü eşit derecede dünyaya sunabilen insandır. Yani bir Beethoven’dan zevk duyarken Üzyer Hacıbeyli’yi de zihninda canlı tutabilmesi onun yerelden beynelmilele uzanan geniş dünyasından kaynaklanır. Veya kendi halkının davasını duygularına kapılmadan, tarafsız bir bilim adamı ciddiliği ile başkalarına anlatabiliyor ve saygı görüyorsa o insan gerçek aydındır.

Ramiz Hoca’da bunların ikisi de vardır. O hem bir Avrupa’lı kadar Avrupa sanatını bilir hem de halkının yüreğinden akıp gelen “muğam”ı dünyaya tanıtmaya gayret eder. Ayrıca Karabağ’ın en kızgın ve acılı döneminde, (1982-1992) Karabağ konusunda Fransa’da dört tane kitap yayınlatmak da gerçek bir aydının cesareti, çalışkanlığı ile bağlı bir durumdur.

Ramiz Hoca ila karşılaşmasak da, bir bardak çay içip bir birimizin gözlerinin içine bakmasak da yolumuz hep bir yerlerde kesişmektedir.

Türkiye’de bir yayınevi için Kurban Said veya Esad Beyin üç kitabını Almancadan tercüme ettim. Şimdiya kadar Türkçeye tercüme edilen Ali ve Nino, İstanbul’lu Kız eserleri İngilizceden tercüme edilmiş ve içinde yüzlerce hata vardı. İlk defa Almanca aslından tercüme ettim ve kitaplara uzun son sözler yazdım. Romanlarda geçen şahsiyetler, yerler hakkında Türk okuyucusuna izahat verdim.

Ali ve Nino romanı geçen hafta Türkiye’de “Salt Okur” yayınevinde piyasaya çıktı. Kitabı sosyal medyada gören Ramiz Hoca hemen bana bir email gönderdi. Gönderdiği emailde benim için bir sürpriz mektup vardı. Mektup merhum Ali Merdan Topçubaşı tarafından Kıpçak Türklerinden ve Alaş Ordu’nun en önemli liderlerinden olan Mustafa Çokay’a yazılmıştı. Mektupta Esad Bey’le de ilgili satırlar vardı. Onun eseri, “Şarkta Petrol ve Kan” hakkında olumsuz sözler yazılmıştı.

Ramiz Hoca’da kimbilir ne kadar bizim merak ettiğimiz, araştırdığımız mektuplar, el yazmalar ve hatıralar vardır.

Onun uzaktan da olsa dostluğunu kazanmaktan büyük bir onur ve sevinç duyuyorum. Ramiz Hoca gibi aydınlarımızın olması sadece benim için değil, bütün halkımız için bir gurur vesilesidir. Onun şimdiye kadar çeşitli dillerde yazdığı on bir kitaptan başka yardım ederek yayınlanmasına sebep olduğu kitapların tümü hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da yayınlanarak gelecekteki araştırmacıların da istifadesine sunulmalıdır.

Ramiz Abutalıbov kolay yetişen aydınlardan değildir. Bu nedenle o yaşadığı sürece onun bilgileridnen, arşvinden yararlanmak her Türkün boynun borcu olmalıdır.

Orhan ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir